Bir Poşet Utanç: Kayınvalidemle Sabrımın Sonu
“Elif, bu ne rezalet? İnsan misafirliğe böyle mi gelir?”
Kayınvalidem Nermin Hanım’ın sesi, apartman boşluğunda yankılandı. Elimdeki market poşetlerine bakarken, yüzümdeki utancı saklayacak bir yer aradım. O an, apartmanın girişinde, komşuların bakışları arasında, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim.
O gün, eşim Serkan’ın doğum günüydü. İşten çıkıp koştura koştura markete uğramış, Nermin Hanım’ın sevdiği börekten tutun da Serkan’ın çocukluğundan beri bayıldığı çikolatalara kadar her şeyi almıştım. Ama poşetlerimden biri yırtılmış, içindeki yoğurt yere düşüp patlamıştı. Üstüm başım yoğurt lekesi içinde, saçlarım dağılmış, nefes nefese kapının önünde dikiliyordum. Tam o sırada Nermin Hanım kapıyı açtı ve beni o halde görünce yüzünü buruşturdu.
“Bir kadın biraz özenli olur Elif. Benim oğlumun eşi böyle mi dolaşır?” dedi, sesi buz gibi. O an içimdeki bütün yorgunluk, bütün iyi niyetim bir anda eriyip gitti. Sanki yıllardır biriktirdiğim sabır bir poşet gibi yırtıldı ve içindekiler yerlere saçıldı.
Serkan ise içeriden seslendi: “Anne, bırak Elif’i, zaten işten yeni geldi.” Ama Nermin Hanım dinlemedi bile. “Benim zamanımda kadınlar evine böyle gelmezdi. Her şeyin bir adabı var!”
O an gözlerim doldu ama ağlamamaya çalıştım. Poşetleri yere bırakıp anahtarı cebimden çıkardım. “Nermin Hanım, ben elimden geleni yapıyorum,” dedim titrek bir sesle. “Her gün işten çıkıp eve koşturuyorum. Sizin oğlunuzun doğum günü için uğraşıyorum. Biraz anlayış beklemek çok mu?”
Nermin Hanım dudaklarını büzdü. “Sen bana laf mı yetiştiriyorsun? Ben senin iyiliğin için söylüyorum. Herkesin içinde rezil oluyorsun, sonra da bana kızıyorsun.”
O an komşu Ayşe Abla merdivenlerden indi. Göz ucuyla bana bakıp başını eğdi. Utancım daha da büyüdü. İçeri girdim, poşetleri mutfağa bıraktım. Ellerim titriyordu. Serkan yanıma geldi, “Boşver Elif, annem işte…” dedi ama bu cümle beni daha da yaraladı.
“Boşvermekten yoruldum Serkan,” dedim sessizce. “Her seferinde aynı şey. Ne yapsam yaranamıyorum.”
Serkan omzuma dokundu ama gözleri kaçıyordu. O da annesinin karşısında susmayı seçiyordu yıllardır. O akşam masada herkes vardı: Nermin Hanım, kayınpederim Halil Bey, Serkan ve ben. Nermin Hanım sofrada yine laf sokmaya devam etti:
“Börek güzel olmuş ama biraz kuru sanki. Elif kızım, senin elin mutfağa alışmadı galiba hâlâ.”
Halil Bey araya girdi: “Nermin, bırak artık kızı rahat.” Ama Nermin Hanım susmadı:
“Ben sadece doğruyu söylüyorum Halil. Herkesin içinde utanmasın sonra.”
O an dayanamadım. Çatalı masaya bıraktım ve derin bir nefes aldım.
“Nermin Hanım,” dedim kararlı bir sesle, “ben sizin gelininizim ama aynı zamanda bir insanım. Hatalarım olabilir, eksiklerim olabilir ama ben de yoruluyorum, ben de üzülüyorum. Lütfen artık bana böyle davranmayın.”
Masada bir sessizlik oldu. Serkan başını eğdi, Halil Bey bana destek olurcasına baktı ama Nermin Hanım gözlerini devirdi.
“Sen bana karşı mı geliyorsun şimdi? Ben senin annen sayılırım!”
Gözlerimden yaşlar süzüldü. “Benim annem bana böyle konuşmazdı,” dedim fısıltıyla.
O gece herkes erken dağıldı sofradan. Serkan bana sarılmaya çalıştı ama uzaklaştım. O gece uyuyamadım; annemin sesini duyar gibi oldum: “Kızım, kimseye kendini ezdirme.”
Ertesi sabah işe giderken aynada kendime baktım; gözlerim şişmişti ama içimde bir kararlılık vardı artık. Akşam eve döndüğümde Nermin Hanım yine oradaydı; bu kez sessizdi ama bakışlarıyla konuşuyordu.
Serkan’la mutfakta yalnız kaldığımızda ona döndüm:
“Serkan, ben bu şekilde devam edemem. Ya annene sınır koyarsın ya da ben kendi yolumu çizerim.”
Serkan ilk kez bu kadar net olduğumu görünce şaşırdı. “Elif… Annem yaşlı işte, alışkanlıkları var…”
“Ben de insanım Serkan! Benim de sabrım var!” dedim gözyaşlarımı tutamayarak.
O akşam Serkan annesiyle konuştuğunu söyledi ama Nermin Hanım ertesi gün yine aynıydı; bu kez komşulara beni çekiştiriyordu.
Bir gün markette Ayşe Abla yanıma yaklaştı:
“Elif kızım, üzülme. Biz her şeyi görüyoruz ama kimse kolay kolay kayınvalidesine karşı çıkamaz bu mahallede.”
O an anladım ki yalnız değildim; benim gibi susan, içine atan çok kadın vardı bu ülkede. Ama ben artık susmak istemiyordum.
Bir akşam annemi aradım; ona her şeyi anlattım. Annem uzun uzun sustu sonra dedi ki:
“Kızım, insan bazen en yakınındakine bile sınır koymak zorunda kalır. Senin huzurun her şeyden önemli.”
O günden sonra Nermin Hanım’la arama mesafe koydum; gerektiğinde cevap verdim, gerektiğinde uzaklaştım. Serkan da zamanla annesine karşı daha net olmaya başladı.
Ama içimde hâlâ o apartman girişindeki utanç var; o poşetin yırtılmasıyla dökülen sabrımı hâlâ toplayamadım.
Şimdi size soruyorum: Siz hiç ailenizde böyle bir utanç yaşadınız mı? Sabrınız tükendiğinde ne yaptınız? Ben doğru mu yaptım?