Eğer Annem Bizimle Yaşamazsa Boşanırım: Bir Kadının Hayatta Kalma Mücadelesi
“Eğer annem bizimle yaşamazsa boşanırım!” diye bağırdı Serkan, gözleri öfkeyle dolu, sesi evin duvarlarında yankılandı. O an, mutfakta elimdeki çay bardağı titredi, neredeyse yere düşecekti. İçimde bir şeyler kırıldı, sanki yıllardır üstüme üstüme gelen yükler bir anda ağırlaştı. Oysa ben sadece huzurlu bir yuva istemiştim.
Serkan’la evlendiğimizde, kendi evimiz yoktu. Onun ailesinin yanında, küçük bir odada başladık hayata. Kayınvalidem Şengül Hanım, her şeye karışan, lafını esirgemeyen bir kadındı. İlk zamanlar “Alışırım” dedim, “Zamanla değişir” diye avuttum kendimi. Ama zaman geçtikçe işler daha da zorlaştı. Sabahları uyanır uyanmaz mutfağa girdiğimde, Şengül Hanım’ın bakışları üzerimde olurdu: “Kahvaltıyı neden böyle hazırladın? Serkan yumurtayı böyle sevmez ki!”
Bir gün annemi aradım, sesim titreyerek: “Anne, burada çok zorlanıyorum,” dedim. Annem sustu, sonra yutkunarak, “Kızım, sabret. Evlilik kolay değil,” dedi. O an anladım ki kimse bana yardım edemezdi; bu savaşı tek başıma verecektim.
Serkan işten gelince yüzüme bile bakmadan annesine sarılırdı. Akşam yemeklerinde masada üç kişiydik ama ben hep fazlalık gibi hissederdim. Bir gün sofrada Şengül Hanım yine başladı: “Senin annen sana yemek yapmayı öğretmemiş mi? Bizim ailede böyle yemek yenmez.” Serkan ise sessizce tabağına bakıyordu. Dayanamadım: “Serkan, neden hiç arkamda durmuyorsun?” dedim. O ise başını kaldırmadan, “Annem doğru söylüyor,” dedi. O an içimde bir şeyler koptu.
Aylar geçti, ben her gün biraz daha küçüldüm. Kendi evimize çıkmak için Serkan’la defalarca konuştum. “Biraz daha para biriktirelim,” dedi hep. Ama ne zaman konu açılsa Şengül Hanım hastalanır, Serkan’ın vicdanı sızlardı. Bir gece yatakta gözlerim dolu dolu ona döndüm: “Serkan, ben artık dayanamıyorum. Kendi evimiz olsun istiyorum.”
Serkan yüzünü ekşitti: “Annem yalnız kalamaz. Ya birlikte yaşarız ya da…”
“Ya da ne?” dedim, sesim titreyerek.
“Ya da boşanırız,” dedi soğuk bir şekilde.
O an hayatımın en büyük şokunu yaşadım. Bir insan nasıl bu kadar kolay vazgeçer? Oysa ben onun için her şeyi göze almıştım. Ertesi sabah valizimi topladım, annemin evine döndüm. Annem kapıyı açtığında gözlerimden yaşlar süzülüyordu.
Günlerce Serkan’dan haber alamadım. Sonra bir gün telefonum çaldı. Arayan Şengül Hanım’dı: “Senin yüzünden oğlum perişan oldu! Aileyi dağıttın!” dedi bağırarak. O an anladım ki suçlu hep ben olacaktım.
Bir hafta sonra Serkan aradı: “Dönersen annemle birlikte yaşayacağız. Başka yolu yok.”
“Peki ya benim isteklerim?” dedim.
“Benim ailem önemli,” dedi ve telefonu kapattı.
O gece sabaha kadar ağladım. Kendimi suçladım, annemi suçladım, hatta bazen Serkan’ı bile savundum içimde. Ama sonra aynaya baktığımda gözlerimin altındaki morlukları gördüm; ben artık kendimden vazgeçmiştim.
Boşanma davası açıldı. Mahkemede Serkan’ın avukatı beni “ailesini dağıtan kadın” olarak gösterdi. Oysa ben sadece biraz huzur istemiştim. Duruşma sonrası annem sarıldı bana: “Kızım, bazen insan kendini kurtarmak zorunda kalır,” dedi.
Boşandık. Herkes kendi yoluna gitti ama içimde bir yara kaldı. Şimdi kendi küçük evimde yalnız yaşıyorum. Bazen akşamları çayımı içerken pencereden dışarı bakıyorum ve düşünüyorum: Bir kadının sınırları nerede başlar? Aileyi korumak mı önemli yoksa kendini yok etmemek mi?
Siz olsaydınız ne yapardınız? Sevdiğiniz adam için kendinizden vazgeçer miydiniz, yoksa kendi hayatınızı mı seçerdiniz?