Kardeşimin Çocuklarıyla Aynı Evde: İkinci Bir Anne Olmak Zorunda Mıyım?
“Zeynep Abla, annem ne zaman gelecek?”
Bu soruyu duymak, içimde bir bıçak gibi saplanıyor. Mutfağın köşesinde, ellerim bulaşık deterjanına bulanmış halde, yeğenim Elif’in gözlerindeki umudu ve korkuyu görüyorum. O an, kelimeler boğazıma düğümleniyor. “Annen artık yok, Elif,” diyemiyorum. Sadece başını okşayıp, “Birazdan uyuyacaksın, tamam mı canım?” diyebiliyorum.
Kardeşim Ayşe’yi geçen ay bir trafik kazasında kaybettik. O günden beri hayatımız altüst oldu. Eşim Murat’la on yıldır evliyiz, kendi çocuğumuz olmadı ama hayatımızı huzur içinde kurmuştuk. Şimdi ise evimizde iki küçük çocuk var: Elif ve abisi Kerem. Onlara bakmak, onları korumak benim görevimmiş gibi hissettiriyor ailem. Ama ben… Ben de bir insanım.
Ayşe’nin cenazesinde annem, gözyaşları içinde bana sarıldı: “Zeynep, çocuklar sana emanet. Sen olmasan ne yapardık?” O an, annemin gözlerindeki çaresizliği gördüm ve hiçbir şey söyleyemedim. Sanki başka bir seçeneğim yokmuş gibi…
İlk günler herkes yanımızdaydı. Komşular yemek getirdi, akrabalar destek oldu. Ama zaman geçtikçe herkes kendi hayatına döndü. Ben ise Elif’in geceleri ağlamasına, Kerem’in içine kapanmasına alışmaya çalışıyordum. Murat ise ilk başta anlayışlıydı ama zamanla yüzünde yorgunluk ve huzursuzluk belirdi.
Bir akşam Murat’la mutfakta karşı karşıya geldik. Ocağın başında çay demliyordum, o ise sessizce masaya oturdu.
“Zeynep,” dedi, sesi titrekti. “Bu çocuklar ne kadar daha burada kalacak?”
Bir an sustum. “Bilmiyorum Murat… Annem bakamaz, babam zaten hasta. Başka kimse yok.”
“Bizim de bir hayatımız var,” dedi Murat. “Seninle baş başa kalmak istiyorum. Her şey değişti.”
O an içimde bir öfke yükseldi ama ona hak da verdim. Evliliğimizin yükünü taşıyan ben miydim artık? Yoksa Ayşe’nin çocuklarının ikinci annesi mi olmuştum?
Kerem on yaşında ama birden büyümek zorunda kaldı. Okuldan geldiğinde sessizce odasına çekiliyor, bazen pencereden dışarı bakıyor. Bir gün yanına gittim.
“Kerem, iyi misin oğlum?” dedim.
Başını kaldırmadan, “Annemin kokusu hala yastığımda var,” dedi.
O an gözlerim doldu. Ona sarıldım ama hiçbir şey söyleyemedim. Çünkü ne söylesem yetersizdi.
Geceleri Elif’in yanına yatıyorum. Küçük elleriyle boynuma sarılıyor, “Sen de gidersen ne yaparım?” diyor. Ona söz veriyorum: “Hiçbir yere gitmeyeceğim.” Ama içimde bir korku var; ya bu yükün altında ezilirsem?
Ailemden sürekli telefonlar geliyor: “Çocuklara iyi bakıyor musun? Okulları nasıl gidiyor? Psikoloğa götürdün mü?” Herkesin bir fikri var ama kimse gelip yardım etmiyor.
Bir gün annem aradı:
“Zeynep, Elif’in saçları çok uzamış, kestir bari.”
“Anne, ben yetişemiyorum her şeye!” dedim istemsizce.
“Sen güçlü kızsın,” dedi annem. “Ayşe’ye söz verdik.”
Ayşe’ye söz verdik… Peki ya ben? Benim isteklerim, duygularım ne olacak?
Bir gece Murat’la tartıştık. Odaya kapanmıştım, gözyaşlarımı saklamak için yastığa gömüldüm.
“Zeynep,” dedi kapının arkasından, “Sana kızgın değilim ama bu yükü birlikte taşımak zorundayız.”
Kapıyı açtım, gözlerim şişmişti.
“Murat, ben de yoruldum. Herkes benden fedakarlık bekliyor ama ben de insanım.”
O gece uzun uzun konuştuk. Murat bana sarıldı, “Birlikte başaracağız,” dedi ama sesinde şüphe vardı.
Okulda Elif’in öğretmeni aradı bir gün:
“Elif derslerde dalgın, resimlerinde hep annesini çiziyor.”
Ne yapacağımı bilemedim. Psikolog randevusu aldım ama Elif gitmek istemedi.
“Ben iyiyim Zeynep Abla,” dedi küçük kız. “Sadece annemi özlüyorum.”
Ben de özlüyorum Ayşe’yi… Onunla dertleşmeyi, kahve içmeyi… Şimdi ise onun çocuklarına annelik yapmaya çalışıyorum ama bazen kendimi kaybolmuş hissediyorum.
Bir gün alışverişten dönerken komşumuz Emine Teyze kapıda beni durdurdu:
“Kolay gelsin Zeynep kızım, Allah yardımcın olsun. Sen olmasan bu çocuklar ne yapardı?”
Gülümsedim ama içimde fırtınalar koptu. Herkes bana minnettar ama kimse yükümü paylaşmıyor.
Bir akşam Kerem odasından çıktı:
“Zeynep Abla, babamı da kaybeder miyiz?”
O an dizlerimin bağı çözüldü. Kerem’i kucağıma aldım.
“Hayır oğlum, kimseyi daha kaybetmeyeceğiz,” dedim ama sesim titriyordu.
Bazen düşünüyorum: Bu fedakarlık nereye kadar? Kendi hayatımdan vazgeçmek zorunda mıyım? Aile olmak sadece kan bağı mı demek? Yoksa sevgiyle mi ölçülür?
Şimdi geceleri Elif’in saçlarını okşarken kendi kendime soruyorum: Ben gerçekten ikinci bir anne oldum mu? Yoksa sadece herkesin beklentilerini yerine getiren biri miyim?
Siz olsaydınız ne yapardınız? Kendi hayatınızdan vazgeçer miydiniz? Yoksa sınırlarınızı koruyabilir miydiniz?