Kimsenin Şefkatine İhtiyacım Yok: Bir Hayatın Sessiz Çığlığı

— Emine Teyze, yardım edeyim mi? — diye seslendi alt kattan genç bir kadın.

Elimdeki poşetler parmaklarımı kesiyor, nefesim göğsümde sıkışıyordu. Beşinci kata çıkan merdivenler her zamankinden daha dik, daha uzun geliyordu. Yine de başımı kaldırıp, aşağıdan bana bakan Zeynep’e sertçe baktım.

— Gerek yok kızım, ben hallederim! — dedim, sesimdeki titremeyi saklamaya çalışarak.

Zeynep’in gözlerinde bir anlık tereddüt gördüm. Sonra başını eğip kapıdan çıktı. İçimde bir burukluk, bir öfke… Kimseye muhtaç olmadığımı kanıtlamak isterken, aslında ne kadar yalnız olduğumu kendime bile itiraf edemiyordum.

Kapıyı açıp içeri girdim. Ev sessizdi. Sadece eski duvar saatinin tik takları… O an, yıllar önceki bir akşamı hatırladım. Kocam Hasan’ın sesi kulaklarımda çınladı: “Emine, bu kadar inat etme, yardım istemek ayıp değil.” O zaman da kızmıştım ona. Şimdi ise o sesin yokluğunda, evin duvarları üstüme üstüme geliyordu.

Poşetleri mutfağa bıraktım. Ellerim titriyordu. Bir an aynada kendime baktım; saçlarım bembeyaz, gözlerimin altı mor halkalarla çevrili. Ama hâlâ dimdik durmaya çalışıyordum. Çünkü başka türlüsünü bilmiyordum.

Telefon çaldı. Ekranda kızım Elif’in adı yazıyordu. İçimde bir sızı… Açmak istemedim ama vicdanım el vermedi.

— Anne, nasılsın? — dedi Elif, sesi uzaktan geliyordu.

— İyiyim kızım, her zamanki gibi işte.

— Yine markete kendin mi gittin? Kaç kere söyledim, komşudan yardım iste diye!

— Elif, ben çocuk muyum? Herkesin işi gücü var. Hem ben hallediyorum işte.

— Anne, bak… Yalnız kalmanı istemiyorum. İstersen yanımıza taşın, çocuklar da seni çok özlüyor.

İçimde bir öfke kabardı. Onların yanında yaşamak… Bir köşede oturup torunların gürültüsünü dinlemek… Kendi evimde özgürken neden başkasının evinde misafir olayım?

— Elif, ben burada iyiyim. Kendi düzenim var. Siz keyfinize bakın.

Elif’in sesi kırıldı:

— Anne, lütfen inat etme…

Telefonu kapattım. Gözlerim doldu ama ağlamadım. Ağlamak zayıflıktı benim için. Annem de bana böyle öğretmişti: “Kimseye yük olma Emine!”

O akşam yemek yerken televizyonu açtım. Haberlerde yine zamlar, yine kaza haberleri… Her şey pahalılaşmıştı. Emekli maaşımla ay sonunu getirmek her geçen gün daha da zorlaşıyordu. Ama kimseye belli etmedim. Komşulara da, kızıma da…

Birden kapı çaldı. Zeynep elinde bir tabak börekle kapıda belirdi.

— Emine Teyze, annem yaptı, size de getirdim.

— Zahmet etmişsiniz kızım…

— Hiç zahmet olur mu? Yalnız yemek yemeyin diye düşündük.

Bir an içeri almak istedim onu. Ama sonra vazgeçtim. Yalnızlığıma alışmıştım artık.

— Sağ ol kızım, Allah razı olsun.

Kapıyı kapattım. Tabaktaki böreğe baktım; sıcaklığı ellerimi yaktı ama içimi ısıtmadı.

Gece olunca yatağa uzandım. Tavanı izlerken geçmişi düşündüm: Hasan’la ilk evlendiğimiz yılları, Elif’in doğumunu… Sonra annemin ölümünü… O zaman da yalnız kalmıştım ama gençtim; şimdi ise yaşlılığın ağırlığı omuzlarımı eziyordu.

Bir sabah apartmanda elektrikler kesildi. Asansör zaten yoktu ama şimdi su da akmıyordu. Kapının önünde komşular toplanmıştı; herkes şikayet ediyordu.

— Belediyeye şikayet edeceğim! — dedi alt kattaki Hüseyin Amca.

— Boşuna uğraşma Hüseyin Abi, kimse ilgilenmiyor artık! — dedi başka biri.

Ben sessizce dinledim onları. Kimseye karışmadım. Çünkü biliyordum ki bu ülkede yaşlıların sesi duyulmuyordu artık.

O gün Elif tekrar aradı:

— Anne, bak bu böyle olmayacak! Ben geliyorum seni almaya!

— Elif, istemiyorum dedim ya! Beni burada bırakın!

Elif’in sesi titredi:

— Anne… Bize neden bu kadar uzaksın? Neden hiç duvarlarını indirmiyorsun?

Cevap veremedim. Çünkü bilmiyordum… Belki de korkuyordum; sevdiklerime yük olmaktan, aciz görünmekten… Ya da sadece alışkanlıktı bu yalnızlık.

O gece uzun süre uyuyamadım. Hasan’ın fotoğrafına baktım; gülümsüyordu bana. “Emine,” derdi hep, “Hayat paylaşınca güzel.” Ama ben paylaşmayı hiç beceremedim ki…

Bir sabah kapı çaldı; bu kez Elif karşımdaydı. Gözleri dolu dolu bana sarıldı:

— Anne… Lütfen izin ver artık yanımızda ol!

Kollarında kendimi küçük bir çocuk gibi hissettim. O an anladım ki; yıllarca kimseye muhtaç olmamaya çalışırken aslında en çok sevdiklerimi kendimden uzaklaştırmıştım.

Ama yine de kararımı değiştiremedim:

— Elif, ben burada kalacağım… Ama belki arada sizde kalırım…

Elif başını salladı; gözlerinde hem hüzün hem umut vardı.

Şimdi pencerenin önünde oturuyorum; dışarıda çocuklar oynuyor, hayat devam ediyor. İçimde bir boşluk var ama aynı zamanda hafif bir huzur… Belki de yalnızlıkla barışmak gerekiyordu artık.

Sizce insan yaşlandıkça daha mı inatçı olur? Yoksa bu inatçılık aslında bir savunma mı? Siz olsanız ne yapardınız?