Kırık Bir Anneler Günü: Bir Kızın Sessiz Çığlığı
“Hiçbir bahanen yok artık, anne! Çık git!” diye bağırdım, sesim titriyordu ama kararlıydım. Annem şaşkınlıkla bana baktı, gözlerinde hem öfke hem de kırgınlık vardı. Elimle kapıyı gösterdim. “Beni anlamıyorsun, Zeynep,” dedi annem, sesi çatallaşmıştı. “Senin iyiliğin için uğraşıyorum.”
“Benim iyiliğim için mi? Hep kendi doğrularını bana dayatıyorsun! Benim ne hissettiğimi hiç sormuyorsun!” dedim. Annem bir an durdu, sonra başını öne eğip ağır adımlarla çıktı. Kapıyı kapattığımda içimde bir boşluk oluştu. O an, hayatımda ilk defa annemi gerçekten kaybetmiş gibi hissettim.
O gün liseden çıkarken hâlâ ellerim titriyordu. Arkadaşlarımın yanına gitmek istemedim, çünkü gözlerim dolmuştu ve kimseye derdimi anlatacak gücüm yoktu. Anneler Günü’ne sadece üç gün kalmıştı ve ben hâlâ babaanneme ne alacağımı düşünüyordum. Ama şimdi, anneme ne alacağımı düşünmek bile istemiyordum.
Yolda yürürken telefonum çaldı. Ekranda “Baba” yazıyordu. Açmak istemedim ama içimde bir umut vardı, belki babam aramıştır diye. “Alo?” dedim, sesim kısık çıktı.
“Zeynep, annen sana ulaşamıyor. Ne oldu evde?” dedi babam endişeyle.
“Hiçbir şey… Sadece tartıştık. O kadar,” dedim ama sesim titredi.
Babam derin bir nefes aldı. “Bak kızım, annenin de senin de hatalarınız olabilir ama ailede böyle şeyler olur. Biraz sakinleşin, konuşun. Anneler Günü geliyor, üzmeyin birbirinizi.”
Telefonu kapattım ve gözyaşlarımı tutamadım. Herkes bana annemi affetmem gerektiğini söylüyordu ama kimse onun beni anlamadığını görmüyordu. Annemle aramızdaki mesafe her geçen gün daha da büyüyordu. O, benim hayatımı kontrol etmek istiyor; ben ise kendi yolumu çizmek istiyordum.
O akşam eve döndüğümde annem yoktu. Salonda babaannem oturuyordu, elinde tespih, gözleri televizyonda ama aklı başka yerdeydi belli ki.
“Kızım, annen biraz hava almaya çıktı,” dedi babaannem. “Sen de çok üzülme, anneler evlatlarını bazen yanlış severler.”
Bir şey diyemedim. Babaannemin ellerine baktım; yaşlı, buruşuk ama sıcacık ellerine. O an karar verdim, ona güzel bir hediye alacaktım. Belki de tek sığınağım oydu bu evde.
Ertesi gün okula gitmeden önce annemin odasına girdim. Yatağı toplanmamıştı, yastığında gözyaşı lekeleri vardı. İçimde bir suçluluk duygusu kabardı ama hemen bastırdım; o da bana haksızlık etmişti.
Okulda arkadaşım Elif yanıma geldi. “Zeynep, iyi misin? Dünden beri çok dalgınsın,” dedi.
“Annemle kavga ettik,” dedim kısaca.
Elif başını salladı. “Ben de annemle sürekli tartışıyorum. Ama sonra pişman oluyorum. Sonuçta onlar bizim annemiz…”
Elif’in sözleri kulağımda yankılandı ama içimdeki öfke hâlâ dinmemişti.
O gün okuldan çıkınca çarşıya gittim. Babaanneme güzel bir başörtüsü aldım; desenleri mor menekşeliydi, onun en sevdiği çiçeklerdi çünkü. Eve dönerken annemi parkta otururken gördüm. Yanına gitmek istedim ama cesaret edemedim; uzaktan izledim sadece. Yüzü solgundu, gözleri uzaklara dalmıştı.
Eve vardığımda babaannem mutfakta yemek yapıyordu.
“Kızım, annen birazdan gelir,” dedi usulca.
Başımı salladım ve odama çekildim. Akşam yemeğinde annem sessizdi; ben de öyleydim. Masada sadece çatal bıçak sesleri vardı.
Gece yarısı uyandığımda annemin odasından hafif bir ağlama sesi duydum. Kapının aralığından baktım; annem yatağında oturmuş, eski bir fotoğrafımıza bakıyordu. Ben küçücükken çekilmiş bir fotoğraf; annemin kucağında gülüyordum.
O an içimdeki buzlar biraz eridi ama yine de yanına gidemedim.
Anneler Günü sabahı geldiğinde evde garip bir sessizlik vardı. Babaanneme hediyesini verdim; gözleri doldu, bana sarıldı.
“Senin gibi bir torunum olduğu için çok şanslıyım,” dedi.
Ama anneme hiçbir şey söylemedim; o da bana yaklaşmadı.
O gün akşamüstü kapı çaldı; komşumuz Ayşe Teyze gelmişti.
“Kızım, anneni parkta ağlarken gördüm bugün,” dedi bana usulca. “Anneler bazen yanlış yapar ama evlatlar da affetmeyi öğrenmeli. Hayat kısa, Zeynep…”
Ayşe Teyze’nin sözleri içime işledi. O gece yatağımda dönüp durdum; annemin bana sarıldığı eski günleri düşündüm. Onun da insan olduğunu, hata yapabileceğini ilk defa bu kadar net hissettim.
Ertesi sabah kahvaltıda annemin karşısına oturdum.
“Anne… Özür dilerim,” dedim kısık bir sesle.
Annemin gözleri doldu; elimi tuttu.
“Ben de özür dilerim kızım… Bazen seni anlamakta zorlanıyorum ama seni çok seviyorum,” dedi titrek bir sesle.
Birbirimize sarıldık; ikimizin de gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
Şimdi düşünüyorum da… Affetmek mi daha zor, yoksa affedilmeyi beklemek mi? Sizce ailede en çok hangi kelimeyi söylemek zor: ‘Özür dilerim’ mi yoksa ‘Seni affettim’ mi?