Bir Annenin Sessiz Çığlığı: Zeynep ve Emir’in Yarım Kalan Hikayesi
“Emir! Emir, oğlum!” diye seslendim, sesim titreyerek. Parkın kalabalığı arasında, bankta oturan genç adam başını kaldırdı. Göz göze geldik. Bir anlığına, yıllar önceki o küçük çocuğun bakışlarını aradım gözlerinde. Ama Emir’in yüzü donuktu, dudakları ince bir çizgiye dönüşmüştü. Yanındaki arkadaşına dönüp alçak sesle, “Tanımıyorum,” dediğini duydum. Kalbim sanki göğsümden dışarı fırlayacak gibi oldu. Dizlerim titredi, elimdeki poşet yere düştü. İçinden çıkan eski oyuncak ayıyı görünce, gözlerim doldu. O ayıyı ona doğum gününde almıştım, beş yaşındaydı. Şimdi ise yirmi iki yaşında ve annesini tanımıyordu.
O an, hayatımın en uzun saniyesiydi. Herkes bana bakıyordu ama kimse gerçekten görmüyordu. Yavaşça eğildim, ayıyı yerden aldım. Emir’in arkasından bakarken, içimde yılların yüküyle baş başa kaldım. “Neden?” dedim kendi kendime. “Nerede yanlış yaptım?”
Emir’i tek başıma büyüttüm. Kocam Murat, Emir iki yaşındayken evi terk ettiğinde, annem “Bu çocukla baş edemezsin,” demişti. Ama ben pes etmedim. Gündüzleri temizlik işlerine gittim, geceleri evde dikiş diktim. Emir’in okul masraflarını karşılamak için saçımı süpürge ettim. Onun bir gün iyi bir hayatı olsun diye kendi hayallerimi gömdüm.
Ama ne zaman büyüdü de bana bu kadar yabancılaştı? Lise yıllarında başladı aramızdaki mesafe. Her akşam eve geç gelirdi. “Anne, arkadaşlarım dalga geçiyor; neden babam yok?” diye sorduğunda, boğazım düğümlenirdi. “Baban seni seviyor ama yollarımız ayrıldı,” derdim hep. Oysa Murat yıllardır arayıp sormamıştı bile.
Bir gün okuldan aradılar; Emir kavga etmişti. Müdür odasında gözleri yere bakıyordu. Müdür Bey bana dönüp, “Zeynep Hanım, oğlunuzun ilgisizliği dikkat çekiyor,” dediğinde utançtan yerin dibine girdim. O gece Emir’le konuşmaya çalıştım.
“Emir, oğlum… Neden böyle yapıyorsun?”
“Anne, ben yoruldum! Herkesin babası var, benim yok! Sen de sürekli çalışıyorsun, ben hep yalnızım!”
O an içimde bir şeyler kırıldı. Ona sarılmak istedim ama o odasına kapandı. Kapının ardından ağladığını duydum ama yanına gidemedim.
Yıllar geçti, Emir üniversiteyi kazandı. İstanbul’a gittiğinde içimde hem gurur hem de korku vardı. Onu özgür bırakmak istedim ama her gece yatağımda dua ettim: “Allah’ım, oğlumu koru.”
İlk zamanlar arardı; “Anne, yemek yapmayı bilmiyorum,” derdi gülerek. Sonra aramalar azaldı. Bir gün sosyal medyada fotoğrafını gördüm; yanında bir kız vardı. Altına “Ailem” yazmıştı. O fotoğrafa saatlerce baktım. Ben yoktum o ailede.
Geçen yıl bayramda eve gelmedi. Aradım, açmadı. Mesaj attım: “Oğlum, seni çok özledim.” Cevap gelmedi.
Bugün parkta onu görünce içimdeki umut yeniden yeşermişti. Belki konuşuruz, belki eski günlere döneriz diye düşündüm. Ama o bana yabancıydı artık.
Eve dönerken yol boyunca ağladım. Annem aradı; “Ne oldu kızım?” dedi.
“Anneciğim… Emir beni tanımadı bile.”
Telefonun ucunda sessizlik oldu. Sonra annem yavaşça, “Belki de biraz zamana ihtiyacı vardır,” dedi.
Ama ben biliyorum; bazı yaralar zamanla iyileşmiyor.
Gece boyunca uyuyamadım. Eski fotoğraflara baktım; Emir’in bebekliğinden bugüne kadar olan her karede ben vardım yanında. İlk adımı, ilk dişi, ilk karne günü… Hepsinde gülüyorduk.
Sabah olduğunda karar verdim; ona bir mektup yazacaktım.
“Oğlum,
Sana bu satırları yazarken gözlerim dolu dolu… Belki okumazsın bile ama bilmeni isterim: Seni hep çok sevdim. Hayatın boyunca yanında olamasam da kalbimde hep sen vardın. Bazen anneler hata yapar; ben de yaptım belki… Ama sevgimden hiç şüphe etme.
Bir gün bana dönmek istersen, kapım sana her zaman açık olacak.
Annen Zeynep.”
Mektubu postaya verdikten sonra içimde hafif bir huzur hissettim ama acı hâlâ oradaydı.
Akşamüstü kapı çaldı; komşum Ayşe Hanım elinde bir tabak börekle geldi.
“Zeynep abla, iyi misin? Yüzün solgun.”
Gözlerim doldu yine; “İyi değilim Ayşe… Oğlum beni tanımadı bugün.”
Ayşe Hanım sarıldı bana; “Evlat işte… Bazen anlamıyorlar annelerin neler çektiğini.”
O gece pencereden dışarı bakarken kendi kendime sordum: Sevgi gerçekten yeterli mi? Bir anne ne kadar fedakârlık yapsa da bazen çocuklarının kalbine ulaşamıyor mu? Yoksa biz anneler mi çok şey bekliyoruz?
Sizce bir annenin sevgisi her şeyi affettirebilir mi? Yoksa bazı yaralar asla kapanmaz mı?