Babaannemin Gururu: Görünmeyen Torun

“Senin torunun ne kadar akıllı, ne kadar uslu, maşallah!” diye övünüyordu babaannem, komşu Ayşe teyzenin önünde. O an mutfağın kapısından içeriye bakakaldım. Elimdeki tabak neredeyse düşecekti. Oysa ben, onun torunu olarak, hayatımda ondan bir kez olsun “Nasılsın?” sorusunu duymamıştım. Yüzümdeki tebessümle içeri girdim, ama içimden geçenleri kimse bilmiyordu.

Babaannem, Sultan Hanım, mahallede adeta bir efsaneydi. Herkes onun yemeklerinden, misafirperverliğinden, titizliğinden bahsederdi. Evimizin kapısı hiç kapanmazdı; komşular, akrabalar, hatta babamın iş arkadaşları bile sık sık uğrardı. Herkes sofrada yer bulurdu ama ben çoğu zaman mutfakta bulaşık yıkarken bulurdum kendimi. Annem ise sessizce köşesinde oturur, babaannemin her dediğine başını sallar, itiraz etmezdi.

Bir gün okuldan eve geldiğimde, salonda büyük bir kalabalık vardı. Babaannem yine ortalığın yıldızıydı. “Benim torunum birinci oldu sınavda!” diye bağırıyordu. Oysa o sınavdan kaç aldığımı bile sormamıştı bana. Hatta geçen hafta matematikten düşük aldığım için ağladığımı görmemişti bile. O an göz göze geldik; bana bakıp başını çevirdi. İçimde bir şeyler kırıldı.

Akşam yemeğinde babam, “Bugün işyerinde herkes annemi konuşuyordu,” dedi gururla. Babaannem gülümsedi, “Her şey düzenli olursa herkes seni konuşur oğlum,” dedi. Annem ise sessizce tabağındaki pilavı karıştırıyordu. Ben ise içimdeki yalnızlığı bastırmaya çalışıyordum.

Bir gece, odama kapanıp defterime yazmaya başladım: “Babaannem beni hiç tanımıyor. Benim en sevdiğim renk mavi, ama o bana her doğum günümde pembe kazak örüyor. En sevdiğim yemek makarna, ama o hep dolma yapıyor ve bana zorla yediriyor.” Gözyaşlarım defterime damladı.

Bir gün cesaretimi topladım ve anneme sordum: “Anne, neden babaannem beni hiç dinlemiyor?” Annem gözlerini kaçırdı, “O öyle biri kızım, kalbini kırma,” dedi. Ama ben kırılmıştım bile.

Liseye başladığım yıl, hayatımızda büyük bir değişiklik oldu. Babam işten çıkarıldı. Evdeki huzur tamamen kayboldu. Babaannem daha da otoriterleşti; her şeye karışıyor, annemi sürekli eleştiriyordu. Bir akşam annemle mutfakta bulaşık yıkarken fısıldadı: “Bazen keşke başka bir şehirde yaşasaydık.” O an annemin de mutsuz olduğunu anladım.

Bir gün okuldan eve dönerken arkadaşım Zeynep’e anlattım: “Babaannem herkesin önünde beni över ama aslında beni hiç tanımıyor.” Zeynep şaşırdı: “Senin babaannen çok tatlı görünüyor halbuki!” Gülümsedim ama içim acıdı.

O yıl üniversite sınavına hazırlandım. Babaannem her misafire “Benim torunum doktor olacak!” diyordu. Oysa ben resim okumak istiyordum. Cesaretimi toplayıp bir akşam sofrada söyledim: “Ben güzel sanatlara gitmek istiyorum.” Babaannem kaşığını masaya vurdu: “O neymiş öyle? Doktor olacaksın! Bizim ailede sanatçı mı var?” Babam sessiz kaldı, annem ise gözlerime baktı ama konuşamadı.

O gece odamda ağladım. Defterime yazdım: “Kendi hayatımı yaşamak istiyorum ama ailemden korkuyorum.”

Üniversite sınav sonuçları açıklandığında güzel sanatlara girmeye hak kazandığımı öğrendim. Babaannem günlerce konuşmadı benimle. Annem gizlice yanıma gelip sarıldı: “Kendin için yaşa kızım,” dedi.

İstanbul’a taşındığım ilk gün babaannem aramadı bile. Annem ise her hafta aradı, halimi hatrımı sordu. Bir gün annem telefonda ağladı: “Babaannen çok hasta oldu,” dedi.

İstanbul’dan apar topar döndüm. Babaannemin odasına girdim; yatağında zayıf ve solgun yatıyordu. Gözleriyle beni süzdü: “Sen geldin mi?” dedi kısık sesle. Yanına oturdum, elini tuttum. İlk defa bana uzun uzun baktı. “Seninle hiç konuşmadık değil mi?” dedi titrek bir sesle.

Gözlerim doldu: “Hayır babaanne, hiç konuşmadık.”

Bir süre sessizlik oldu. Sonra fısıldadı: “Ben hep iyi bir aile olmak istedim… Ama galiba seni göremedim.”

O an içimde yıllardır taşıdığım yük hafifledi mi bilmiyorum ama ilk defa babaannemi insan olarak gördüm; kusurlarıyla, pişmanlıklarıyla…

Babaannemi birkaç ay sonra kaybettik. Cenazede herkes onun ne kadar iyi bir kadın olduğundan bahsetti yine. Ama ben artık biliyordum ki bazen en yakınlarımız bile bizi göremeyebiliyor.

Şimdi kendi evimde otururken düşünüyorum: Bir insan gerçekten sevilmeden büyüyebilir mi? Yoksa sevgi sandığımız şey bazen sadece gösterişten mi ibaret? Sizce ailede görünmez olmak insanı nasıl etkiler?