Kızımızı Kaybetmek: Bir Ailenin Sessiz Çığlığı

“Elif, babanın doğum günü bu hafta sonu. Geliyorsunuz değil mi?” Sesim titredi, telefonda kızımın nefesini duydum. Bir anlık sessizlikten sonra, “Anne, bu hafta çok yoğunum. Ahmet’in ailesiyle bir planımız var,” dedi. Sanki içime bir bıçak saplandı. Elif’in sesi bile değişmişti; o eski neşeli, heyecanlı kızım gitmiş, yerine mesafeli, soğuk biri gelmişti.

Telefonu kapattıktan sonra mutfağın köşesine çöktüm. Eşim Mehmet yanıma geldi, omzuma dokundu. “Yine mi gelmiyorlar?” dedi sessizce. Gözlerim doldu. “Mehmet, kızımızı kaybediyoruz,” dedim. O da sustu; çünkü o da biliyordu, Elif artık bizim Elif’imiz değildi.

Her şey iki yıl önce başladı. Elif üniversiteden mezun olduktan sonra Ahmet’le tanıştı. Ahmet ilk başta bize iyi biri gibi gelmişti; sessiz, saygılı, çalışkan. Ama nişanlandıktan sonra Elif’in hayatında yavaş yavaş değişiklikler başladı. Önce arkadaşlarıyla görüşmemeye başladı, sonra bizimle olan buluşmalarını azalttı. Her seferinde bir bahanesi vardı: “Ahmet’in işi varmış”, “Ahmet rahatsızmış”, “Ahmet’in ailesi çağırmış”… Sanki hayatında sadece Ahmet ve onun ailesi vardı artık.

Bir gün Elif’i aradım, “Kızım, bu akşam yemeğe gelsene. Senin en sevdiğin karnıyarığı yaptım,” dedim. “Anne, Ahmet patlıcan sevmiyor, başka zaman,” dedi. O an anladım ki, artık Elif’in sevdiği yemekler bile önemli değildi; önemli olan Ahmet’in ne istediğiydi.

Eşimle bu değişimi konuştuğumuzda Mehmet hep beni sakinleştirmeye çalıştı. “Belki de evlilik böyledir,” dedi. “Kendi ailesi oldu artık.” Ama ben kabullenemedim. Elif’in gözlerinde gördüğüm o eski ışık sönmüştü. Bir gün cesaretimi topladım ve ona açıkça sordum: “Kızım, mutlu musun?”

Elif’in gözleri doldu ama hemen kendini toparladı. “Tabii ki mutluyum anne,” dedi hızlıca. Ama ben annesiyim; onun gözlerinin içine bakınca yalan söylediğini anlarım.

Geçen bayramda büyük bir kavga çıktı. Elif’i aradım, “Bayramda mutlaka bekliyoruz,” dedim. “Anne, Ahmet’in annesi rahatsızmış, oraya gitmemiz lazım,” dedi. Dayanamadım: “Her bayram oradasınız! Bizim için de bir gün ayıramıyor musunuz?” dedim. Elif’in sesi yükseldi: “Anne, lütfen! Sürekli bana baskı yapıyorsunuz! Ben artık evliyim!”

O an içimde bir şeyler koptu. Kızımla ilk defa böyle sert tartışmıştık. Telefonu kapattıktan sonra saatlerce ağladım. Mehmet yanıma geldiğinde gözleri doluydu. “Belki de bırakmalıyız,” dedi sessizce. Ama nasıl bırakılır ki? Bir anne yüreği nasıl vazgeçer evladından?

Komşularımızdan Ayşe Hanım’a anlattım derdimi. O da benzer şeyler yaşamıştı oğluyla ama “Zamanla düzelir,” dedi. Ama ben her geçen gün Elif’i daha da kaybediyordum.

Bir gün tesadüfen Elif’i markette gördüm. Yanında Ahmet vardı. Selam verdim; Elif başını eğdi, Ahmet ise yüzüme bile bakmadı. O an anladım ki, kızım bana yabancılaşmıştı; sanki aramızda görünmez bir duvar vardı.

Bir akşam Elif’ten mesaj geldi: “Anne, lütfen bana biraz zaman verin. Her şey üstüme geliyor.” O mesajı defalarca okudum. Nerede hata yaptık? Çok mu üstüne düştük? Yoksa Ahmet mi kızımı bizden uzaklaştırdı?

Mehmet’le geceleri uzun uzun konuşuyoruz. O da üzgün ama daha çok içine atıyor. Bir gün bana dedi ki: “Belki de Elif’in mutlu olup olmadığını sorgulamak yerine ona güvenmeliyiz.” Ama ben güvenemiyorum; çünkü annelik içgüdüsüyle hissediyorum ki kızım mutsuz.

Geçenlerde Elif’in eski arkadaşı Zeynep aradı beni. “Teyze, Elif’e ne oldu? Hiç görüşemiyoruz artık,” dedi. Ona da aynı şeyleri söylemiş: “Ahmet istemiyor.” Zeynep ağladı telefonda; “Elif eskiden böyle değildi,” dedi.

Bir gün cesaretimi topladım ve Elif’in evine gittim. Kapıyı Ahmet açtı; yüzünde soğuk bir ifade vardı. “Elif evde mi?” dedim. “Yorgun, uyuyor,” dedi kısa bir şekilde ve kapıyı neredeyse yüzüme kapattı.

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kızımı kaybetmiştim; ama onu geri kazanmak için ne yapacağımı bilmiyordum.

Sonunda bir mektup yazmaya karar verdim:

“Kızım,
Sana ulaşamıyorum, sesini duyamıyorum; ama bil ki seni her zaman çok sevdik ve seveceğiz. Senin mutlu olmanı istiyoruz ama gözlerinde hüzün görüyorum. Eğer bir gün konuşmak istersen, kapımız sana her zaman açık.”

Mektubu gönderdikten sonra beklemeye başladım. Günler geçti, cevap gelmedi.

Babasıyla birlikte her akşam sofrada bir tabak fazla koyuyoruz; belki gelir diye… Ama o tabak hep boş kalıyor.

Bazen düşünüyorum: Biz mi fazla müdahale ettik? Yoksa gerçekten Ahmet mi kızımızı bizden kopardı? Türk ailelerinde evlilikten sonra çocukların kendi ailelerinden uzaklaşması normal mi? Yoksa bizde mi bir eksiklik var?

Şimdi size soruyorum: Siz olsanız ne yapardınız? Bir anne olarak kızımı geri kazanmak için başka ne yapabilirim? Yoksa gerçekten bırakmalı mıyım? Lütfen düşüncelerinizi paylaşın…