Duaların Gölgesinde: Kayınvalidemle Sınavım ve İçsel Barışa Yolculuğum
“Senin yaptığın yemekleri kimse yiyemez, kızım! Benim oğlum böyle tatsız tuzsuz şeylere alışık değil,” dedi kayınvalidem, sofrada otururken. Kaşığımı tabağa bırakırken ellerim titriyordu. Eşim Murat ise gözlerini yere dikmiş, sessizce yemeğini karıştırıyordu. O an içimde bir fırtına koptu; gözlerim doldu ama ağlamamaya yeminliydim. Annemin bana öğrettiği sabrı hatırladım: “Evladım, dua et, Allah sabredenlerle beraberdir.”
İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, üç odalı küçük evimizde yaşıyorduk. Murat’la evlendiğimizde hayallerimiz büyüktü ama gerçekler bambaşkaydı. Murat’ın annesi, Fatma Hanım, eşimin babası vefat ettikten sonra yalnız kalmıştı ve Murat da onu yanımıza almakta ısrar etmişti. “Annem yalnız kalamaz, ona bakmak bizim görevimiz,” demişti. Ben de başta anlayış göstermiştim ama zamanla Fatma Hanım’ın evdeki varlığı, hayatımızı altüst etti.
Her sabah erkenden kalkıp mutfağa girdiğimde, Fatma Hanım çoktan çayını demlemiş, mutfağı kendi düzenine göre değiştirmiş olurdu. “Kızım, buzdolabının kapağını böyle kapatma, bozulur,” derdi. Bir gün, kendi annemi arayıp ağladım: “Anne, ben ne yapacağım? Evimde kendimi misafir gibi hissediyorum.” Annem ise her zamanki gibi sakin: “Sabret kızım, dua et. Allah büyüktür.”
Ama sabır bazen insanın boğazında düğümleniyor. Bir akşam Murat işten geç geldi. Yorgun ve sinirliydi. Fatma Hanım hemen söze girdi: “Oğlum, bugün yine yemekler tuzsuzdu. Ben sana yarın güzel bir kuru fasulye yapayım.” Murat bana bakmadan başını salladı. O an içimde bir şeyler kırıldı. “Murat, ben elimden geleni yapıyorum ama annenin sözleri beni çok üzüyor,” dedim. Murat ise sessiz kaldı, sonra odasına çekildi.
O gece uyuyamadım. Yastığa başımı koyduğumda gözyaşlarım yanaklarımı ıslattı. Sessizce dua ettim: “Allah’ım, bana güç ver. Ailemi koru, kalbimi ferahlat.” Sabah olunca gözlerim şişmişti ama yine de kalkıp kahvaltıyı hazırladım. Fatma Hanım mutfağa girince yüzüme bakmadan: “Kızım, ekmekleri ince kesmemişsin,” dedi. İçimdeki öfkeyi bastırmaya çalıştım.
Bir gün işler iyice sarpa sardı. Fatma Hanım komşu Ayşe Teyze’yi çağırmıştı. Oturma odasında çay içerlerken beni işaret ederek: “Bizim gelin biraz inatçıdır, her şeyi bildiğini sanıyor,” dedi. Ayşe Teyze ise bana acıyan gözlerle baktı: “Ah yavrum, gençler zorlanıyor tabii…” O an utançtan yerin dibine girdim.
O gece Murat’la ilk defa ciddi bir tartışma yaşadık. “Murat, ben bu şekilde devam edemem! Annenin sözleri beni kırıyor ve sen hiçbir şey söylemiyorsun!” dedim. Murat ise sinirli: “Ne yapabilirim? Annem yaşlı, ona karşı gelemem!”
“Ama ben de senin eşinim! Benim de duygularım var!” diye bağırdım. Murat kapıyı çarpıp çıktı. O an kendimi çok yalnız hissettim.
Ertesi gün işe gitmek için hazırlanırken aynada kendime baktım; gözlerimin altı morarmıştı. İş yerinde arkadaşım Zeynep hemen fark etti: “Ne oldu sana Elif?” diye sordu. Dayanamadım, her şeyi anlattım. Zeynep elimi tuttu: “Bak Elif, dua etmek güzel ama bazen konuşmak da lazım. Belki Fatma Hanım’la açıkça konuşmalısın.”
O akşam eve dönerken içimde bir karar verdim: Artık susmayacaktım. Eve girer girmez Fatma Hanım’ı mutfakta buldum. Cesaretimi topladım: “Fatma Anne, sizinle konuşmak istiyorum.” O an yüzüme şaşkınlıkla baktı.
“Bak kızım, ben oğlumun iyiliğini isterim,” dedi hemen savunmaya geçerek.
“Biliyorum ama ben de bu evin geliniyim ve burada huzur istiyorum. Sözleriniz beni çok üzüyor,” dedim titreyen bir sesle.
Fatma Hanım bir süre sustu, sonra gözleri doldu: “Ben de yalnızlıktan korkuyorum kızım… Oğlumdan başka kimsem yok.” O an ilk defa onun da acısını gördüm.
O gece Murat eve geldiğinde ona her şeyi anlattım. İlk defa beni dikkatlice dinledi ve elimi tuttu: “Haklısın Elif, annemle aranda kalmak istemiyorum ama seni de üzmek istememiştim.” O an içimde bir huzur yayıldı.
Sonraki günlerde Fatma Hanım’la aramızda yavaş yavaş bir anlayış oluştu. Ona daha fazla vakit ayırmaya başladım; birlikte çay içtik, eski fotoğraflara baktık. O da bana yemek tarifleri öğretmeye başladı.
Ama en önemlisi, dua etmeyi hiç bırakmadım. Her gece Allah’a şükrettim; bana sabır verdiği için, ailemi koruduğu için…
Şimdi geriye dönüp baktığımda düşünüyorum: Acaba hepimiz biraz daha açık olsak, biraz daha sabretsek hayatımız nasıl olurdu? Siz olsaydınız benim yerimde ne yapardınız?