Bir Yabancının Çocuklarıyla Eve Dönen Koca: Sakin Bir Anadolu Kasabasında Fırtına
“Eda, konuşmamız lazım.”
Sabahın köründe, mutfakta çaydanlığın fokurtusuna karışan bu cümleyle başladı her şey. Oğlum Emir henüz uyanmamıştı. Kocam Serkan’ın gözlerinde bir yabancılık vardı; yıllardır tanıdığım adam gitmiş, yerine başka biri gelmişti sanki. “Ben… ben gidiyorum,” dedi, sesi titrek. “Bir süreliğine.”
O an, içimde bir şeyler kırıldı. Sanki evimizin duvarları çatladı, mutfağın soğuk fayansları ayaklarımın altından kaydı. “Nereye?” diye sordum, ama cevabını biliyordum. Kasabada dedikodular çoktan başlamıştı; Serkan’ın hastanede yeni gelen hemşireyle fazla samimi olduğu konuşuluyordu. Ama insan, en çok da kendine yalan söylemeyi seçiyor bazen.
Serkan gitti. Emir’e babasının iş için başka bir şehre gittiğini söyledim. Oğlumun gözlerinde her gün biraz daha büyüyen boşluğu izledim. Sokağa çıkmaya korkar oldum; komşuların bakışları, fısıldaşmaları, markette kasiyerin yüzüme acıyarak bakışı… Sanki herkes biliyor, ama kimse açıkça konuşmuyordu.
Aylar geçti. Annem “Boşan, kurtul bu adamdan,” dedi her telefonda. Babam ise “Çocuğun için sabret,” diyordu. Ben ise her gece yastığımı ıslatıyor, sabahları gözlerimi şiş buluyordum aynada.
Bir sabah, kasabanın meydanında bir uğultu koptu. Herkes camdan bakıyor, sokakta bir hareketlilik vardı. Kapımız çalındı; komşum Şengül abla telaşla içeri daldı: “Eda! Serkan gelmiş! Hem de yanında iki çocukla!”
İnanamadım. Pencereden baktığımda, Serkan’ı gördüm; kucağında biri kız biri erkek iki çocuk, yanında ise o kadın… Yabancı hemşire. Kasabanın yarısı onları izliyordu. Serkan başını öne eğmişti, kadın ise meydan okur gibi dik yürüyordu.
Kapımız çalındı. Açtım. Serkan’ın gözleri doluydu. “Eda… Konuşmamız lazım,” dedi yine. Bu defa sesi daha da yabancıydı.
“Bunlar kim?” dedim, gözlerim çocuklarda.
Kadın araya girdi: “Benim çocuklarım. Serkan artık bizimle.”
O an içimdeki öfke, utanç ve acı birbirine karıştı. “Burası benim evim!” diye bağırdım. Emir arkamdan ağlayarak geldi: “Anne, babam neden başka çocuklarla geldi?”
Serkan bir adım attı bana doğru: “Eda, ne olur… Onların kalacak yeri yoktu. Bir süreliğine burada kalabilir miyiz?”
Kasabanın bütün bakışları üzerimizdeydi. O an, hayatım boyunca hiç hissetmediğim kadar küçük ve çaresiz hissettim.
Annem hemen geldi; “Sakın alma onları eve!” diye bağırdı telefonda. Babam ise “Çocuğun babasıdır, kapıyı kapatma,” dedi.
O gece Serkan’la uzun uzun konuştuk. Meğer kadın kocasından şiddet görmüş, kasabada barınamamışlar. Serkan da onlara sahip çıkmaya karar vermiş. Ama benim evimde mi? Benim oğlumun gözleri önünde mi?
Ertesi gün kasabada dedikodular iyice yayıldı. Markette arkamdan fısıldaşıyorlardı: “Eda’nın kocası başka kadının çocuklarını getirmiş…” Okulda Emir’e çocuklar takılmaya başladı: “Senin baban artık seni sevmiyor mu?”
Bir gece Emir yanıma sokuldu: “Anne, ben kötü bir çocuk muyum? Babam neden gitti?”
O an kalbim paramparça oldu. Oğluma sarıldım: “Hayır yavrum, sen dünyanın en güzel çocuğusun.” Ama içimdeki öfke ve kırgınlık büyüyordu.
Serkan birkaç hafta sonra bana döndü: “Eda, ben hata yaptım. Seni ve oğlumu kaybetmek istemiyorum.” Ama artık çok geçti. O kadının çocukları bana bakarken gözlerinde korku ve utanç vardı; ben ise onlara ne nefret ne de sevgi duyabiliyordum.
Bir gün kadın yanıma geldi: “Ben de istemezdim böyle olsun. Ama başka çarem yoktu.” Gözleri doluydu. O an anladım ki; hayat bazen insanı hiç istemediği yerlere sürüklüyor.
Kasabada herkesin dilindeydik artık. Annem bana “Gururunu koru!” dedi her fırsatta. Babam ise “Çocuğun için affet,” diyordu hâlâ.
Aylar geçti. Serkan’la aramızdaki bağ tamamen koptu. Boşanma davası açtım. Emir’le yeni bir hayata başladık; başlarda çok zorlandık ama zamanla yaralarımız kabuk bağladı.
Kasabada hâlâ arkamdan konuşanlar var ama artık umursamıyorum. Çünkü biliyorum ki; insan en büyük ihaneti en yakınından görünce, yeniden ayağa kalkmak için önce kendini affetmeyi öğrenmeliymiş.
Şimdi geceleri oğlumun başını okşarken düşünüyorum: Bir kadın ne kadar affedebilir? Bir anne ne kadar güçlü olabilir? Siz olsaydınız ne yapardınız?