İki Yabancı Arasında: Bir Kadının Yeniden Kurulan Ailesinde Sarsıntılar

“Yine mi Elif?” diye bağırdım, sesim mutfakta yankılandı. Murat, elindeki çayı masaya bırakırken gözlerini kaçırdı. “Ne yapsaydım Zeynep? Kızım aradı, yardıma ihtiyacı varmış.”

O an içimde bir şeyler koptu. Yıllardır, Murat’ın eski hayatının gölgesinde yaşamaktan yorulmuştum. Evlendiğimizde, onun geçmişini kabullenmem gerektiğini biliyordum ama kimse bana bu kadar zor olacağını söylememişti. Elif, Murat’ın ilk evliliğinden olan kızıydı; şimdi yirmi üç yaşında, üniversiteyi yeni bitirmişti ve hâlâ her fırsatta babasının kapısını çalıyordu. Bizim ise üç yaşında bir oğlumuz vardı: Can.

Murat’la tanıştığımda kırk yaşına yaklaşmıştım. Hayatım boyunca hep kendi ayaklarım üzerinde durmaya çalıştım. İlk evliliğimde aldatılmış, güven duygum paramparça olmuştu. Murat’ı tanıdığımda, onun da yaralı olduğunu hissettim. Birbirimize iyi geleceğimizi düşündük. Oysa şimdi, her geçen gün biraz daha uzaklaşıyorduk.

O akşam, Murat Elif’in yanına gitmek için hazırlanırken içimdeki öfkeyi bastıramadım. “Bizim de bir ailemiz var,” dedim titreyen bir sesle. “Can seni bekliyor, ben seni bekliyorum. Elif artık yetişkin, kendi başının çaresine bakmalı.”

Murat sustu. Yüzünde suçlulukla karışık bir çaresizlik vardı. “Zeynep, Elif benim kızım. Onu nasıl yalnız bırakabilirim? Sen de anne oldun, anlarsın.”

Anlar mıydım gerçekten? Anneliğin ne demek olduğunu biliyordum ama bir annenin sevgisiyle bir babanın eski hayatına duyduğu sadakat aynı şey değildi. O gece Murat evden çıkarken Can ağlamaya başladı. Onu kucağıma aldım, pencereden Murat’ın arkasından baktım. İçimde bir boşluk vardı; sanki bu evde fazlalıkmışım gibi.

Ertesi gün annem aradı. Sesimi duyunca hemen anladı bir şeylerin yolunda gitmediğini. “Kızım,” dedi, “herkesin geçmişi var ama senin de geleceğin var. Kendini ezdirme.”

Annemin sözleri kulağımda çınladı ama ne yapacağımı bilmiyordum. Akşam olunca Murat eve geldiğinde sessizce sofrayı kurdum. Can babasına koştu, Murat onu öptü ama bana bakmadı bile. Sofrada sessizlik hâkimdi.

Bir hafta sonra Elif’in doğum günüydü. Murat ona sürpriz yapmak istediğini söyledi. “Sen de gel,” dedi bana, “hep birlikte kutlayalım.”

İstemeye istemeye kabul ettim. O akşam Elif’in evine gittiğimizde, Elif kapıyı açtı ve babasına sarıldı. Bana ise mesafeli bir şekilde “Hoş geldiniz” dedi. Masada otururken Elif’in bana bakışlarında hep bir mesafe, bir soğukluk vardı. Sanki ben bu ailenin dışındaydım.

Kutlama boyunca Murat ve Elif eski anılarını anlattılar, güldüler; ben ise yabancı gibi hissettim kendimi. Can bile Elif’in ilgisini çekmeye çalıştı ama Elif ona yüz vermedi.

Eve döndüğümüzde Murat’a patladım: “Senin için ben ve oğlun ikinci plandayız! Elif’in her istediğine koşuyorsun ama bizimle ilgilenmiyorsun.”

Murat ilk kez bu kadar sert çıktı: “Elif benim kızım! Onun hayatında hep olacağım. Sen bunu kabul edemiyorsan…”

Cümlesini tamamlamadı ama o gece aramızdaki duvar daha da yükseldi.

Günler geçtikçe Murat’la aramızdaki mesafe büyüdü. Can’ın doğum günü geldiğinde Murat yine Elif’i çağırmak istedi ama ben istemedim. “Bu bizim ailemiz,” dedim, “Elif gelirse huzur olmayacak.”

Murat bana kırgın bakıp sustu.

Bir akşam Can ateşlendi, hastaneye gitmemiz gerekti. Murat’ı aradım ama telefonu meşguldü; sonra öğrendim ki yine Elif’in yanındaymış. O gece hastane koridorunda oğlumun başında tek başıma otururken gözyaşlarımı tutamadım.

Sabaha karşı eve döndüğümüzde Murat hâlâ yoktu. Annemi aradım; “Dayanacak gücüm kalmadı,” dedim.

Annem ertesi gün yanıma geldi, bana sarıldı: “Kızım, sen elinden geleni yaptın ama bazen insanlar geçmişlerinden kopamazlar.”

O gün karar verdim; Murat’la konuşacaktım.

Akşam olduğunda Murat eve geldiğinde ona her şeyi anlattım: “Ben senin geçmişini kabullenmeye çalıştım ama sen bizim geleceğimizi hiç düşünmedin. Can’a ve bana da sorumluluğun var.”

Murat başını eğdi: “Haklısın Zeynep… Ama Elif’i bırakamam.”

O an anladım ki bazen ne kadar uğraşırsak uğraşalım, bazı insanlar geçmişlerinden kopamıyorlar ve biz de onların gölgesinde yaşamaya mahkûm oluyoruz.

Şimdi geceleri oğlum uyurken pencereden dışarı bakıyorum ve kendime soruyorum: Bir kadının kendi hayatını kurabilmesi için ne kadar fedakârlık yapması gerekir? Siz olsanız benim yerimde ne yapardınız?