Koltuk “Hayal”
“Yine mi geldin Zeynep?” Annemin sesi, mutfaktan salona kadar yankılandı. O an, elimdeki çay bardağı titredi, neredeyse dökülecekti. Salonda, eski püskü, ama bizim için paha biçilmez olan o koltukta oturuyordum. Yanımda ise Ali vardı; gözleriyle bana cesaret vermeye çalışıyordu ama annemin bakışları karşısında o da suskun kalmıştı.
Ali’yle iki yıldır birlikteydik. Üniversitede tanışmıştık; o zamanlar her şey çok güzeldi. Annem ise Ali’yi hiçbir zaman istemedi. “O çocuk sana göre değil,” derdi hep. Babamı küçük yaşta kaybettiğimden beri annemle birbirimize daha çok tutunmuştuk ama bu, onun hayatıma bu kadar karışmasını haklı çıkarmazdı. Yine de ona karşı gelmekten hep çekindim.
Ali’yle buluşmalarımız genellikle gizli saklı olurdu. Annem hafta sonları ablamın yanına İzmir’e gittiğinde ya da komşu teyzeye uğradığında, Ali bana gelir, birlikte film izler, hayaller kurardık. O eski koltukta yan yana oturur, bazen saatlerce konuşurduk. O koltuk bizim için bir sığınaktı; dışarıdaki dünyadan, annemin baskısından uzak bir liman.
Ama yaz geçti, sonbahar geldi. Annem artık eskisi gibi sık dışarı çıkmaz oldu. Evdeki sessizlik bile ağır geliyordu bana. Bir gün Ali’yle buluşmak için fırsat kollarken, annem aniden eve döndü. Kapıdan içeri girdiğinde bizi koltukta yan yana buldu. O anki bakışını asla unutamam; öfke, hayal kırıklığı ve korku… Hepsi bir aradaydı.
“Ne oluyor burada?” diye bağırdı annem. Ali hemen ayağa kalktı, ben ise donup kalmıştım. “Anne, lütfen… Açıklayabilirim,” dedim titrek bir sesle.
Annem gözlerini bana dikti: “Sen benim kızım değil misin? Sana güvenmiştim! Bu çocukla görüşmeni istemediğimi kaç kere söyledim?”
Ali araya girdi: “Teyze, lütfen… Ben Zeynep’i gerçekten seviyorum.”
Annemin sesi daha da yükseldi: “Sevgiyle karın doyar mı? Senin işin gücün var mı? Aileni tanımıyoruz bile!”
O gece Ali’yi apar topar evden gönderdikten sonra annemle saatlerce tartıştık. Bana bağırdı, ağladı, sustu… Ben de ağladım. O eski koltukta otururken, hayatımın en zor kararını vermek zorunda olduğumu hissettim: Ya annemi dinleyip Ali’den vazgeçecektim ya da kendi yolumu seçecektim.
Günler geçtikçe evdeki hava daha da ağırlaştı. Annem benimle konuşmamaya başladı. Yemekleri sessizce yiyor, göz göze gelmemeye çalışıyorduk. Bir gece odama geldi; gözleri şişmişti.
“Zeynep,” dedi yavaşça, “Ben senin iyiliğini istiyorum. Babasız büyüdün, sana hem anne hem baba oldum. Yanlış bir adım atmanı istemiyorum.”
“Anne,” dedim gözyaşları içinde, “Ben de seni üzmek istemiyorum ama Ali’yi seviyorum. Onunla mutlu olacağımı biliyorum.”
Annem başını salladı: “Senin yaşında ben de hayaller kurardım. Ama hayat öyle kolay değil kızım. O koltukta oturup hayal kurmak kolay; gerçek hayat başka.”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Ali’ye mesaj attım: “Her şey çok zorlaştı. Annem seni asla kabul etmeyecek gibi…”
Ali hemen aradı: “Zeynep, ben pes etmeyeceğim. İstersen birlikte başka bir şehirde yeni bir hayat kurabiliriz.”
Bir yanım gitmek istiyordu; özgür olmak, kendi hayatımı yaşamak… Ama diğer yanım annemi bırakmaya hazır değildi. O koltukta otururken çocukluğum gözümün önünden geçti: Babamla oynadığım oyunlar, annemin bana masal anlattığı geceler… O koltuk sadece bir eşya değildi; geçmişim, ailem ve tüm anılarım oradaydı.
Bir sabah annemle kahvaltı ederken cesaretimi topladım: “Anne, ben Ali’yle evlenmek istiyorum.”
Annem kaşığını tabağa bıraktı; uzun süre sessiz kaldı. Sonra gözleri doldu: “Beni bırakıp gidecek misin?”
“Hayır anne,” dedim titreyen bir sesle, “Ama kendi hayatımı da yaşamak istiyorum.”
O gün annem ilk defa yumuşadı. “Belki de senin mutluluğun için biraz geri çekilmeliyim,” dedi ama gözlerinden akan yaşlar içimi parçaladı.
Ali’yle yeni bir ev bulduk; küçük ama sıcak bir yuva… Eski koltuğu da yanımıza aldık çünkü o koltuk bizim hikayemizin başladığı yerdi.
Şimdi bazen o koltukta oturup geçmişi düşünüyorum: Ailemi mi seçmeliydim yoksa kendi yolumu mu? Herkesin hayatında böyle dönüm noktaları oluyor mu? Siz olsaydınız ne yapardınız?