Aile Bağlarının Kıskacında: Bir Evliliğin Çöküşü
“Yeter artık, Hatice Hanım! Ben insan değil miyim?” diye bağırdım, gözyaşlarım yanaklarımı yakarken. O an, mutfağın ortasında, ellerim bulaşık deterjanı kokarken, içimde yıllardır biriken öfke ve yorgunluk patladı. Eşim Mehmet ise salonda televizyonun sesini biraz daha açtı, sanki hiçbir şey duymuyormuş gibi. O an anladım: Bu evde sesimi duyan yoktu.
Altı yıl önce, Mehmet’le evlendiğimde hayallerim vardı. Kendi ailemizi kuracak, birlikte büyüyecek, belki bir gün çocuklarımız olacaktı. Ama evliliğimizin ikinci ayında kayınvalidem Emine Hanım, “Ben Almanya’ya çalışmaya gidiyorum, babaannenize sen bakarsın değil mi kızım?” dediğinde, hayır demek aklıma bile gelmedi. O zamanlar, aile olmak fedakarlık demekti benim için. Oysa şimdi biliyorum ki, bazen hayır demek de kendine sahip çıkmaktır.
Babaannemiz Fatma Hanım o zamanlar 82 yaşındaydı. Yatağa bağımlı değildi ama her şeyiyle ilgilenmek gerekiyordu. Sabahları ilaçlarını veriyor, kahvaltısını hazırlıyor, banyosunu yaptırıyor, akşamları ise yanında oturup eski günlerden konuşuyordum. İlk başlarda bunu bir görev gibi değil, sevgiyle yaptım. Ama zaman geçtikçe, Emine Hanım’ın aramaları sıklaştı: “Kızım, Fatma Hanım’ın çamaşırlarını unutma. Kış geliyor, battaniyeleri yıkadın mı? Elektrik faturasını yatırdın mı?”
Mehmet ise işten yorgun gelirdi. “Sen evdesin, ben çalışıyorum,” derdi. “Biraz da sen ilgilen.” Oysa ben de çalışıyordum; sabahları online dersler veriyor, akşamları ise babaannemizle ilgileniyordum. Kendi ailemden uzak, İstanbul’un kenar mahallesinde yalnız hissediyordum kendimi. Annemle konuştuğumda “Kızım sabret, evlilik böyle şeyler,” derdi. Ama içimdeki yalnızlık büyüdükçe büyüdü.
Bir gün Emine Hanım aradı. “Kızım, Almanya’da işlerim uzadı. Bir yıl daha gelemeyeceğim. Senin gibi bir gelinim olduğu için çok şanslıyım.” Sesi tatlıydı ama her kelimesi bana yeni bir zincir gibi dolanıyordu. O gece Mehmet’e “Ben de yoruldum,” dedim. “Biraz da sen ilgilen.” Yüzüme bile bakmadan “Benim işim ağır,” dedi. “Sen kadınsın, senin işin bu.”
O an içimde bir şey kırıldı.
Aylar geçti. Fatma Hanım hastalandı; geceleri uyuyamıyor, sürekli ağlıyordu. Ben de uykusuz kaldım, sinirlerim gerildi. Bir sabah mutfakta bayıldım; gözümü açtığımda Mehmet başucumdaydı ama gözlerinde endişeden çok suçluluk vardı. “Annem duymasın,” dedi sadece. “Yoksa bana kızar.”
O günden sonra her şey daha da zorlaştı. Emine Hanım haftada iki kez arıyor, bana neyi yanlış yaptığımı anlatıyordu: “Fatma Hanım’ın saçları neden böyle dağınık? Ev neden dağınık? Mehmet’in gömlekleri neden ütüsüz?” Sanki ben bu evde sadece hizmetçiydim.
Bir akşam Fatma Hanım fenalaştı; ambulans çağırdık. Hastanede saatlerce bekledim; Mehmet ise işten çıkıp gelmedi bile. Doktor bana “Çok yorulmuşsunuz,” dediğinde gözlerim doldu. Kimseye anlatamadığım yorgunluğum bir yabancının gözlerinde görünce daha da ağır geldi.
Fatma Hanım hastanede kalırken eve döndüm ve ilk kez kendi odamda ağladım. Annemi aradım: “Anne ben tükendim,” dedim. Annem yine “Sabret kızım,” dedi ama bu kez sabrım kalmamıştı.
Emine Hanım Türkiye’ye döndüğünde ilk işi beni sorguya çekmek oldu: “Fatma Hanım neden bu kadar zayıflamış? Mehmet neden mutsuz? Sen ne biçim gelinsin?” O an içimdeki bütün öfke patladı: “Ben insan değil miyim? Altı yıldır tek başıma uğraşıyorum! Hiç mi hakkım yok?”
Mehmet ise annesinin yanında sustu; bana bakmadı bile.
O gece valizimi topladım. Kapının önünde durup Mehmet’e son kez baktım: “Beni hiç duydun mu? Hiç gördün mü?” dedim. Cevap vermedi.
Annemin evine döndüm; ilk günler kendimi suçlu hissettim. Ama sonra fark ettim ki, ben sadece kendime sahip çıkmak istemiştim. Altı yıl boyunca aile olmak adına kendimi yok saymıştım. Şimdi ise yeniden var olmanın zamanıydı.
Bazen geceleri hâlâ Fatma Hanım’ın sesini duyar gibi oluyorum; bazen Emine Hanım’ın suçlayıcı bakışları rüyalarıma giriyor. Ama artık biliyorum ki, kimseye kendimi feda etmek zorunda değilim.
Şimdi size soruyorum: Bir kadının fedakarlığı nereye kadar olmalı? Aile olmak uğruna kendimizi ne kadar yok sayabiliriz? Siz olsaydınız ne yapardınız?