Son Mektup: Kardeşime Yazamadığım Sözler
“Baran, Elif’i gördün mü?!” Annemin sesi, evin duvarlarında yankılandı. O an, içimde bir şeylerin sonsuza dek değişeceğini hissettim. Elimde tuttuğum eski defterin sayfaları titriyordu; Elif’in bana yazdığı son not hâlâ cebimdeydi. O gün, yağmur camlara vururken, ben de hayatımın en büyük fırtınasına yakalanmıştım.
Elif benden üç yaş küçüktü. Onunla aramızda her zaman özel bir bağ vardı. Annemle babam sürekli kavga ederdi; evde huzur bulduğum tek yer Elif’in odasıydı. Birlikte hayaller kurar, eski Türk filmlerindeki gibi birbirimize sözler verirdik: “Ne olursa olsun, birbirimizi bırakmayacağız.”
Ama hayat, verdiğimiz sözleri sınamayı severmiş. Babam işsiz kaldığında evdeki gerginlik arttı. Annem daha çok susar oldu, babam ise öfkesini saklayamaz hale geldi. Bir akşam, Elif’in gözlerinde korku gördüm. “Baran, annemle babam boşanacak mı?” diye sordu titrek sesiyle. O an ona sarıldım, “Hayır, Elif. Biz hep birlikteyiz,” dedim ama içimde bir yer, bunun yalan olduğunu biliyordu.
O kış, Elif daha içine kapanık oldu. Okuldan gelir gelmez odasına kapanıyor, kimseyle konuşmuyordu. Bir gece, annemle babamın tartışması doruğa çıktı. Babam kapıyı çarpıp çıktıktan sonra Elif’in odasına koştum. Onu yatağında ağlarken buldum.
“Baran abi, ben burada olmak istemiyorum,” dedi hıçkırıklar arasında. “Keşke başka bir ailem olsaydı.”
O an ne diyeceğimi bilemedim. Sadece yanında oturup elini tuttum. O gece sabaha kadar uyumadık; birbirimize çocukça umutlar anlattık.
Bir sabah Elif okula gitmek istemedi. Annem yorgun bir sesle, “Bırak kalsın,” dedi. O gün Elif’le evde yalnız kaldık. Bana bir defter uzattı: “Baran abi, bu bizim sır defterimiz olsun. Ne hissediyorsak buraya yazalım.”
Defterin ilk sayfasına şunu yazdı: “Korkuyorum.”
Ben ise altına şunu ekledim: “Yanındayım.”
Günler böyle geçti. Ama bir sabah Elif yatağından kalkmadı. Yüzü solgundu, nefes almakta zorlanıyordu. Annem panikle ambulansı aradı. Hastanede doktorlar Elif’in ciddi bir hastalığı olduğunu söyledi: Lösemi.
O an dünya başıma yıkıldı. Annem gözyaşlarına boğuldu, babam ise sessizce köşede oturdu. Hastane koridorlarında geçen aylar boyunca Elif’in yanında olmaya çalıştım ama her geçen gün biraz daha soluyordu.
Bir gece Elif bana döndü: “Baran abi, bana bir mektup yazar mısın? Belki okuyamam ama bilmek isterim.”
Ona yazamadım. Kelimeler boğazımda düğümlendi. Onun yerine elini tuttum ve sadece sustum.
Elif’in vefat ettiği gün annem yıkıldı, babam ise evi terk etti. Ben ise o eski defteri bulup sayfalarını karıştırdım; Elif’in son yazdığı cümle şuydu: “Baran abi, beni unutma.”
Aylar sonra annemle birlikte evi toplarken eski bir kutu bulduk. İçinde babamın yıllar önce yazdığı mektuplar vardı. Mektuplardan biri anneme hitap ediyordu: “Sana söyleyemediklerim var… Elif aslında benim kızım değil.”
O an nefesim kesildi. Annem gözyaşları içinde bana döndü: “Baran, ben de bilmiyordum… Baban yıllarca saklamış.”
Dünya bir kez daha başıma yıkıldı. Elif’in bana neden hep farklı hissettiğini, neden bazen kendini yalnız hissettiğini anladım. Ona yeterince iyi bir abi olamadığımı düşündüm.
O günden sonra hayatımda hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Annemle aramızda sessiz bir anlaşma oluştu; geçmişi konuşmuyoruz ama her akşam Elif’in defterini açıp onun çocukça yazılarını okuyoruz.
Bazen düşünüyorum: Eğer o mektubu yazabilseydim, Elif’e gerçekleri anlatabilseydim ya da ona daha çok sarılsaydım… Her şey farklı olur muydu?
Siz hiç sevdiklerinize söyleyemediklerinizin ağırlığıyla yaşadınız mı? Bir gün geç olmadan, içinizdeki kelimeleri paylaşmaya cesaret edebilir misiniz?