Kusursuzluk Arayışı: Bir Kadının Gölgesinde Kalan Hayatlar

“Yeter artık, Zeynep! Bir gün de saçını düzgün tarasan, şu evi adam akıllı toplasan ne olur?”

Annemin sesi yine evin duvarlarında yankılanıyordu. Ellerim titreyerek yere düşen tabakları toplarken, içimde bir yerler daha kırılıyordu. Babam ise koltuğunda gazetesini okur gibi yapıyor, ama göz ucuyla her şeyi izliyordu. O an, çocukluğumun en belirgin anılarından biri olarak hafızama kazındı: Hep bir eksiklik, hep bir yetersizlik hissi.

Liseye başladığımda, sınıfın en popüler kızı Elif’ti. Uzun saçları, ince beli ve güler yüzüyle herkes ona hayrandı. Erkekler onun peşinden koşarken, ben gölgede kalıyordum. Bir gün teneffüste, sınıfın yakışıklısı Burak yanıma geldi. “Zeynep, matematik ödevini yapamadım, bana yardım eder misin?” dedi. Kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. O an, belki de ilk kez birinin beni fark ettiğini hissettim. Ama sonra Burak’ın arkadaşlarının arkamdan güldüğünü gördüm: “Bak bak, Burak yine not için kız tavlıyor!”

O günden sonra kendime söz verdim: Kusursuz olacaktım. Saçımı Elif gibi tarayacak, annemin istediği gibi evi toplayacak, babamın istediği gibi sessiz ve uslu olacaktım. Üniversiteye başladığımda ise işler daha da karmaşıklaştı. İstanbul’a taşındım, yeni bir hayat kurdum. Ama içimdeki o eksiklik duygusu peşimi bırakmadı.

Bir gün yurtta oda arkadaşım Derya ile dertleşirken, “Zeynep, neden bu kadar kendini sıkıyorsun? Erkekler zaten ne istediklerini bilmiyorlar ki! Bir gün doğal ol diyorlar, ertesi gün makyajsız halini beğenmiyorlar,” dedi. Haklıydı. O gece uzun uzun düşündüm: Gerçekten erkekler ne istiyor? Biz kadınlar neden hep onların beklentilerine göre şekil almaya çalışıyoruz?

Üniversitenin üçüncü yılında Emre ile tanıştım. Başlarda her şey çok güzeldi. Emre bana değer verdiğini hissettiriyor, birlikte vakit geçirmekten keyif alıyorduk. Ama zamanla o da değişmeye başladı. “Zeynep, biraz daha bakımlı olsan fena mı olur? Arkadaşlarım seni görünce şaşırıyor,” dedi bir gün. İçimden ağlamak geldi ama gülümsemeye çalıştım. O an annemin sesi kulaklarımda çınladı: “Bir kadın her zaman bakımlı olmalı.”

Emre’nin ailesiyle tanışmaya gittiğimizde ise bambaşka bir tabloyla karşılaştım. Annesi sofrada bana sürekli göz ucuyla bakıyor, her hareketimi inceliyordu. Yemekten sonra mutfağa yardım etmeye kalkınca, “Bizim gelin adayımız biraz sessiz galiba,” dedi alaycı bir şekilde. O akşam eve dönerken Emre’ye sordum: “Ailen beni beğenmedi mi?”

Emre omuz silkti: “Onlar için önemli olan aileye uygun olup olmadığın. Biraz daha girişken olsan iyi olur.”

O gece sabaha kadar ağladım. Yıllardır kendimi başkalarının beklentilerine göre şekillendirmeye çalışıyordum ama yine de yetmiyordu. Ne anneme ne babama ne de Emre’ye tam anlamıyla ‘olmuş’ olamıyordum.

Bir gün iş yerinde yeni müdürümüz Asuman Hanım ile sohbet ederken ona içimi döktüm. “Asuman Hanım, sizce erkekler gerçekten ne ister? Neden hep bizden kusursuz olmamızı bekliyorlar?” dedim.

Asuman Hanım derin bir nefes aldı: “Bak Zeynep, ben de senin yaşındayken aynı şeyleri düşündüm. Hep birilerine yetmeye çalıştım. Ama sonunda anladım ki, erkeklerin kafasında da sürekli değişen bir ‘ideal kadın’ var. Bugün güler yüzlü olmamızı isterler, yarın ciddi olmamızı… Asıl mesele kendin olmaktan vazgeçmemek.”

O sözler bana güç verdi ama uygulamak kolay değildi. Emre ile ilişkimiz giderek yıprandı. Bir gün tartışırken Emre bağırdı: “Sen neden hiçbir zaman istediğim gibi olamıyorsun Zeynep? Biraz Elif gibi olsan ne olurdu?”

İşte o an içimde bir şeyler koptu. Yıllardır Elif’in gölgesinde kalmıştım; şimdi de sevgilim beni onunla kıyaslıyordu.

Eve döndüğümde annemle telefonda konuştum. “Anne,” dedim titreyen sesimle, “Ben neden kimseye yetemiyorum?”

Annem sustu, sonra yavaşça konuştu: “Kızım, ben de gençken aynı duyguları yaşadım. Hep babanın istediği gibi olmaya çalıştım ama sonunda kendimi kaybettim.”

O gece kararımı verdim: Artık başkalarının beklentilerine göre yaşamayacaktım.

Emre ile ayrıldık. Zor oldu ama özgürleştiriciydi de… İşe daha çok asıldım, kendime zaman ayırdım. Yavaş yavaş aynadaki kadını sevmeye başladım.

Bir gün eski sınıf arkadaşım Elif’ten bir mesaj aldım: “Zeynep, seninle buluşmak istiyorum.” Şaşırdım ama kabul ettim.

Kafede buluştuğumuzda Elif’in gözleri doluydu: “Herkes beni kusursuz sanıyor ama ben de çok yalnızım Zeynep… Kimse gerçek halimi bilmiyor.”

O an anladım ki; aslında hepimiz aynı çıkmazdayız. Erkeklerin kafasındaki o ‘ideal kadın’ imajı yüzünden hem kendimizi hem birbirimizi tüketiyoruz.

Şimdi 30 yaşındayım ve hâlâ yalnızım ama ilk defa kendimle barışığım.

Bazen düşünüyorum: Biz kadınlar neden hep başkalarının gözünde kusursuz olmaya çalışıyoruz? Erkekler gerçekten ne istiyor; yoksa onlar da bizim gibi kendi içlerinde kaybolmuş durumda mı? Sizce bu döngüyü nasıl kırabiliriz?