Bir Kadının Sessiz Çığlığı: Elif’in Uyanışı
“Yeter artık, Ali! Bir gün olsun huzur vermedin bana!” Zeynep’in sesi mutfağın duvarlarında yankılandı. O an, elimdeki çay bardağı titredi, içimde yıllardır biriken öfkeyle karışık bir sevinç dalgası yükseldi. Çünkü Zeynep, yıllardır süren suskunluğunu ilk defa bu kadar yüksek sesle bozuyordu. Ben, Elif. Onun en yakın arkadaşı ve oğlumun manevi annesi. O an, Zeynep’in gözlerinde gördüğüm kararlılık, bana da güç verdi.
Zeynep’in eşi Ali, mahallede herkesin tanıdığı ama kimsenin sevmediği adamlardandı. İş güç yok, sabahtan akşama kadar kahvede pinekler, eve geldiğinde de Zeynep’e laf sokmadan duramazdı. “Kadın dediğin evde oturur, çocuk bakar,” derdi hep. Zeynep ise üniversite mezunu, hayalleri olan bir kadındı. Ama Ali’nin baskısı yüzünden yıllarca kendi içine kapanmıştı.
O gün, Zeynep bana geldiğinde gözleri parlıyordu. “Elif, sonunda kararımı verdim. Boşanıyorum!” dedi. Sarıldık, ağladık. O an, yıllardır sırtında taşıdığı yükün birazını bana da bırakmış gibiydi. “Biliyor musun,” dedi titrek bir sesle, “en çok da oğlun Efe’ye mahcup oluyordum. Ona iyi bir örnek olamadım diye.”
“Saçmalama Zeynep,” dedim. “Senin cesaretin Efe’ye de bana da örnek olacak.”
Ama işin aslı öyle kolay değildi. Türkiye’de bir kadın olarak boşanmak hâlâ büyük bir meseleydi. Hele ki küçük bir Anadolu kasabasında yaşıyorsan… Annem bile Zeynep’in boşanma kararını duyunca yüzünü buruşturdu: “Kızım, kadın kısmı yuvayı dağıtmaz. Sonra ne derler?”
O gece Zeynep bende kaldı. Yatakta yan yana uzanırken tavanı izledik. “Elif,” dedi sessizce, “ben Ali’yi hiç sevmedim ki… Sadece ailem öyle istedi diye evlendim.” Gözlerinden yaşlar süzülüyordu. “Babam ‘Kız kısmı baş göz olmadan evden çıkmaz’ dediğinde sustum. Annem ‘Kocandır, idare et’ dediğinde içime attım. Ama artık dayanamıyorum.”
Sabah olduğunda Zeynep’in telefonu susmadı. Ali arıyor, mesaj atıyor, tehditler savuruyordu: “Eve dönmezsen seni rezil ederim!” Zeynep’in elleri titriyordu ama gözlerinde korkudan çok öfke vardı artık.
Bir hafta boyunca yanımda kaldı. Bu süreçte mahallede dedikodu aldı başını gitti. Bakkalın önünde kadınlar fısıldaşıyor, çocuklar arkamızdan laf atıyordu: “Bak bak, Elif’in evinde kalan kadın boşanıyormuş!”
Bir akşamüstü kapımız çaldı. Zeynep’in annesi Fatma teyze gelmişti. Yüzü asık, sesi sertti: “Kızım, ne yapıyorsun sen? Boşanmak ne demek? Bizim ailemizde böyle şey görülmedi!”
Zeynep annesine sarıldı ama gözyaşlarını tutamadı: “Anne, ben mutlu değilim! Her gün biraz daha ölüyorum bu evlilikte.” Fatma teyze başını eğdi, gözleri doldu ama yine de “Baban duyarsa mahvoluruz,” diyebildi sadece.
O gece Zeynep’le uzun uzun konuştuk. Ona kendi annemle yaşadığım çatışmaları anlattım; nasıl üniversiteye gitmek için mücadele ettiğimi, nasıl kendi ayaklarım üzerinde durmaya çalıştığımı… “Bizim hikayemiz farklı ama acımız aynı,” dedim.
Bir sabah Zeynep kararlı bir şekilde kalktı ve adliyeye gitmeye karar verdi. Elini tuttum, birlikte çıktık evden. Adliye koridorlarında beklerken elleri buz gibiydi ama gözleri kararlıydı. Duruşma kısa sürdü; Ali gelmedi bile. Hakim boşanmalarına karar verdiğinde Zeynep’in yüzünde hem bir rahatlama hem de tarifsiz bir hüzün vardı.
Eve döndüğümüzde mahalledeki kadınlar camdan bakıyor, fısıldaşıyorlardı. Ama Zeynep artık umursamıyordu. “Elif,” dedi gülümseyerek, “ilk defa kendim için bir şey yaptım.”
Boşandıktan sonra hayat kolay olmadı tabii. İş bulmak için kapı kapı dolaştı; çoğu yerde ya dul olduğu için ya da referansı olmadığı için geri çevrildi. Bir gün eve geldiğinde gözleri doluydu: “Elif, bazen diyorum ki keşke hiç boşanmasaydım… Herkes bana farklı bakıyor.”
O an ona sarıldım: “Zeynep, senin cesaretin birçok kadına umut olacak. Belki şimdi yalnızsın ama özgürsün.”
Aylar geçti; Zeynep küçük bir butik açtı. Kendi emeğiyle ayakta durmaya başladı. Mahalledeki bazı kadınlar önce arkasından konuştu ama sonra gizlice gelip ona dertlerini anlattılar: “Keşke biz de senin gibi cesur olabilsek…”
Bir akşamüstü oğlum Efe yanıma geldi: “Anne, Zeynep Teyze artık daha mutlu değil mi?” Gülümsedim: “Evet oğlum, çünkü artık kendi hayatını yaşıyor.”
Şimdi bazen düşünüyorum; toplumun baskısı altında kaç kadın kendi hayatını yaşayamıyor? Kaçımız sırf ‘elalem ne der’ diye mutsuzluğa razı oluyoruz? Belki de en büyük cesaret, kendi yolunu seçmekte saklıdır… Sizce de öyle değil mi?