On Yılın Sessizliği: Dönüşüyle Yıkılan Hayatım
“Neden döndün Cemil? Neden şimdi?” diye bağırdım, ellerim titreyerek kapının kolunu sıktım. O an, on yıl önceki o soğuk sabahı tekrar yaşadım; Cemil’in ayakkabıları kapının önünde, kahvaltı masasında yarım bırakılmış çay bardağı ve bir daha asla dönmeyecekmiş gibi ardında bıraktığı sessizlik. O günden beri her sabah, çocuklarım Ece ve Baran’ı okula hazırlarken içimde bir boşluk, bir eksiklik vardı. Şimdi ise, onca yıl sonra, Cemil karşımda duruyordu; saçlarına aklar düşmüş, gözleri yorgun ama hâlâ o eski bakış…
“Zeynep, anlatamam… Çok şey oldu,” dedi sesi kısık, gözlerini kaçırarak. O an içimdeki öfke ve özlem birbirine karıştı. On yıl boyunca her gece, ‘Acaba başına bir şey mi geldi?’ diye uykusuz kaldığım geceler, çocukların ‘Babamız nerede?’ sorularına verdiğim yalan cevaplar, mahalledeki insanların fısıltıları… Hepsi bir anda geri geldi.
Ece kapının arkasında durmuş, korkuyla babasına bakıyordu. Baran ise odasında, kulaklığını takmış, dünyadan kopmuş gibi davranıyordu. Onlar için güçlü olmam gerekiyordu ama içimde fırtınalar kopuyordu.
“Anne, bu adam kim?” dedi Ece titrek bir sesle. Cemil’in gözleri doldu. “Ben babanım kızım,” dedi usulca. Ece geri çekildi, bana sarıldı. “Senin baban öldü anne,” dedi kulağıma fısıldayarak. O an kalbim ikiye bölündü; bir yanım Cemil’in geri dönmesine sevinmek istiyor, diğer yanım ise ona güvenemiyordu.
Cemil’in yokluğunda hayat kolay olmamıştı. Annemle babam bana destek olmuştu ama onların da sabrı bir yere kadardı. Çocuklarıma hem anne hem baba olmaya çalışırken iş bulmak zorunda kalmıştım; önce bir tekstil atölyesinde ütücülük yaptım, sonra markette kasiyer oldum. Her akşam eve yorgun argın dönerken, çocuklarımı yalnız bırakmanın suçluluğu içimi kemiriyordu.
Cemil’in ailesi ise beni suçlamıştı. “Senin yüzünden gitti oğlumuz,” demişlerdi defalarca. Bir gün kayınvalidem kapıya gelip “Evliliği yürütemedin Zeynep,” diye bağırmıştı. Oysa ben ne yapabilirdim ki? Cemil hiçbir iz bırakmadan gitmişti; ne bir not, ne bir açıklama… Sadece sessizlik.
Şimdi ise, on yıl sonra, hiçbir şey olmamış gibi geri dönmüştü. “Beni affedebilecek misin?” diye sordu gözlerimin içine bakarak. Cevap veremedim. İçimdeki öfke dilimi kilitlemişti.
O gece çocuklar uyuduktan sonra Cemil’le mutfakta oturduk. Masanın üzerinde eski fotoğraflarımız vardı; Ece’nin doğum günü pastasıyla gülümsediği kare, Baran’ın ilk adımlarını attığı an… Cemil fotoğraflara bakarken gözyaşlarını tutamadı.
“Zeynep, ben borca battım. O zamanlar sana söyleyemedim. Tehdit edildim… Korktum size zarar gelir diye. Kaçtım,” dedi sesi titreyerek. “Ama yıllarca sizi uzaktan izledim. Her doğum gününüzde, her bayramda buradaydım aslında… Sadece yaklaşamadım.”
İçimde bir şeyler kırıldı o an. On yıl boyunca yaşadığım acının sebebi buydu demek… Ama bu açıklama yeterli miydi? Çocuklarımın babasız büyümesinin, benim tek başıma verdiğim mücadelenin telafisi var mıydı?
Ertesi sabah Ece okula gitmek istemedi. “Babam yine giderse?” dedi ağlayarak. Baran ise daha da içine kapanmıştı; odasından çıkmıyor, yemek yemiyordu bile.
Cemil onlara yaklaşmaya çalıştı ama çocuklar duvar örmüştü aralarına. Bir akşam Baran’ı odasında buldum; elinde eski bir fotoğraf vardı. “Anne, neden döndü? Biz onsuz da iyiydik,” dedi gözleri dolu dolu.
Cemil’in dönüşü sadece beni değil, tüm aileyi sarsmıştı. Annemle babam da huzursuzdu; “Yine giderse Zeynep? Yine yalnız kalırsınız,” dediler endişeyle.
Bir gün mahalledeki markette karşılaştığım komşum Ayşe abla yanıma yaklaşıp fısıldadı: “Kızım dikkat et, adamın niyeti ne belli olmaz.” İnsanların bakışları, fısıltıları yeniden üzerime çökmüştü.
Cemil ise iş bulmaya çalışıyordu ama kimse ona güvenmiyordu. Geçmişteki borçları hâlâ peşindeydi; birkaç kez eski alacaklıları kapımıza dayandı. O anlarda çocuklar korkudan titriyor, ben ise çaresiz hissediyordum.
Bir gece Cemil’le tartıştık. “Neden bize bunları yaşattın?” diye bağırdım. “Ben de insanım Zeynep! Korktum işte!” diye karşılık verdi öfkeyle. O an anladım ki; Cemil’in dönüşüyle birlikte sadece geçmişin yaraları değil, yeni korkular da hayatımıza girmişti.
Zaman geçtikçe çocuklar yavaş yavaş Cemil’e alışmaya başladı ama aralarındaki mesafe hâlâ kapanmamıştı. Bir gün Ece yanıma gelip “Anne, babamı affetmeli miyiz?” diye sordu gözlerimin içine bakarak. Ne cevap vereceğimi bilemedim.
Kendi içimde de aynı soruyu defalarca sordum: Affetmek kolay mıydı? Onca yılın acısı silinir miydi? Yoksa geçmişin gölgeleri hep peşimizi mi kovalayacaktı?
Şimdi geceleri uyuyamıyorum; Cemil yanımda nefes alırken bile içimde bir huzursuzluk var. Çocuklarımın gözlerinde hâlâ korku ve güvensizlik görüyorum.
Hayatımız yeniden başlıyor mu yoksa aynı kabusu tekrar mı yaşayacağız bilmiyorum… Ama şunu biliyorum: Affetmek bazen en zor sınavdır.
Siz olsaydınız ne yapardınız? On yıl sonra dönen birini affedebilir miydiniz? Yoksa geçmişin acısı her zaman aramızda bir duvar olarak kalır mı?