Eski Süpürge ve Annemle Aramızdaki Sessizlik: Görülmek İçin Verdiğim Mücadele

“Yeter artık, Zeynep! Şu evi adam gibi süpürmeyi ne zaman öğreneceksin?” Babamın sesi, mutfağın duvarlarında yankılandı. Ellerim titreyerek eski süpürgeyi sıktım. O an, annem gözlerini yere indirdi; yine konuşmadı, yine sessizliğe gömüldü. O sessizlik… Bazen babamın öfkesinden daha çok canımı yakardı.

Küçük bir Anadolu kasabasında, üç odalı, rutubet kokan bir evde büyüdüm. Annem Hatice Hanım, babam İsmail Bey ve ben… Bir de dedemden kalan, sapı çatlamış eski bir süpürge. O süpürgeyle evi süpürmek, bana çocukluğumdan beri verilen tek görevdi. Ama o süpürge, benim için sadece bir temizlik aracı değildi; sanki dedemin ellerinin sıcaklığı hâlâ üzerinde kalmıştı. Babamın bağırışlarından kaçmak için mutfağa saklanır, süpürgeyle hayali oyunlar oynardım. Bazen o süpürgeyle evin dışına kaçıp rüzgarla yarıştığımı hayal ederdim.

Ama gerçekler hayaller kadar güzel değildi. Babam işten yorgun döner, sofrada anneme laf sokar, sonra da bana bağırırdı. Annem ise hep susardı. Onun sessizliğiyle babamın öfkesi arasında sıkışıp kalmıştım. Bir gün, anneme korkarak sordum: “Anne, neden hiç konuşmuyorsun? Neden babama karşılık vermiyorsun?” Gözleri doldu, ama yine sustu. O an anladım ki annemin sessizliği, aslında bir çığlıktı; ama kimse duymuyordu.

Okulda da pek farklı değildi durumum. Arkadaşlarımın anneleri onları okula getirir, saçlarını okşar, yanaklarından öperdi. Ben ise çoğu zaman yalnız yürürdüm. Bir gün öğretmenim Sevgi Hanım beni kenara çekti: “Zeynep, neden bu kadar içine kapanıksın? Bir derdin mi var?” O an gözlerim doldu ama anlatamadım. Çünkü anlatacak kelimem yoktu; evde kimse beni dinlememişti ki…

Bir akşam babam eve sarhoş geldi. Annem sofrayı hazırlamıştı ama babam yemeği beğenmedi. Tabağı yere fırlattı, anneme bağırdı. Ben köşede eski süpürgeye sarılmış ağlıyordum. Babam bana döndü: “Sen de annen gibi sus pus olmuşsun! Hiçbir işe yaramıyorsunuz!” O an içimde bir şey koptu. Süpürgeyi yere fırlatıp odama koştum. Kapıyı kilitledim ve ilk kez yüksek sesle ağladım.

O gece uyuyamadım. Sabah olunca annemi mutfakta buldum; gözleri şişmişti. Yanına oturdum, elini tuttum: “Anne, böyle yaşamak zorunda mıyız?” İlk kez bana baktı ve fısıldadı: “Bazen susmak, hayatta kalmanın tek yoludur.” O an annemin ne kadar yalnız olduğunu hissettim.

Günler geçtikçe içimde bir öfke büyüdü. Okulda daha çok susmaya başladım; kimseyle konuşmuyordum. Sadece eski süpürgeyle baş başa kaldığımda kendimi özgür hissediyordum. Bir gün okuldan eve dönerken komşumuz Ayşe Teyze beni durdurdu: “Zeynep kızım, annen iyi mi? Dün gece sesler gelmiş.” Ne diyeceğimi bilemedim; başımı eğip yürüdüm.

Bir akşam babam yine öfkeliydi. Anneme bağırırken ben araya girdim: “Yeter artık baba! Anneme bağırma!” Babam şaşkınlıkla bana döndü; ilk kez ona karşı gelmiştim. Bir anlık sessizlik oldu; sonra tokadı yedim. Yanağım yanarken annem ağladı: “İsmail yapma!” Ama babam umursamadı, odasına çekildi.

O gece annem yanıma geldi; saçımı okşadı: “Kızım, güçlü olman lazım. Ben yapamadım ama sen yapabilirsin.” O an karar verdim; bu evde susmayacaktım.

Liseye başladığımda hayatım biraz değişti. Edebiyat öğretmenim Gül Hanım beni fark etti; yazdığım bir kompozisyonu okuduğunda gözleri doldu: “Zeynep, senin anlatacak çok şeyin var.” İlk kez biri beni gerçekten dinlediğini hissettim. Yazmaya başladım; defterler dolusu hikaye yazdım. Her satırda annemin sessizliğini, babamın öfkesini anlattım.

Bir gün cesaretimi topladım ve anneme yazdığım bir hikayeyi okudum. Hikayede bir kız çocuğu vardı; annesi hep susuyordu, babası hep bağırıyordu. Annem hikayeyi dinlerken ağladı; sonra bana sarıldı: “Keşke ben de senin kadar cesur olabilseydim.”

Üniversiteye gitmek için İstanbul’a taşındığımda eski süpürgeyi de yanıma aldım. Arkadaşlarım neden eski bir süpürgeyi getirdiğimi anlamadı ama ben biliyordum: O süpürge benim çocukluğumun tanığıydı; bana güç veriyordu.

Şimdi 28 yaşındayım ve sosyal hizmet uzmanı olarak çalışıyorum. Şiddet gören kadınlara ve çocuklara yardım ediyorum. Her seferinde annemi ve küçük Zeynep’i hatırlıyorum. Bazen geceleri eski süpürgeye dokunup ağlıyorum; bazen de gülümsüyorum çünkü artık sesim var.

Bazen düşünüyorum: Annemin sessizliği olmasaydı ben bu kadar güçlü olabilir miydim? Ya siz? Sessizliğinizi ne zaman çığlığa dönüştürdünüz?