Babamı Huzurevine Yerleştirdim: Vicdanımla Ailem Arasında Sıkışıp Kaldım
“Sen nasıl bir evlatsın, Zeynep?” Annemin sesi mutfakta yankılanırken, elimdeki çay bardağı titredi. O an, babamı huzurevine bırakıp eve döndüğümde, evin duvarları bile bana yabancı gelmişti. Annem, ablam Elif ve ağabeyim Murat, sofranın etrafında oturmuş, gözlerini benden kaçırıyorlardı. Sanki ben değil de bir yabancı girmişti aralarına.
Babamın hastalığı ilerledikçe, evdeki huzur da azalmıştı. Alzheimer, sadece babamı değil, hepimizi yavaş yavaş tüketiyordu. Geceleri uyanıp koridorda dolaşan, bazen beni bile tanımayan babamı izlerken, içimde bir yerler acıyordu. Annem yaşlıydı, ablamın iki küçük çocuğu vardı, Murat ise işten eve ancak gece yarısı dönebiliyordu. Herkesin bahanesi vardı ama yük hep benim omuzlarımdaydı.
Bir gece babam banyoda kayıp düştü. O an, kalbim yerinden çıkacak sandım. Onu kaldırmaya çalışırken, gözlerindeki korkuyu gördüm. “Kızım, ben neredeyim?” dediğinde, gözyaşlarımı tutamadım. O sabah hastanede doktor bana dönüp, “Bakımı evde sürdürmek artık çok riskli,” dediğinde, içimde bir şeyler koptu.
Aileme huzurevi fikrini açtığımda kıyamet koptu. Annem bana öyle bir baktı ki, sanki onu da oraya bırakacakmışım gibi. “Biz Türk’üz kızım! Biz babamızı sokağa atmayız!” diye bağırdı Murat. Elif ise sessizce ağladı. O an kendimi dünyanın en kötü evladı gibi hissettim ama başka çaremiz yoktu.
O gün geldiğinde babamı huzurevine götürmek için arabaya bindirdim. Yol boyunca elimi tuttu. “Zeynep, annene iyi bak olur mu?” dedi. O kadar yorgun ve kırılgandı ki… Huzurevinin kapısında durduğumuzda bana döndü: “Burası neresi kızım? Eve gitmek istiyorum.” O an içimde bir şey öldü sanki.
İlk hafta her gün ziyaretine gittim. Babam bazen beni tanıyor, bazen yabancı gibi bakıyordu. Bir gün yanına gittiğimde başka bir yaşlıyla tavla oynuyordu. Gülümsedi bana: “Kızım gelmiş!” O an biraz olsun içim rahatladı ama eve döndüğümde annem yine başladı: “Senin yüzünden baban orada! Ben her gece dua ediyorum Allah seni affetsin diye!” Elif ise bana mesaj atmış: “Keşke biraz daha sabretseydik…”
Murat ise tamamen sustu. Aramızda soğuk bir duvar örüldü. Bir akşam işten eve dönerken telefonum çaldı. Huzurevinden arıyorlardı: “Babanız bu gece biraz huzursuzdu, sizi sordu.” Arabayı kenara çekip ağladım. O an ne yapacağımı bilemedim.
Bir gün Elif’le tartıştık. “Sen kendi hayatını kolaylaştırmak için babamızı oraya bıraktın!” dedi. “Sen de gelip bir gün bakmadın!” diye bağırdım ben de. İkimiz de ağladık. Annem ise sessizce odasına çekildi.
Bir sabah annem fenalaştı. Hastaneye kaldırdık. O gün Murat ilk kez bana sarıldı: “Belki de başka çaremiz yoktu Zeynep… Ama keşke birlikte karar verseydik.” O an anladım ki; aile olmak bazen birlikte acı çekmekmiş.
Babam huzurevinde yavaş yavaş daha da içine kapandı. Ziyaretlerimiz azaldı çünkü annem hastaydı, Elif’in çocukları okula başlamıştı, Murat’ın işi yoğundu… Ben ise her hafta sonu gidip yanında oturuyordum. Bir gün bana döndü: “Kızım, ben seni affettim de sen kendini affettin mi?” O an içimdeki yük biraz hafifledi ama vicdanım hâlâ susmuyordu.
Şimdi geceleri uyuyamıyorum. Doğru olanı mı yaptım? Yoksa ailemin dediği gibi kolay yolu mu seçtim? Siz olsanız ne yapardınız? Ailenizle aranızda kalsanız mıydınız yoksa babanızın sağlığı için böyle bir karar alır mıydınız?
Bazen düşünüyorum; aile olmak sadece aynı çatı altında yaşamak mı? Yoksa birlikte acı çekmeyi de göze almak mı? Sizce ben iyi bir evlat mıyım?