Duyulmayan Sözler: Altı Bilgenin Gölgesinde Kalan Hayatlar
“Babanın sözünü yere düşürme, kızım!” Annemin sesi, mutfağın soğuk fayanslarında yankılandı. O an, elimdeki çay bardağı titredi; içimde biriken öfke ve çaresizlikle anneme döndüm: “Anne, ben kendi yolumu çizmek istiyorum. Hep başkalarının dediği gibi yaşamak zorunda mıyım?”
O an, hayatımın dönüm noktalarından biriydi. Babamın, annemin ve mahalledeki yaşlıların bana verdiği öğütleri hep kulak ardı ettim. Onlarca kez, “Bak kızım, hayat kolay değil,” dediler. “İnsan hata yapar ama bazen başkasının tecrübesiyle de öğrenmek gerekir.” Ama ben, gençliğin verdiği cesaretle, her şeyi kendim yaşamak istedim.
İlk dersimi babaannemden aldım. O, eski bir Anadolu kadınıydı; elleri nasırlı, gözleri ise her şeyi görmüş gibi derindi. Bir gün bana, “Evladım, insanın en büyük düşmanı kendi gururudur,” dedi. O zamanlar bu sözün ne demek olduğunu anlamadım. Üniversiteye başladığımda, sınıf arkadaşlarım arasında kendimi kanıtlamak için olmadığım biri gibi davrandım. Herkesin gözüne girmek için yalanlar söyledim, kendimi olduğumdan farklı gösterdim. Sonunda yalnız kaldım; gerçek dostlarımı kaybettim. Babaannemin sözü aklıma geldiğinde ise çok geçti.
İkinci ders dedemden geldi. Dedem, emekli bir öğretmendi ve her akşam haberleri izlerken bana şöyle derdi: “Evladım, insan bazen susmasını bilmeli. Her doğru her yerde söylenmez.” Oysa ben, doğrucu Davut gibi her ortamda fikrimi söylemekten çekinmedim. Bir iş görüşmesinde patronun yanlışını yüzüne vurunca işten kovuldum. O gün eve dönerken dedemin sesi kulağımda çınladı ama artık işsizdim.
Üçüncü ders annemden geldi. Annem hep derdi ki: “Kızım, aile her şeydir. Ne olursa olsun aileni arkanda bırakma.” Ben ise özgürlüğüm uğruna ailemle arama mesafe koydum. Onların değerlerini küçümsedim, kendi yolumu çizmek istedim. Yıllar sonra hastalandığımda yanımda kimse yoktu; annemin sıcak çorbasını, babamın sessiz desteğini özledim. O zaman anladım ki aileden uzak olmak insanı köksüz bırakıyor.
Dördüncü ders komşumuz Şevket Amca’dan geldi. O, mahallenin bilgesi sayılırdı; herkes ona akıl danışırdı. Bir gün bana şöyle dedi: “Evladım, para gelir geçer ama itibar kalır.” Ben ise kısa yoldan para kazanmak için riskli işlere girdim. Bir arkadaşımın tavsiyesiyle borsada tüm birikimimi kaybettim. O gün Şevket Amca’nın kapısını çalmaya utandım; çünkü onun gözünde artık eski ben değildim.
Beşinci ders lise öğretmenim Ayşe Hanım’dan geldi. O bana hep şunu söylerdi: “Hayatta en önemli şey kendine inanmaktır.” Ben ise başkalarının onayını almak için sürekli kendimi değiştirdim. Kendi değerlerimi unuttum; başkalarının gölgesinde yaşamaya başladım. Sonunda kim olduğumu bile unuttum.
Altıncı ve son ders ise babamdan geldi. Babam sert bir adamdı ama kalbi yufkaydı. Bir gün bana şöyle dedi: “Kızım, hayat bazen adil değildir ama sen adil olmayı bırakma.” Ben ise haksızlığa uğradığımda öfkeyle karşılık verdim; intikam almaya çalıştım. Sonunda daha çok zarar gördüm.
Şimdi otuz beş yaşındayım ve bu altı bilgenin sözleriyle baş başa kaldım. Her biri kendi hayatından damıttığı birer inci tanesiydi ama ben onları avuçlarımın arasından kayıp gitmesine izin verdim.
Bir gece, annemin evinde eski fotoğraflara bakarken içimde bir boşluk hissettim. Annem yanıma oturdu ve sessizce elimi tuttu. Gözlerimdeki pişmanlığı gördü sanırım; “Her insan hata yapar kızım,” dedi usulca. “Ama önemli olan o hatalardan ders çıkarmak.”
O an ağlamaya başladım; yıllardır içimde biriktirdiğim tüm pişmanlıklar gözyaşı olup aktı. Anneme sarıldım ve ilk defa onun sözlerinin ne kadar kıymetli olduğunu hissettim.
Şimdi size soruyorum: Siz de büyüklerinizin sözlerini kulak ardı ettiniz mi? Hangi öğüdü dinlemediğiniz için pişmansınız? Yoksa hâlâ zamanınız varken onların tecrübelerinden faydalanmak ister misiniz?