Kahve Telvesinin Ardındaki Acı Son: Bir Dostluğun Çöküşü
“Yeter artık, bu evin içine ettiniz!” annemin sesi mutfağın her köşesinde yankılanıyordu. Elimdeki kahve telvesi dolu kavanozu sıkıca tutarken, gözlerim bir anlığına arkadaşlarım Zeynep ve Burak’a kaydı. Onların da yüzünde aynı şaşkınlık ve pişmanlık vardı. Oysa her şey ne kadar güzel başlamıştı…
Bir hafta önceydi. Zeynep’in Instagram’da gördüğü bir gönderiyle başladı her şey: “Kahve telvesinin 15 şaşırtıcı kullanım alanı!” Başta eğlenceli bir fikir gibi gelmişti. Hem çevreye katkımız olur, hem de evdeki atıkları değerlendirmiş oluruz diye düşündük. Burak hemen atıldı: “Bunu deneyelim! Hem belki sosyal medyada paylaşırız, takipçi sayımız artar.”
İlk denememiz bahçedeki çiçekler içindi. Telveyi toprağa karıştırdık, annem başta memnun oldu. “Doğal gübre iyi gelir,” dedi. Ama üç gün sonra sardunyaların yaprakları sararmaya başladı. Annem sinirli bir şekilde, “Ne sürdünüz bunlara?” diye sorduğunda, Zeynep utangaçça, “Kahve telvesi…” diyebildi.
İkinci denememiz ise mutfakta oldu. Telveyi lavaboya döküp, boruları açacağını umduk. Sonuç: Tıkanmış bir lavabo ve babamın öfkeyle bağırması. “Burası laboratuvar mı? Ne işiniz var mutfağın giderinde?”
Ama biz pes etmedik. Üçüncü denemede telveyi buzdolabına koyduk, kötü kokuları alacak diye. Fakat telve nemli kalınca dolapta küf kokusu yayıldı. Annem bu sefer daha da sinirlendi: “Sizden bıktım! Her yer pislik içinde!”
Dördüncü denemede Burak’ın kedisi Pamuk’un tüylerine telve sürdük; parlayacak ve pirelerden arınacak sandık. Pamuk bütün evi kahverengi patilerle dolaştı, koltuklar leke içinde kaldı. Burak’ın annesi telefonda bana bağırdı: “Oğlumun aklına sen mi soktun bu saçmalığı?”
Beşinci denemede telveyi peeling olarak yüzümüze sürdük. Zeynep’in yüzü kıpkırmızı oldu, alerji yaptı. O gece annesi beni aradı: “Kızımın suratını mahvettiniz!”
Altıncı denemede ayakkabılarımıza telve koyduk, kokuyu alacak diye. Ama sabah ayakkabılarımızdan kahve taneleri dökülüyordu, okulda herkes dalga geçti.
Yedinci denemede telveyi cam silerken kullandık; camlar çizildi, annem ağlamaklı oldu: “Sizden başka kimse böyle şeyler yapmaz!”
Sekizinci denemede Burak’ın babasının arabasının içine telve koyduk, koku gitsin diye. Ama sıcak havada telve küflenip arabanın içine yayıldı. Burak’ın babası öfkeyle anahtarı yere fırlattı: “Bir daha arabamın yanına yaklaşmayın!”
Dokuzuncu denemede telveyi halıya döktük, leke çıkaracak diye. Halı daha beter oldu, annem halıcıyı çağırmak zorunda kaldı.
Onuncu denemede telveyi saçımıza sürdük; parlaklık verecek sandık. Ama saçlarımızdan günlerce kahve kokusu çıkmadı.
On birinci denemede telveyi dişlerimizi beyazlatmak için kullandık; dişlerimizde kahverengi lekeler kaldı.
On ikinci denemede telveyi el sabunu yapmaya çalıştık; sabunlar eridi, mutfak tezgahı battı.
On üçüncü denemede telveyi ayakkabı dolabına koyduk; ama dolapta böcekler türedi.
On dördüncü denemede telveyi kitaplığımıza serptik, güya kötü kokuları alacak diye; kitaplarımız lekelenip mahvoldu.
Ve son olarak, on beşinci denemede telveyi balkonun köşesine döktük, karınca gelmesin diye. Ama karıncalar daha da çoğaldı.
Her seferinde ailemizden azar işittik, arkadaşlarımızla aramızda tartışmalar çıktı. Zeynep bir gün bana patladı: “Senin yüzünden herkes bize deli gözüyle bakıyor!” Burak ise sessizleşti, telefonlara çıkmaz oldu.
Bir akşam annem sofrada gözyaşlarını tutamadı: “Evimizde huzur kalmadı! Sizin bu saçma fikirleriniz yüzünden ailemiz dağılıyor.” Babam ise bana bakmadan yemeğini yemeye devam etti.
O gece odama çekildim, elimde kalan son kavanoz kahve telvesine baktım. Ne olmuştu bize? Birlikte gülüp eğlendiğimiz günler gitmişti. Yerine suçlamalar, kırgınlıklar ve yalnızlık kalmıştı.
Zeynep’le aramızda soğukluk oluştu; Burak’la ise neredeyse hiç konuşmaz olduk. Okulda herkes bizimle dalga geçti; “Kahve çetesi” dediler arkamızdan.
Bir sabah annem yanıma oturdu, gözleri dolu dolu: “Kızım,” dedi, “iyi niyetle başladınız ama bazen her yenilik iyi sonuç vermez. Dostluklarınızı kaybetmeye değer miydi?”
Şimdi düşünüyorum da… Bir avuç kahve telvesiyle başlayan bu yolculuk bize ne kazandırdı? Yoksa en değerli şeyleri mi kaybettik? Siz olsanız ne yapardınız? Dostluk mu önemli yoksa yeni şeyler denemek mi?