Demir Değilim! Oğlum ve Torunum İçin Yanıyorum Ama Gelinime Boyun Eğmem!

“Yeter artık Asuman! Benim de bir sabrım var!” diye bağırdım, ellerim titreyerek masanın kenarına tutundum. O an mutfakta bir sessizlik oldu, sadece torunum Emir’in odasından gelen hafif bir oyuncak sesi duyuluyordu. Oğlum Murat, başını öne eğmiş, gözlerini yere dikmişti. Asuman ise bana küçümseyici bir bakış attı, dudaklarının kenarı alaycı bir şekilde kıvrıldı.

İçimde fırtınalar kopuyordu. Ben Sevim, altmış yaşındayım. Hayatım boyunca ailem için yaşadım. Eşim vefat ettiğinde Murat daha on iki yaşındaydı. Onu tek başıma büyüttüm, okuttum, askere gönderdim. Şimdi ise, oğlumun evinde, kendi evimdeymiş gibi davranamıyor, torunuma doya doya sarılamıyorum. Çünkü Asuman’ın kuralları var; çünkü Asuman’ın kariyeri, makyajı ve sosyal medyası her şeyden önce geliyor.

O gün yine aynı tartışma: “Anne, Emir’i parka götürebilir miyim?” dedim. Asuman hemen araya girdi: “Hayır Sevim Hanım, Emir’in uyku saati var. Ayrıca parka gitmek için önce bana danışmanız gerekiyor.”

Oğlum Murat ise her zamanki gibi sessizdi. Sanki evin içinde görünmez bir duvar vardı; ben bir tarafta, Asuman diğer tarafta ve Murat o duvarın tam ortasında sıkışıp kalmıştı.

İçimden geçenleri kimseye anlatamıyordum. Komşulara şikayet etsem “Aman Sevim Hanım, gelininizin kıymetini bilin” diyorlardı. Ama kimse bilmiyor ki ben her gece yastığa başımı koyduğumda oğlumun gözlerindeki yorgunluğu, torunumun bana uzanan ellerini düşünüp ağlıyorum.

Bir gün yine Asuman işten geç geldi. Kapıdan içeri girdiği gibi çantasını koltuğa fırlattı. “Çok yoruldum! Kimse bana yardım etmiyor!” diye bağırdı. Oysa ben bütün gün Emir’le ilgilenmiş, yemek yapmış, evi toplamıştım. Murat ise işten yeni gelmişti ve hâlâ bilgisayar başında çalışıyordu.

“Asuman, biraz oturup sohbet edelim mi?” dedim çekinerek. Gözlerini devirdi: “Sevim Hanım, lütfen! Benim dinlenmeye ihtiyacım var.”

O an içimde bir şeyler koptu. Ben ne zaman bu kadar değersiz oldum? Ne zaman oğlumun hayatında ikinci plana düştüm? Torunumun ilk adımlarını bile gizlice izlemek zorunda kaldım çünkü Asuman her şeye müdahale ediyordu.

Bir akşam Murat’la mutfakta yalnız kaldık. “Oğlum,” dedim, “Sen mutlu musun?”

Başını kaldırmadan cevap verdi: “Anne, lütfen… Zor bir dönemden geçiyoruz.”

“Ben senin annenim Murat! Senin mutsuz olduğunu görüyorum. Emir de öyle… Çocuk annesini göremiyor ki! Sen de sürekli çalışıyorsun.”

Murat’ın gözleri doldu. “Anne, ne yapabilirim? Asuman çok değişti. Eskiden böyle değildi… Şimdi sadece işiyle ilgileniyor.”

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kendi kendime sordum: Bir kadın anne olunca kendi hayatından vaz mı geçmeli? Ya da kariyer için çocuğunu ihmal etmek doğru mu? Ben oğlum için her şeyi feda ettim ama şimdi torunum için hiçbir şey yapamıyorum.

Bir sabah Emir ateşlendi. Asuman hemen panikledi: “Sevim Hanım! Neden dikkat etmediniz? Çocuğun ateşi çıkmış!”

Oysa bütün gece başında ben beklemiştim. Doktora ben götürmüştüm. Ama suçlu yine bendim.

Murat araya girdi: “Asuman, annem olmasa ne yapacaktık? Sen işteydin.”

Asuman bana döndü: “Ben çalışmak zorundayım! Herkes gibi!”

O an içimdeki bütün acıyı haykırmak istedim: “Ben de insanım Asuman! Ben de yoruluyorum, ben de üzülüyorum! Ama torunum için her şeyi yaparım!”

Bir gün Emir bana sarılıp “Babaanne, sen gitme olur mu?” dediğinde gözlerim doldu. O küçücük elleriyle bana tutunduğu an anladım ki bu evde kimse beni anlamasa da torunumun sevgisi bana yeter.

Ama artık susmayacağım. O akşam ailece oturduk sofraya. Herkes sessizdi. Birden ayağa kalktım:

“Bakın,” dedim titreyen sesimle, “Ben demirden değilim! Oğlum için yıllarca tek başıma mücadele ettim. Şimdi torunum için de mücadele ederim ama kimsenin bencilliğine boyun eğmem! Asuman, senin kariyerine saygı duyuyorum ama lütfen anneliğini de unutma! Murat, sen de artık susma! Bu evde herkesin bir yeri var; benim de!”

Asuman şaşkınlıkla bana baktı. Murat’ın gözleri doldu. Emir ise kucağıma atladı.

O gece ilk defa içimde bir huzur hissettim. Belki her şey hemen düzelmeyecek ama artık kendimi ezdirmeyeceğim.

Şimdi size soruyorum: Bir kadın hem anne hem kariyer sahibi olabilir mi? Ya da fedakarlık hep anneden mi beklenir? Ben demir değilim; siz olsaydınız ne yapardınız?