Oğluma Evi Verdikten Sonra Kendi Hayatımda Yabancı Oldum: Bir Anne’nin Sessiz Çığlığı

“Anne, artık bu koltukları değiştirelim. Misafirler geldiğinde eski püskü görünüyor.”

Oğlum Emre’nin sesi, salonda yankılandı. Bir an için gözlerim doldu ama belli etmemeye çalıştım. O koltuklarda, rahmetli eşimle nice akşam çay içmiş, Emre’yi kucağımda sallamıştım. Şimdi ise, o anılar birer yük gibi üzerime çökmüştü. Oğlumun eşi Zeynep de hemen atıldı: “Aynur Teyze, sen de istemez misin yenilik? Hem artık bu ev bizim sayılır.”

İçimden bir fırtına koptu ama dudaklarımda sadece zayıf bir tebessüm vardı. Evet, bu ev artık onların adına tapulu. Ben ise, sanki misafirliğe gelmiş bir akraba gibi köşede oturuyordum. Oysa bu duvarları ben boyamıştım, bu bahçeye ben çiçek ekmiştim. Her köşesinde bir anım, her odasında bir izim vardı.

Geçen yıl, Emre işsiz kalınca ve Zeynep’in hamileliğiyle birlikte masraflar artınca, “Ev zaten senin olacak, şimdiden devredeyim de rahat edin,” dedim. O zaman bana sarılıp ağlamıştı Emre: “Anne, sen dünyanın en iyi annesisin!”

Ama şimdi… Şimdi bana ait olan hiçbir şey kalmamış gibiydi. Akşam yemeklerinde konuşulan konular bile değişmişti. Zeynep’in ailesiyle yapılan planlar, Emre’nin iş arayışları, torunum Defne’nin kreşi… Benim sözüm geçmiyor, fikrim sorulmuyordu.

Bir gün mutfakta Zeynep’le karşılaştık. Buzdolabının kapağını açarken bana dönüp sordu:

“Aynur Teyze, yoğurdu nereye koydun? Her şeyi karıştırıyorsun, bulamıyorum.”

O an içimde bir şeyler kırıldı. Yıllarca bu mutfağın düzenini ben kurmuştum. Şimdi ise, sanki yanlış yapan bir hizmetçi gibiydim.

Bir akşam Emre’yle baş başa kaldık. Cesaretimi toplayıp sordum:

“Emre, ben burada fazla mı oluyorum?”

Gözlerini kaçırdı. “Yok anne, olur mu öyle şey? Ama… Zeynep biraz düzen hastası biliyorsun.”

O ‘ama’ kelimesi içimi delip geçti. Demek ki gerçekten fazlaydım.

Kardeşim Ayşe aradı geçenlerde. “Aynur abla, iyi misin? Sesin solgun geliyor.”

Dayanamadım, ağladım telefonda:

“Evimi verdim Ayşe… Ama sanki kendimi de verdim. Burada nefes alamıyorum.”

Ayşe sustu bir süre. Sonra dedi ki:

“Bizim toplumda anne fedakârlığı kutsaldır derler ama kimse annenin yalnızlığını konuşmaz.”

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Evin duvarlarına bakıp geçmişi düşündüm. Emre’nin ilk adımlarını attığı koridoru… Eşimle kavga ettiğimiz ama sonra barıştığımız mutfağı… Annemin bana öğrettiği reçel tarifini denediğim ocağı…

Şimdi ise her şey değişiyordu. Zeynep yeni perdeler aldı, bahçedeki gülleri söktü yerine lavanta ekti. Emre ise iş bulduktan sonra daha çok dışarıda vakit geçirir oldu. Torunum Defne bile bana ‘Aynur Teyze’ demeye başladı; Zeynep öyle öğretiyor diye.

Bir gün Emre ile Zeynep tartıştı. Kapıdan yükselen sesleri duydum:

“Senin annen hep burnunu sokuyor!” dedi Zeynep.

Emre ise sessizdi. Sonra kapı açıldı ve Emre yanıma geldi:

“Anne, biraz kendi hayatımıza alan açmamız lazım. Sen de Ayşe teyzeye gitsen biraz?”

O an içimdeki bütün umutlar söndü. Yıllarca emek verdiğim evde artık istenmeyen kişi olmuştum.

Ayşe’nin yanına gittim birkaç günlüğüne. O da küçük bir evde yaşıyor ama bana kucak açtı. Birlikte eski fotoğraflara baktık, çocukluğumuzu konuştuk. Ama içimdeki boşluk dolmadı.

Bir akşam Ayşe bana dedi ki:

“Aynur abla, sen kendi hayatını hiç yaşadın mı? Hep başkaları için yaşadın.”

Düşündüm… Gerçekten de öyleydi. Evlendim, eşime hizmet ettim; çocuklarımı büyüttüm; sonra torunuma baktım; şimdi ise hiçbir yere ait değilim.

Evime döndüğümde Zeynep kapıda karşıladı beni:

“Hoş geldin Aynur Teyze… Umarım iyi gelmiştir değişiklik.”

Sesi soğuktu. İçeri girdim; evdeki her şey değişmişti. Koltuklar yenilenmiş, duvarlar boyanmış… Sanki başka birinin evine girmiş gibiydim.

Emre akşam geldiğinde bana sarıldı ama o eski sıcaklık yoktu.

“Anne, seni üzmek istemedik ama… Burası artık bizim yuvamız.”

Gözlerim doldu ama ağlamadım. Sadece başımı salladım.

O gece pencereden dışarı bakarken kendi kendime sordum:

“Bir anne ne zaman kendi hayatına sahip çıkar? Kendi evinde yabancı olmak hangi acıya benzer?”

Şimdi siz söyleyin: Siz olsanız ne yapardınız? Bir anne fedakârlığının sınırı var mı?