Kocamın Getirdiği Dava Dilekçesi: Annemin Akıl Almaz Talebiyle Yüzleşmek

“Bunu bana nasıl yapar?” diye bağırdım, zarfı mutfak masasına fırlatırken. Emre şaşkınlıkla bana bakıyordu, elindeki anahtarları avucunda sıkıyordu. “Ne oldu Zeynep? Kimden geldi bu?”

Gözlerim doldu, kelimeler boğazımda düğümlendi. Annemin imzasını görünce içimde yıllardır biriktirdiğim öfke, kırgınlık ve çaresizlik bir anda patladı. “Annem… Bana dava açmış. Ebeveyn nafakası istiyor.”

Emre bir an sustu, sonra yavaşça yanıma gelip sandalyeye oturdu. “Zeynep, bu ciddi bir şey mi? Yani… Yasal olarak ödemek zorunda mısın?”

Başımı ellerimin arasına aldım. “Bilmiyorum Emre! Hiçbir şey bilmiyorum artık. Sadece… Annem bunu bana nasıl yapar?”

Çocukluğumdan beri annemle aramda hep bir mesafe vardı. Babam bizi terk ettiğinde ben on yaşındaydım. Annem, Ayşe Hanım, o günden sonra hayata küsmüş, tüm yükünü bana yüklemişti. Liseye başladığımda evin tüm işlerini ben yapıyordum; kardeşim Mert’in ödevlerinden alışverişe kadar her şey bana kalmıştı. Annem ise ya komşularla dedikodu yapar ya da televizyonun karşısında saatlerce otururdu.

Üniversiteyi kazandığımda, İstanbul’a gitmek için yalvardım. “Kız başına şehirde ne işin var?” dediğinde, içimdeki özgürlük arzusuyla ona karşı çıktım. O günden sonra aramızdaki bağ tamamen koptu. Yıllarca arayıp sormadı. Ben de kendi hayatımı kurmaya çalıştım; Emre’yle tanıştım, evlendik, küçük bir evimiz oldu. Annem ise sadece para istediğinde aradı.

Şimdi ise elimde resmi bir belgeyle karşı karşıyaydım. Annem, mahkemeye başvurmuş ve bana ebeveyn nafakası davası açmıştı. Belgede yazanlar gözümün önünde dans ediyordu: “Bakıma muhtaç olduğumdan kızım Zeynep’ten aylık nafaka talep ediyorum.”

Emre sessizce belgeleri inceledi. “Zeynep, annenin gerçekten yardıma ihtiyacı var mı? Maddi durumu kötü mü?”

Bir an duraksadım. Annem emekliydi, babamdan kalan küçük bir maaşı vardı ve kardeşim Mert de onunla yaşıyordu. Ama annem hiçbir zaman çalışmak istememişti; hep başkalarından beklemişti yardımı. “Hayır Emre, annem çalışabilirdi ama istemedi. Hep kolay yolu seçti.”

O gece uyuyamadım. Geçmişte yaşadığım her anı tekrar tekrar düşündüm: Annemin bana attığı suçlamalar, asla takdir etmemesi, sevgisini esirgemesi… Şimdi ise benden para istiyordu; hem de mahkeme yoluyla.

Ertesi gün iş yerinde aklım hep annemdeydi. Arkadaşım Elif’e anlattım durumu. “Zeynep, Türkiye’de ebeveyn nafakası diye bir şey var biliyorsun. Ama annenin gerçekten muhtaç olması lazım,” dedi.

“Muhtaç mı? Elif, annem bana çocukluğumdan beri yük oldu! Şimdi de hayatıma müdahale ediyor.”

Elif omzuma dokundu: “Belki de annen yalnızdır, çaresizdir… Bazen insanlar sevgiyi yanlış yollarla ister.”

Ama ben affedemiyordum. O akşam eve döndüğümde Emre beni kapıda karşıladı: “Mert aradı, annenle konuşmak istiyormuşsun.”

Telefonu elime aldığımda ellerim titriyordu. “Alo?”

Annemin sesi soğuktu: “Zeynep, mecbur kaldım. Başka çarem yoktu.”

“Anne, neden önce beni aramadın? Neden mahkemeye gittin?”

“Sen zaten yıllardır beni aramıyorsun! Ben de gururuma yediremedim. Mert’in işi yok, ben hastayım… Ne yapayım?”

İçimdeki öfke gözyaşlarıma karıştı: “Anne, ben de kolay bir hayat yaşamadım! Sen hiç sordun mu nasıl olduğumu? Şimdi benden para istemek kolay mı?”

“Senin yerinde olsam düşünmeden verirdim,” dedi annem ve telefonu kapattı.

O an anladım ki annemle aramızdaki uçurum sadece para değildi; yılların biriktirdiği sevgisizlikti. Ben ona kızgınken o da bana kırgındı.

Dava günü geldiğinde Emre yanımdaydı. Mahkeme salonunda annemi ilk kez bu kadar yaşlı ve yorgun gördüm. Göz göze geldik; ama ikimiz de başımızı eğdik.

Hakim sorular sordu; avukatlar konuştu. Annem ağladı: “Kızım bana bakmak zorunda!” dedi.

Ben ise titreyen sesimle şunları söyledim: “Sayın hakim, ben annemi seviyorum ama onun sevgisini hiç göremedim. Yıllarca yalnız büyüdüm. Şimdi benden sadece para istiyor.”

Hakim karar için ara verdiğinde annemle koridorda karşılaştık. Gözleri doluydu: “Zeynep, ben de hata yaptım biliyorum… Ama başka çarem yoktu.”

O an içimdeki buzlar biraz olsun eridi. Belki de affetmek gerekiyordu; belki de kendimi affetmem gerekiyordu.

Mahkeme anneme sembolik bir nafaka bağladı; ama asıl mesele para değildi zaten.

O günden sonra annemi daha sık aramaya başladım; ama geçmişin yaralarını sarmak kolay olmadı.

Şimdi bazen kendi kendime soruyorum: Bir anne-kız ilişkisi neden bu kadar zor olmak zorunda? Affetmek mi daha zor, unutmak mı? Siz olsaydınız ne yapardınız?