Her Şey Geri Döner: Bir Kadının Sessiz Çığlığı

“Bunu bana nasıl yaparsın, Emre?” diye bağırdım, sesim titreyerek salonun duvarlarında yankılandı. O ise gözlerini kaçırdı, elleri cebinde, başı öne eğik. “Zeynep, lütfen… Her şeyi daha da zorlaştırma,” dedi kısık bir sesle. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. On iki yıllık evliliğimizin, birlikte büyüttüğümüz hayallerin, her sabah kahvaltıda paylaştığımız sessizliğin bir anda yok olduğunu gördüm.

O geceyi asla unutamayacağım. Emre valizini toplarken, ben mutfakta ellerimle bardakları yıkıyordum. Sanki her cam bardağın çatlaması, içimdeki umudun da çatlamasıydı. Annem aradı, “Kızım iyi misin?” dediğinde, “İyiyim anne,” diyebildim sadece. Oysa içimden geçen tek şey şuydu: Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Emre’yle 25 yaşımda evlendim. Ne çok gençtim ne de geç kalmıştım. Üniversiteden yeni mezun olmuştum, iş bulmuş, hayatıma yeni bir yön vermiştim. Emre ise mahallemizin yakışıklı çocuğu, herkesin gözdesiydi. Onunla ilk tanıştığımda, gözlerindeki sıcaklığı hissetmiştim. Birlikte büyüdük, birlikte hayal kurduk. Ama şimdi, o hayallerin yerinde koca bir boşluk vardı.

Boşanma davası açıldığında, annem ve babam bana destek olmaya çalıştı. Ama onların da gözlerinde utancı ve hayal kırıklığını görebiliyordum. Babam bir akşam sofrada sessizce çorbasını içerken, “Kızım, biz sana hep iyi bir eş ol dedik. Nerede yanlış yaptık?” dedi. O an boğazım düğümlendi. “Baba, ben de bilmiyorum,” diyebildim sadece.

Emre’nin eski sevgilisi Elif’le yeniden bir araya geldiğini öğrendiğimde ise dünya başıma yıkıldı. Elif… Liseden beri tanıdığım, bir zamanlar arkadaşım olan kadın. Yıllar önce Emre’yle ayrıldıklarında ona destek olmuştum. Şimdi ise onunla birlikte olması bana yapılan en büyük ihanetti.

Bir gece Elif’ten bir mesaj aldım: “Zeynep, seni üzmek istemem ama Emre’yi seviyorum.” O an ellerim titredi, telefonu yere düşürdüm. Annem yanıma koştu, “Ne oldu?” diye sordu endişeyle. “Hiçbir şey anne… Sadece biraz yoruldum,” dedim gözlerim dolu dolu.

İstanbul’un gri sabahlarında işe gitmek için evden çıkarken, komşuların bakışlarını üzerimde hissediyordum. Herkesin dilinde aynı cümle: “Emre Zeynep’i bırakıp Elif’e dönmüş.” İnsanların acıyan bakışları beni daha da yalnızlaştırıyordu.

Bir gün iş yerinde müdürüm Ayşe Hanım beni odasına çağırdı. “Zeynep, son zamanlarda dalgınsın. Bir sorun mu var?” dedi. Gözlerimden yaşlar süzüldü istemsizce. “Her şey üst üste geldi Ayşe Hanım,” dedim. O ise elimi tuttu: “Hayat bazen adil davranmaz ama sen güçlüsün.”

Geceleri yatağımda dönüp dururken geçmişi düşünüyordum. Evliliğimizin ilk yıllarında Emre’ye yeterince değer vermemiş miydim? Onunla daha çok konuşmalı mıydım? Yoksa her şeyi akışına bırakıp kendimi işime mi kaptırmıştım? Belki de Elif’in hayatımıza yeniden girmesine ben sebep olmuştum.

Bir gün Emre’yle karşılaştık. Oğlumuz Arda’yı okuldan almaya gitmiştim. Emre uzaktan bana baktı, gözlerinde pişmanlık vardı sanki ama emin olamadım. “Nasılsın Zeynep?” dedi sessizce. “İyiyim,” dedim ama sesim titriyordu. Arda yanımıza koştu, “Anne bak babam geldi!” dedi sevinçle. O an içimdeki tüm öfke ve kırgınlık Arda’nın gülüşünde eridi gitti.

Boşanma süreci sancılı geçti. Avukatlar, mahkeme salonları, imzalanan kağıtlar… Her biri birer yara gibi içimde iz bıraktı. Annem sürekli dua ediyor, babam ise sessizce köşesine çekiliyordu. Bir akşam annem yanıma oturdu: “Kızım, hayat bazen insanı sınar. Ama unutma ki her şey geri döner,” dedi gözleri dolu dolu.

O sözler beynime kazındı: Her şey geri döner… Gerçekten de öyle miydi? Geçmişte yaptığım hatalar şimdi karşıma çıkıyor muydu? Üniversite yıllarında Emre’yi kıskandırmak için başka biriyle görüşmüştüm; belki de o günlerin bedelini şimdi ödüyordum.

Bir gece Arda yanıma gelip sarıldı: “Anne, babam neden artık bizimle yaşamıyor?” diye sordu masumca. Gözlerimden yaşlar süzüldü; ona ne cevap vereceğimi bilemedim. “Bazen büyükler anlaşamaz oğlum,” diyebildim sadece.

Günler geçtikçe yalnızlığa alışmaya başladım ama içimdeki boşluk hiç dolmadı. Arkadaşlarım arayıp dışarı çıkmamı teklif etse de çoğu zaman reddettim. Bir gün çocukluk arkadaşım Merve aradı: “Zeynep hadi gel sahilde yürüyelim,” dedi ısrarla. Onunla yürürken denizin kokusu içimi ferahlattı biraz olsun.

Merve bana döndü: “Sen güçlü bir kadınsın Zeynep! Hayat devam ediyor,” dedi gülümseyerek. O an fark ettim ki aslında hayat gerçekten de devam ediyordu; acılarımızla, pişmanlıklarımızla ve umutlarımızla…

Aylar sonra Emre’den bir mesaj aldım: “Arda’yı görebilir miyim?” Cevap verdim: “Tabii ki görebilirsin.” Ama artık ona karşı hiçbir şey hissetmiyordum; ne öfke ne de sevgi… Sadece koca bir boşluk vardı içimde.

Şimdi geceleri yatağımda uzanırken kendi kendime soruyorum: Hayatta gerçekten her şey geri mi döner? Yoksa bazı yaralar asla kapanmaz mı? Sizce insan geçmişinin bedelini mutlaka öder mi?