Bir Annemin Gözyaşları: Evimdeki Yabancı
“Bu kadın burada daha fazla kalamaz, Elif! Ya o gider ya ben!”
Kocam Murat’ın sesi, mutfağın duvarlarında yankılandı. O an ellerimden tabak kayıp yere düştü, cam kırıkları ayaklarımın dibine saçıldı. Annem, arka odada, öksürüğünü bastırmaya çalışırken, ben hayatımın en zor anlarından birini yaşıyordum. İçimde bir yer, Murat’ın bu kadar acımasız olabileceğine hâlâ inanamıyordu. Oysa annem, çocukluğumdan beri bana sığınak olmuştu. Şimdi, ona sığınacak bir liman bulamıyordum.
Her şey, annemin hastalığıyla başladı. Doktorlar, KOAH teşhisi koymuştu. Yalnız yaşadığı eski apartman dairesinde, nefes almak bile ona eziyet oluyordu. Kardeşim yoktu, babamı yıllar önce kaybetmiştik. Annemi yanıma almak, bana göre hem bir evlatlık görevi hem de vicdani bir sorumluluktu. Murat’a ilk söylediğimde, yüzünde bir gölge belirmişti ama ses etmemişti. “Tabii Elif, annen bizim de annemiz,” demişti. Oysa şimdi, annem salonda öksürürken, Murat’ın gözlerinde sadece öfke ve bıkkınlık vardı.
O gece, annem uyuduktan sonra Murat’la oturma odasında karşı karşıya geldik. “Bak Elif,” dedi, sesi bu kez daha yumuşaktı ama gözleri hâlâ sertti. “Bizim de bir hayatımız var. Annene bakmak senin görevin olabilir ama ben bu evde huzur istiyorum. Sürekli hastalık, sürekli ilaç kokusu… Benim psikolojim bozuldu. Hem, annenin evi var. Satarsın, bir huzurevine yerleştirirsin. Hem para da kalır elimize.”
O an, Murat’ın bana ne kadar yabancılaştığını fark ettim. Onunla evlendiğimde, her şeyin üstesinden birlikte geleceğimize inanmıştım. Oysa şimdi, annemin hastalığı bir yük, onun varlığı bir sorun olmuştu. “Murat, o benim annem. Onu huzurevine gönderemem. Hem evi satmak… O evde babamın anıları var. Annemin tek hatırası orası,” dedim, gözlerim dolarak.
Murat, başını iki yana salladı. “Beni düşünmüyorsun Elif. Hep annen, hep annen… Ben ne olacağım? Bu evde artık kendimi yabancı hissediyorum.”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Annemin odasına gidip başında bekledim. Yüzü solgun, nefesi düzensizdi. Elini tuttum, gözlerini açtı. “Kızım, Murat’ı üzme. Benim yüzümden kavga etmeyin,” dedi kısık bir sesle. “Anne, senin yerin benim yanın. Başka hiçbir şey umurumda değil,” dedim ama içimdeki fırtına dinmedi.
Ertesi gün, Murat’ın annesi aradı. “Elifciğim, Murat çok üzgünmüş. Sen de anneni düşünüyorsun ama biraz da kocanı düşün. Herkesin huzuru önemli. Belki annenin evini satıp ona daha iyi bir bakım sağlayabilirsin,” dedi. O an, yalnızlığımı iliklerime kadar hissettim. Kendi ailem yoktu, Murat’ın ailesi de bana sırtını dönmüştü.
Bir hafta boyunca evde soğuk bir savaş yaşandı. Murat, annemle göz göze gelmemeye çalışıyor, ben ise arada kalmış bir elçi gibi iki tarafa da yaranamıyordum. Annem, her geçen gün daha da kötüleşiyordu. Bir gece, nefes alamadığı için hastaneye kaldırmak zorunda kaldık. Acil serviste beklerken, Murat’ın bana attığı bakışları unutamıyorum: “Bak, işte yine aynı şey. Hayatımız hastane koridorlarında geçiyor.”
Hastaneden döndüğümüzde, annem bana sarıldı. “Kızım, ben yük oldum size. İstersen beni huzurevine yerleştir. Ben razıyım,” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. “Anne, sen benim her şeyimsin. Kim ne derse desin, seni bırakmam,” dedim ama gözyaşlarımı tutamadım.
Bir akşam, Murat eve geç geldi. Yorgun ve sinirliydi. “Elif, kararını ver. Ya annen ya ben. Bu evde üç kişi olamayız. Annene bakacaksan, ben giderim,” dedi. O an, hayatımın en zor seçimini yapmak zorunda kaldım. Annemi mi, yoksa yıllardır emek verdiğim evliliğimi mi seçecektim?
O gece, annemin başucunda otururken, geçmişi düşündüm. Babamı kaybettiğimizde annem bana nasıl kol kanat germişti. Üniversiteyi kazanıp İstanbul’a geldiğimde, her hafta sonu bana börekler, sarmalar yapıp otobüsle göndermişti. Murat’la tanıştığımda, “Kızım, mutlu ol yeter,” demişti. Şimdi ise, onun mutluluğu benim elimdeydi.
Sabah olduğunda, Murat’la konuşmaya karar verdim. “Murat, ben annemi bırakmam. Onun evi satılmayacak, huzurevine de gitmeyecek. Eğer bu sana fazla geliyorsa, gitmekte özgürsün,” dedim. Murat, bir süre sessiz kaldı. Sonra ceketini alıp kapıyı çarparak çıktı.
O günden sonra hayatım kolay olmadı. Annemin bakımı, evin işleri, işim… Hepsi üst üste geldi. Ama annemle geçirdiğim her an, bana huzur verdi. Murat bir süre sonra geri dönmek istedi ama ben artık eski Elif değildim. Annem için, kendim için güçlü olmak zorundaydım.
Şimdi, annemle küçük ama huzurlu bir hayat kurduk. Bazen geceleri, annemin nefes alışını dinlerken, içimden şu soruyu soruyorum: Bir insan, sevdikleri için ne kadar fedakârlık yapmalı? Siz olsaydınız, anneniz ve eşiniz arasında nasıl bir seçim yapardınız?