Birinin Annem Olduğunu Sandığım Hayat
“Anne, Ayşe Hanım yine tek başına poşetleri taşıyor!” diye seslendim salona doğru. Cevap gelmedi. Zeynep Hanım, yani kırk yıldır annem dediğim kadın, son haftalarda iyice içine kapanmıştı. Yağmurun cama vuran sesiyle birlikte evin içindeki sessizlik daha da ağırlaşıyordu. Bir an için, çocukluğumdan beri hissettiğim o tuhaf yabancılığı yine hissettim; sanki bu evde fazlalıkmışım gibi.
Elimdeki bayat ekmeği tereyağına batırırken, gözüm mutfak penceresinden dışarı kaydı. Ayşe Hanım, apartmanın yaşlı komşusu, iki kat yukarıya ağır poşetlerle çıkmaya çalışıyordu. İçimden bir şeyler yapmak geldi ama annemden izin almadan hareket edemezdim. Otoritesini her zaman hissettirirdi; ne zaman bir şey yapmak istesem, bakışlarıyla beni durdururdu.
“Anne, duydun mu beni?” diye tekrar seslendim. Bu sefer hafif bir homurtu geldi salondan. “Bırak şimdi komşuyu, kendi işine bak,” dedi. Sesi yorgun ve kırgındı. Son zamanlarda hep böyleydi; sanki evde bir gölge dolaşıyor, her köşeye ağırlığını bırakıyordu.
Çocukluğumdan beri Zeynep Hanım’ın sevgisini tam olarak hissedemedim. Babam erken yaşta vefat etmişti; o günden sonra evdeki her şey değişmişti. Annem daha da içine kapanmış, bana karşı mesafeli olmuştu. Bazen gözlerinde bir yabancılık görürdüm; sanki bana bakarken başka birini görüyordu.
O gün, yağmurun sesiyle birlikte içimdeki huzursuzluk büyüdü. Ayşe Hanım’ın kapısını çalıp yardım etmek istedim ama annemin bakışları aklıma geldi. Yine de dayanamadım, ayakkabılarımı giyip apartman boşluğuna çıktım. Ayşe Hanım’ı merdivenlerde yakaladım.
“Yardım edeyim mi?” dedim utangaçça.
Ayşe Hanım yüzüme baktı, gülümsedi. “Sen iyi çocuksun,” dedi. “Ama annen istemez biliyorum.”
Bir an duraksadım. Herkes annemin katı kurallarını bilirdi. Yine de poşetleri aldım ve yukarı çıkmasına yardım ettim. Kapısının önünde bana döndü: “Bazen insanın gerçek ailesi kan bağıyla olmaz evladım,” dedi ve kapısını kapattı.
O gece annemle sofrada otururken sessizlik yine aramıza duvar ördü. Çorba kaşığını karıştırırken ona baktım. “Anne, neden bu kadar üzgünsün?” dedim.
Başını kaldırmadan, “Hayat işte,” dedi kısaca.
“Bana hiç sarılmıyorsun,” dedim birden, çocukça bir isyanla.
Kaşığı elinden bıraktı, gözleri doldu. “Her şey sandığın gibi değil,” dedi titrek bir sesle.
O gece uyuyamadım. Annemin sözleri kafamda dönüp durdu. Ertesi sabah erkenden kalkıp eski fotoğraf albümlerini karıştırmaya başladım. Bebeklik fotoğraflarımda annemin yüzünde hep aynı mesafe vardı; sanki bana ait değilmişim gibi.
Bir hafta sonra, Ayşe Hanım beni çaya çağırdı. Oturma odasında eski radyosundan Türk sanat müziği çalıyordu. Bir süre havadan sudan konuştuk, sonra bana dikkatlice baktı.
“Zeynep Hanım seni çok seviyor ama içinde büyük bir acı var,” dedi.
“Ne acısı?” diye sordum.
Ayşe Hanım derin bir nefes aldı: “Sen doğduğunda annen çok hastaydı. O zamanlar komşular arasında konuşulurdu; seni başka bir kadından alıp büyüttüler diye.”
Dünya başıma yıkıldı sanki. “Ne demek istiyorsunuz?” dedim titreyen bir sesle.
Ayşe Hanım gözlerini kaçırdı: “Ben de tam bilmiyorum evladım ama Zeynep Hanım’ın gençliğinde başına çok şey geldi.”
Eve döndüğümde annemi mutfakta buldum. Karşısına geçtim, gözlerinin içine baktım: “Anne, ben senin öz çocuğun muyum?”
Bir an için her şey durdu. Annem ellerini tezgaha dayadı, gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Evet,” dedi sonunda, “ama hikaye sandığın kadar basit değil.”
Oturduk mutfak masasına. Annem anlatmaya başladı: “Sen doğduğunda ben çok hastaydım, seni aylarca kucağıma alamadım. O yüzden sana hep mesafeli oldum sanıyorsun ama aslında korkuyordum; sana zarar vermekten korkuyordum.”
Gözlerim doldu. “Peki ya babam?”
Annem başını eğdi: “Baban seni çok severdi ama o da benim gibi kırık bir insandı.”
O an anladım ki aile olmak sadece kan bağıyla olmuyordu; bazen acılar, korkular ve suskunluklar da aileyi şekillendiriyordu.
Günler geçti, annemle aramızdaki mesafe yavaş yavaş azaldı ama içimde hâlâ bir boşluk vardı. Kimliğimi sorgulamaya başladım; gerçekten kime aittim? Annemin sevgisini hak ediyor muydum?
Bir akşamüstü annem yanıma geldi, elini omzuma koydu: “Sana iyi bir anne olamadım belki ama seni hep sevdim,” dedi.
O an gözyaşlarımı tutamadım; yıllardır beklediğim o cümleydi bu.
Şimdi pencereden dışarı bakarken düşünüyorum: Bir insanın ailesi kimdir gerçekten? Kan bağı mı yoksa birlikte yaşanan acılar mı bizi birbirimize bağlar? Sizce aile olmak ne demek?