Kendi Doğum Günümde Kendi Hayatımı Seçmek: Bir Kadının Sessiz İsyanı
“Ne demek şimdi bu, Elif? Doğum gününde evde olmayacak mısın?” diye sordu Mehmet, sesi hem şaşkın hem de öfkeliydi. Gözlerimin içine bakıyordu, ama bakışlarında alıştığım sıcaklık yoktu. Yıllardır her doğum günümde aynı masa, aynı insanlar, aynı pastayla kutlama yapardık. Herkes mutluymuş gibi davranırdı; ben de öyle. Ama içimde bir yer hep eksik kalırdı. Bu yıl, kırk yaşıma basarken, ilk defa kendim için bir şey yapmak istedim.
“Evet, olmayacağım,” dedim kararlı bir sesle. “Bu sene kendim için bir şey yapmak istiyorum. Belki de ilk kez.”
Mehmet’in yüzü asıldı. “Peki ya annemler? Senin doğum gününü kutlamak için gelecekler. Onlara ne diyeceğiz?”
İçimde bir fırtına kopuyordu. Annem, babam, kayınvalidem, kayınpederim… Herkesin beklentisi vardı benden. Hep onların istediği gibi davrandım. Ama artık yorulmuştum.
“Onlara da anlatırsın. Ya da anlatmamı istersen ben konuşurum,” dedim. Sesim titriyordu ama geri adım atmak istemiyordum.
Mehmet başını iki yana salladı. “Elif, sen değiştin. Eskiden böyle değildin.”
Bir an sustum. Gerçekten değişmiş miydim? Belki de sonunda kendim olmayı seçiyordum.
Odaya on iki yaşındaki kızım Derya girdi. “Anne, nereye gidiyorsun?”
Gözlerim doldu. Ona yalan söylemek istemiyordum. “Biraz yalnız kalmaya ihtiyacım var, Derya’cığım. Bazen insan kendini dinlemek ister.”
Derya başını eğdi. “Ama biz sensiz ne yapacağız?”
O an içimdeki suçluluk duygusu daha da büyüdü. Yıllarca anneliği, eş olmayı, evlat olmayı ön planda tuttum. Kendi isteklerimi hep erteledim. Şimdi ise bencil mi oluyordum?
Akşam yemeğinde annem aradı. “Kızım, bu sene pastanı ben yapacağım. Hep birlikte kutlarız diye düşündük.”
“Anneciğim,” dedim yutkunarak, “bu sene biraz farklı olacak. Birkaç günlüğüne şehir dışına çıkmak istiyorum.”
Annemin sesi birden soğudu. “Ne demek şimdi bu? Ailemizle kutlamayacak mısın? Ayıp olur kızım.”
Yutkundum. “Anne, yıllardır herkesin istediği gibi yaşadım. Bir kere de kendi istediğim gibi olsun istiyorum.”
Telefonun ucunda uzun bir sessizlik oldu. Sonra annem hafifçe iç çekti: “Sen bilirsin… Ama unutma, aile her şeyden önce gelir.”
O gece uyuyamadım. Mehmet salonda televizyon izliyordu ama gözleri ekranda değildi; aramızda görünmez bir duvar vardı artık.
Ertesi sabah valizimi hazırlarken Derya yanıma geldi.
“Anne, gerçekten gitmek zorunda mısın?”
Diz çöküp ona sarıldım. “Bazen insan kendini bulmak için biraz uzaklaşmalı Derya’cığım. Ama seni çok seviyorum ve döneceğim.”
Mehmet kapının önünde durdu, elleri cebinde.
“Elif, bu yaptığın bencillik,” dedi sessizce.
“Belki de öyle,” dedim gözyaşlarımı saklamadan. “Ama yıllardır herkes için yaşadım. Bir kere de kendim için yaşamak istiyorum.”
Otobüs terminaline giderken içimde hem korku hem de özgürlük vardı. Yolda babam aradı.
“Kızım, annen üzülmüş. Nereye gidiyorsun böyle?”
“Baba, biraz yalnız kalmaya ihtiyacım var,” dedim.
“Bak kızım,” dedi babam yorgun bir sesle, “biz senin iyiliğini isteriz. Ama bu yaptığın doğru mu bilmiyorum.”
Telefonu kapattıktan sonra camdan dışarı baktım; İstanbul’un gri sabahında kendimi hiç bu kadar yalnız hissetmemiştim.
Otobüste yanımda oturan yaşlı kadın bana baktı.
“Nereye gidiyorsun kızım?” dedi gülümseyerek.
“Bilmiyorum,” dedim dürüstçe, “belki de kendimi bulmaya.”
Kadın başını salladı: “İyi yapıyorsun. Bizim zamanımızda kimse cesaret edemezdi böyle şeylere.”
Yol boyunca çocukluğumu düşündüm; annemin bana sürekli “Kız kısmı uslu olur” deyişini… Üniversiteyi kazandığımda bile ailemin yanında kalmamı istemesini… Mehmet’le evlenirken herkesin onayını almak zorunda oluşumu… Hep başkalarının mutluluğu için yaşadım.
Küçük bir sahil kasabasına vardığımda içimde hafif bir huzur vardı artık. Denizin kokusu, martıların sesi… Bir kafede oturup çay söyledim.
Telefonum çaldı; bu sefer Derya arıyordu.
“Anne, seni özledim,” dedi ağlamaklı bir sesle.
“Ben de seni çok özledim canım,” dedim gözlerim dolarak.
“Babam üzgün… Anneannem de ağladı dün gece.”
Bir an tereddüt ettim; geri dönmeli miydim? Ama sonra içimdeki sesi dinledim: Hayır Elif, bu sefer kendin için kalacaksın.
Kafede yan masada oturan iki kadın dikkatimi çekti; biri diğerine dert yanıyordu:
“Ben de geçen sene doğum günümde eşime ‘Bir günlüğüne yalnız kalmak istiyorum’ dedim, kıyamet koptu evde!”
Diğeri başını salladı: “Biz kadınlar hep aynıyız galiba… Hep başkalarını mutlu etmeye çalışıyoruz.”
Onları dinlerken yalnız olmadığımı fark ettim; belki de birçok kadın aynı duyguları yaşıyordu ama kimse yüksek sesle söylemeye cesaret edemiyordu.
O akşam deniz kenarında yürürken içimde garip bir huzur vardı; ilk defa kendi hayatımı yaşadığımı hissettim.
Eve döndüğümde Mehmet kapıda bekliyordu; yüzünde kırgın ama anlayışlı bir ifade vardı.
“Elif,” dedi sessizce, “belki de haklısın… Bazen insanın kendine zaman ayırması gerekiyormuş.”
Derya koşup boynuma sarıldı; gözyaşlarımız birbirine karıştı.
O günden sonra hayatımızda bazı şeyler değişti; artık isteklerimi daha açık söylüyordum ve ailem de beni anlamaya çalışıyordu.
Şimdi size soruyorum: Sadece kadınlar mı bencillik yapmakla suçlanır? Bir kadının kendi mutluluğunu araması neden bu kadar zor kabul ediliyor sizce?