Çöpteki Fiş: Gizli Harcamaların Ardındaki Hayat
“Ne bu fiş, Zeynep? Yine gizli gizli alışveriş mi yaptın?” Murat’ın sesi mutfağın soğuk duvarlarında yankılandı. Elindeki buruşmuş market fişini bana doğru sallarken gözlerinde öfke ve hayal kırıklığı vardı. O an, kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. Ellerim titredi, gözlerim yere kaydı.
Dün gece, çocuklar uyuduktan sonra sessizce mutfağa süzüldüm. Dolabın arkasına sakladığım çantayı çıkardım, içinden yeni aldığım küçük bir parfümü ve çocuklara aldığım ucuz oyuncakları çıkardım. Fişi çöpe atarken içimden “Kimse fark etmez,” diye geçirmiştim. Ama Murat sabah erkenden kalkıp çöpteki fişi bulmuştu.
“Cevap versene Zeynep! Neden bana söylemeden alışveriş yapıyorsun?”
Sözler boğazımda düğümlendi. “Murat, çocuklara oyuncak aldım. Bir de kendime küçük bir parfüm… Çok pahalı bir şey değil.”
“Senin küçük dediğin şeyler yüzünden ay sonunu zor getiriyoruz! Ben sana güvenemeyecek miyim artık?”
O an içimde yıllardır biriken yorgunluk, çaresizlik ve suçluluk birbirine karıştı. Murat’ın sesi yükseldikçe çocuklar odalarından korkuyla bakmaya başladılar. Onların gözlerindeki endişe, bana bıçak gibi saplandı.
Küçükken annem de babamdan gizli gizli alışveriş yapardı. Babamın öfkesi patladığında annem sessizce ağlardı. O zamanlar annemi anlamazdım; şimdi ise onunla aynı kaderi paylaşıyordum.
Murat’ın ailesiyle aynı apartmanda oturuyoruz. Kayınvalidem her fırsatta bana “Kadın dediğin tasarruflu olur, evinin erkeğine yük olmaz,” der durur. Her ay market alışverişinde kuruş hesabı yapıyorum ama bazen kendime küçük bir şey almak istiyorum. Bir parfüm, bir ruj… Sanki kendimi hatırlamak için.
Murat ise işten yorgun geliyor, maaşı yetmiyor diye sürekli şikayet ediyor. Haklı belki ama ben de insanım, ben de varım bu evde.
O gün tartışmamız büyüdü. Murat kapıyı çarpıp dışarı çıktı. Çocuklar ağlamaya başladı. Onları kucağıma aldım, “Her şey geçecek,” dedim ama kendime bile inanmıyordum.
Akşam Murat eve döndüğünde sessizlik vardı. Sofrada kimse konuşmadı. Göz göze gelmekten kaçındık. Gece yatağa uzandığımda gözyaşlarım yastığa aktı. İçimde bir ses “Neden bu kadar suçlu hissediyorsun?” diye sordu.
Ertesi gün kayınvalidem kapıyı çaldı. “Zeynep, Murat dün gece bana geldi. Ne oluyor sizin aranızda? Kadın dediğin kocasını üzmez.”
Ona cevap veremedim. İçimdeki fırtına büyüdü. Annemi aradım, “Anne, ben yanlış mı yapıyorum?” dedim.
“Evladım,” dedi annem, “Sen de insansın. Ama bazen susmak en iyisidir.”
Ama ben susmak istemiyordum artık.
Bir hafta boyunca Murat’la aramızda buz gibi bir hava esti. Çocuklar bile neşesini kaybetti. Bir akşam cesaretimi topladım.
“Murat, konuşmamız lazım.”
Başını kaldırmadan, “Ne konuşacağız?” dedi.
“Ben de yoruldum Murat. Her şeyi sana anlatmak zorunda hissediyorum ama bazen kendime küçük bir şey almak istiyorum. Sadece anne değilim, sadece eş değilim… Ben de varım.”
Murat uzun süre sustu. Sonra gözleri doldu.
“Ben de korkuyorum Zeynep… Yetememekten korkuyorum. Herkes benden bir şey bekliyor; sen, çocuklar, annem… Bazen ben de kayboluyorum.”
O an ilk defa birbirimizi gerçekten duyduk sanki.
Ertesi gün birlikte oturup bütçemizi gözden geçirdik. Küçük de olsa kendimize ayıracağımız bir miktar belirledik. Belki büyük bir çözüm değildi ama ilk defa birlikte hareket ettik.
Ama hâlâ içimde bir yara var: Neden kadınlar kendi ihtiyaçlarını gizlemek zorunda kalıyor? Neden evdeki yük hep kadının omzunda?
Sizce de kadınlar kendi hayatlarında bu kadar görünmez olmak zorunda mı? Yoksa biz mi yanlış yerde arıyoruz mutluluğu?