Sessiz Sevdanın Yankısı: Söylenmeyenlerin Hikâyesi

“Yine mi geç kaldın Elif?” Annemin sesi, mutfağın kapısından sızan buhar gibi ağır ve sitemkârdı. Cevap veremedim; ayakkabılarımı çıkartırken gözlerim yere kaydı. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Yorgunluğumun, iş yerinde yaşadığım haksızlıkların, İstanbul trafiğinin ağırlığı omuzlarıma çökmüştü ama annemin gözlerindeki o kırgınlık, hepsinden daha ağırdı.

“Anne, bugün çok yoğundu işler. Müdür yine…”

“Biliyorum, biliyorum,” diye böldü sözümü. “Her gün aynı bahaneler. Akşam yemeği soğudu, hadi gel.”

Masaya oturduğumda, annem bana bakmadan tabağıma pilav koydu. O an, çocukluğumdan beri süregelen o sessiz anlaşmamız aklıma geldi: Biz duygularımızı konuşmazdık. Annem bana hiç ‘Seni seviyorum’ demedi, ben de ona diyemedim. Ama her sabah çantama koyduğu sandviçte, hastalandığımda başucumda bekleyişinde, saçlarımı okşayışında gizliydi sevgisi.

Yine de, bazen insan kelimelere ihtiyaç duyuyor. Özellikle de hayatın yükü ağırlaştığında…

O akşam yemeğinde, annemle aramızdaki mesafe bir tabak pilav kadar değildi; yılların biriktirdiği suskunluk kadar büyüktü. Babamı kaybettiğimizde ben on iki yaşındaydım. Annem o günden sonra daha da içine kapandı. Ben ise büyüdükçe ona benzemekten korktum. Sevgimi göstermek istedim ama her denememde dudaklarımda düğümlendi kelimeler.

Bir gece, işten eve dönerken otobüste ağlayan bir kadın gördüm. Yanındaki genç kız, annesinin elini tutup “Anneciğim, seni çok seviyorum,” dedi. O an içimde bir boşluk oluştu. Eve gidince anneme sarılmak istedim ama yine yapamadım.

Bir sabah, annem mutfakta yere düşüp bayıldı. O an dünyam başıma yıkıldı sandım. Hastaneye koşarken ellerim titriyordu. Doktorlar tansiyonunun düştüğünü söyledi. Yanına girdiğimde gözlerini açtı ve bana bakıp “Korkma kızım, iyiyim,” dedi. O an ona sarıldım ama yine o kelimeyi söyleyemedim.

Günler geçti, annem iyileşti ama aramızdaki o görünmez duvar hâlâ duruyordu. Bir gün işten eve döndüğümde annemi eski fotoğraflara bakarken buldum. Babamın gençlik fotoğrafına dokunuyordu. Sessizce yanına oturdum.

“Elif,” dedi usulca, “Bazen insan en çok sevdiklerine en az şey söyleyebiliyor.”

Gözlerim doldu. “Anne… Ben…”

Sözler yine boğazımda düğümlendi. Annem elimi tuttu, “Biliyorum kızım,” dedi ve hafifçe gülümsedi.

O günden sonra anneme daha çok yardım etmeye başladım; markete birlikte gittik, akşamları çay içerken eski günleri konuştuk. Ama o sihirli kelimeyi hâlâ söyleyemedim.

Bir akşam annem bana örgüden bir atkı verdi. “Kış geliyor, üşütme,” dedi. Atkıyı boynuma dolarken gözlerim doldu. O atkıda annemin sevgisi vardı; her ilmeğinde bana olan şefkati saklıydı.

Yıllar geçti, ben evlendim ve başka bir şehre taşındım. Annemi daha az görebiliyordum artık. Telefonda konuşurken hep havadan sudan bahsettik; duygularımızı yine sakladık.

Bir gün telefon çaldı; annemin komşusu arıyordu. Annem hastaneye kaldırılmıştı. Apar topar İstanbul’a döndüm. Hastane odasında annem çok yorgun görünüyordu.

“Elif… Kızım… Ben… Sana söyleyemedim ama… Çok… çok seviyorum seni.”

O an gözyaşlarımı tutamadım. Ellerini tuttum, “Anne… Ben de seni çok seviyorum!” dedim ilk kez yüksek sesle.

Ama annem gözlerini kapamıştı bile; belki duymuştu, belki de duyamamıştı.

Cenazede herkes başsağlığı dilediğinde içimde tarifsiz bir boşluk vardı. Annemin bana bıraktığı atkıyı boynuma doladım ve onun kokusunu içime çektim.

Şimdi her sabah işe giderken o atkıyı takıyorum ve annemin sessiz sevgisini hissediyorum. Keşke kelimelerle de ifade edebilseydik sevgimizi… Ama belki de bazı sevgiler sadece sessizlikte yankılanır.

Siz hiç sevdiklerinize söyleyemedikleriniz için pişman oldunuz mu? Sevgi sadece kelimelerle mi ifade edilir? Yorumlarda düşüncelerinizi paylaşır mısınız?