Bir Annenin Son Dileği: Gözyaşları Arasında Bir Söz

“Oğlum, yanıma gel… Sana son bir şey söylemem lazım.” Annemin sesi, odanın loşluğunda yankılandı. Gözlerim dolmuştu, ellerim titriyordu. Yatağın kenarına diz çöktüm, annemin incecik parmakları elimi buldu. “Ali… Biliyorum, zor bir hayatın oldu. Ama bana söz ver, kardeşine sahip çıkacaksın. Onu yalnız bırakmayacaksın.”

O an, içimde bir şeyler koptu. Annemin gözleri, hastalığın gölgesinde bile hâlâ sıcaktı. “Söz veriyorum anne,” dedim, sesim çatallandı. O an, hayatımın en ağır yükünü omuzlarıma aldım.

Bizim mahalle, İstanbul’un kenar semtlerinden biri. Babam yıllar önce başka bir kadına kaçtı. Annem, ben ve küçük kardeşim Zeynep’le tek başına mücadele etti. Temizliklere gitti, pazarda limon sattı. Ama hastalık onu yatağa düşürdü. Komşular yardım etti ama kimse annemin yerini tutamazdı.

O gece annem uyuyamadı. Ben de başucunda oturdum. Zeynep ise odasında sessizce ağlıyordu. Sabah olduğunda annem gözlerini bir daha açmadı. O an, evimizdeki tüm ışıklar sönmüş gibiydi.

Cenazede herkes başsağlığı diledi ama kimse bizim neyle karşı karşıya olduğumuzu bilmiyordu. Amcam Halil abi geldi, “Ali, annenin borçları varmış. Ev de ipotekliymiş,” dedi. O an dizlerimin bağı çözüldü. On yedi yaşındaydım ve artık hem kardeşime hem de borçlara bakmak zorundaydım.

Zeynep’in elini tuttum, “Korkma, ben buradayım,” dedim ama içimde fırtınalar kopuyordu. Okulu bırakmayı düşündüm ama annemin sesi kulaklarımda çınladı: “Okumadan hiçbir yere varamazsın.”

Gündüzleri inşaatta çalışmaya başladım. Ellerim nasır tuttu, sırtım ağrıdı ama eve ekmek götürmek zorundaydım. Akşamları Zeynep’le ders çalışıyorduk. O bazen bana sarılıp ağlıyordu: “Anne geri gelecek mi?”

Bir gün okuldan eve dönerken mahalledeki marketçi Hüseyin abi önüme çıktı: “Ali, annenin borcunu ödeyemediğin için evden atılabilirsin,” dedi. O an dünyam başıma yıkıldı. Zeynep’in okul çantasını sırtladım, eve koştum. “Zeynep, hazırlıklı ol,” dedim, “Belki başka bir yere taşınmamız gerekebilir.”

O gece uyuyamadım. Annemin fotoğrafına baktım: “Anne, ne yapacağım ben?” dedim sessizce.

Bir hafta sonra icra memurları kapıya dayandı. Eşyalarımızı toplamamızı söylediler. Zeynep ağladı, ben ise gözyaşlarımı içime akıttım. Komşumuz Şerife teyze bize küçük bir oda verdi. Orada yaşamaya başladık.

İnşaatta çalışırken bir gün ustabaşı bana yaklaştı: “Ali, sen akıllı çocuğa benziyorsun. Okula devam etmelisin,” dedi. O an içimde bir umut filizlendi. Gece gündüz çalıştım, Zeynep’e baktım, derslerimi aksatmadım.

Bir gün okulda öğretmenim Ayşe Hanım beni yanına çağırdı: “Ali, burs başvurusu yapabilirsin,” dedi. O gece dua ettim: “Allah’ım, annemin yüzünü kara çıkarmayayım.”

Aylar geçti, burs çıktı. Artık biraz daha rahat nefes alabiliyorduk ama hâlâ annemin yokluğunu her an hissediyordum. Zeynep büyüdükçe bana daha çok sarıldı: “Abi, sen olmasan ne yapardım?”

Bir akşam Zeynep ateşler içinde yattı. Hastaneye koştum ama cebimde para yoktu. Doktor bana acil müdahale gerektiğini söylediğinde çaresizlikten ağladım: “Ne olur yardım edin!”

O an mahalledeki herkes seferber oldu; Hüseyin abi para topladı, Şerife teyze yemek getirdi. Zeynep iyileşti ama ben o gece büyüdüm; artık çocuk değildim.

Yıllar geçti… Liseyi bitirdim, üniversiteyi kazandım. Zeynep de okula devam etti. Annemin mezarına her gittiğimde ona verdiğim sözü hatırladım: “Kardeşime sahip çıkacağım.”

Şimdi üniversiteye gidiyorum, Zeynep liseye başladı. Hayat hâlâ zor ama artık korkmuyorum. Çünkü biliyorum ki annemin bana bıraktığı en büyük miras; sevgi ve sorumluluktu.

Bazen geceleri pencereden yıldızlara bakıyorum ve kendi kendime soruyorum: “Acaba annem şimdi beni görse gurur duyar mıydı? Sizce bir evlat annesine olan borcunu gerçekten ödeyebilir mi?”