O Gelmedi… Çünkü Artık Gelemeyecek

Kapıyı anahtarımla açtığımda, içeriye adımımı attığım anda bir şeylerin ters gittiğini hissettim. Saat altıyı biraz geçmişti, normalde bu saatte mutfaktan gelen yemek kokuları, çaydanlığın tıkırtısı ve Elif’in neşeli sesiyle karşılanırdım. Ama o akşam evde bir mezar sessizliği vardı. “Elif?” diye seslendim, sesim duvarlarda yankılandı ama cevap gelmedi. Ayakkabılarımı çıkardım, salona geçtim. Televizyon kapalıydı, koltukta onun ördüğü battaniye düzgünce katlanmıştı. Mutfakta hiçbir hareket yoktu; ocak soğuk, çaydanlık boştu. Buzdolabını açtım, her şey muntazam dizilmişti; sanki Elif her an gelecekmiş gibi.

Bir an için içimi tarifsiz bir korku kapladı. Banyoya koştum, kapıyı açtım; içeride kimse yoktu. Yatak odasına geçtim, yatağımız yapılmıştı, yastığının üzerinde hala onun kokusu vardı. Telefonunu aradım, salondaki sehpanın üzerinde sessizce duruyordu. O an anladım ki Elif bu eve bir daha dönmeyecek.

Dizlerimin bağı çözüldü, yere oturdum. Gözlerimden yaşlar süzülürken, içimdeki boşluk büyüdü. Elif’in yokluğunda evin her köşesi bana geçmişimizi hatırlatıyordu. Onunla ilk tanıştığımız günü düşündüm; üniversitenin bahçesinde bana gülümsediği o anı. O gülüşe aşık olmuştum. Sonra ailelerimizin karşı çıkmasına rağmen evlenmeye karar vermiştik. Annem hep “O kız sana göre değil, oğlum,” derdi. Babam ise “Aileler uymazsa evlilik yürümez,” diye ısrar ederdi. Ama biz birbirimize inanmıştık.

Evliliğimizin ilk yılları zorluklarla doluydu. Elif iş bulmakta zorlanıyordu, ben ise yeni mezun bir mühendis olarak düşük maaşla çalışıyordum. Annem her fırsatta Elif’i eleştirir, yemeklerini beğenmezdi. Bir gün annemle Elif mutfakta tartışırken duymuştum: “Sen bizim ailemize layık değilsin,” demişti annem. Elif’in gözleri dolmuştu ama bana hiçbir şey söylememişti o gün.

Zamanla aramızdaki mesafe büyüdü. Ben işten yorgun dönerken Elif’in sessizliğine sığınır oldum. O ise kendi içine kapanmıştı. Birlikte yemek yediğimiz akşamlar azaldı, sohbetlerimiz kısaldı. Bir gün Elif bana “Seninle konuşmak istiyorum,” dediğinde televizyonun sesini kısmadan “Sonra konuşuruz,” demiştim. O gece Elif’in gözyaşlarını görmezden gelmiştim.

Bir sabah Elif kahvaltı hazırlarken elini kesmişti. “Dikkat etsene,” diye bağırmıştım istemeden. O ise sadece başını eğmişti. Sonra işe gitmek için kapıdan çıkarken arkamdan “Beni seviyor musun hâlâ?” diye sormuştu. Cevap verememiştim; çünkü o an ne hissettiğimi bilmiyordum.

Geçen hafta iş için Ankara’ya gitmem gerekmişti. Elif’i arayıp haber verdim ama sesi çok soğuktu. “Kendine dikkat et,” dedi sadece. O üç gün boyunca hiç aramadı beni. Ben de yoğunluktan arayamadım. Dönüşte ona güzel bir hediye alıp gönlünü alırım diye düşündüm.

Ama şimdi burada, bu sessiz evde otururken anlıyorum ki Elif çoktan gitmişti benden. Belki de çok önce kaybetmiştim onu; annemin sözlerinde, kendi ilgisizliğimde, paylaşılamayan acılarda…

Telefonum çaldı birden; arayan ablamdı. “Oğuz, iyi misin?” dedi endişeyle. Sadece “Elif yok,” diyebildim kısık bir sesle.

Ablam sustu bir süre, sonra “Belki anneme gitmiştir,” dedi ama ikimiz de biliyorduk ki Elif’in annemle arası asla düzelmemişti.

Gece boyunca uyuyamadım. Elif’in bana bıraktığı notu buldum sabah; mutfak masasının üzerinde zarfa koymuştu:

“Oğuz,
Artık bu evde nefes alamıyorum. Her gün biraz daha eksiliyorum, biraz daha yalnızlaşıyorum. Seninle konuşmak istedim ama hep sustun ya da kaçtın. Annene karşı hep yalnız kaldım; beni hiç savunmadın. Belki de ben de hatalıyım; belki de birbirimizi anlamadık hiç…
Kendine iyi bak.
Elif.”

Notu okurken ellerim titredi. Gözyaşlarım notun üzerine damladı. O an anladım ki Elif’i kaybetmemin tek sebebi annem ya da ailem değildi; ben de onun yalnızlığını görmezden gelmiştim.

Bir hafta boyunca Elif’ten haber alamadım. Onu aradım, mesaj attım ama cevap vermedi. Annem arayıp “Ne oldu oğlum? Elif nerede?” diye sorduğunda ona da cevap veremedim.

Bir akşam işten dönerken apartmanın girişinde komşumuz Ayşe Teyze’yle karşılaştım. “Oğuz evladım, Elif’i birkaç gün önce valizle giderken gördüm,” dedi üzgün bir sesle.

O an içimdeki umut tamamen söndü.

Geceleri uyuyamıyor, sürekli geçmişi düşünüyorum: Acaba daha fazla konuşsaydım, onu daha çok sevdiğimi gösterseydim, anneme karşı dursaydım her şey farklı olur muydu? Şimdi bu boş evde yalnız başıma otururken tek bir soru yankılanıyor zihnimde:

Bir insan sevdiğini kaybettikten sonra mı gerçekten yalnız kalır? Yoksa yalnızlık zaten içimizde miydi ve biz sadece görmezden mi geldik?

Sizce insan en çok ne zaman yalnız kalır? Yorumlarınızı bekliyorum.