Yan Dairedeki Hayat: Kayınvalidemle Sınavım

“Elif, oğlumun kahvaltısını neden bu kadar geç hazırladın? Bizim evde sabah erken kalkılır!” Kayınvalidemin sesi, ince bir bıçak gibi mutfağın sessizliğini deldi. Ellerim titredi, çaydanlığı ocağa koyarken döktüğüm suyun sesiyle irkildim. Yine aynı sabah, yine aynı suçlama… İçimde biriken öfkeyi yutmaya çalışırken, gözüm istemsizce yan duvardaki saate kaydı. Saat sekizdi. Oysa ben her sabah olduğu gibi erkenden kalkmış, eşim Murat’ın sevdiği omleti hazırlamıştım. Ama annesi için hiçbir zaman yeterli olmayacaktı.

Murat banyodan çıktı, annesinin sesini duyunca yüzü asıldı. “Anne, Elif zaten her şeyi hazırladı. Lütfen karışma,” dedi ama sesi cılızdı. Kayınvalidem ise gözlerini bana dikip, “Ben oğlumu senin gibi tembellerin eline bırakmak için mi büyüttüm?” diye homurdandı. Murat’ın arkasında durmasını isterdim ama o çoğu zaman sessiz kalmayı seçiyordu. Belki de arada kalmaktan yorulmuştu. Ama ben daha çok yorulmuştum; her gün, her dakika, yan daireden gelen bakışlar ve sözlerle savaşmaktan.

Biz İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, Murat’ın ailesinin apartmanında yaşıyorduk. Düğünden sonra kayınpederim üst katı bize vermişti. Başta ne kadar şanslı olduğumu düşünmüştüm; kira derdi yok, aile sıcaklığı var… Ama zamanla anladım ki bu sıcaklık bazen insanı yakıyor.

İlk zamanlar kayınvalidem Fatma Hanım’ın ufak tefek karışmalarına göz yumuyordum. “Gençsin, alışacaksın,” diyordu annem telefonda. Ama Fatma Hanım’ın sınırları yoktu. Her sabah kapımızı çalıyor, “Kahvaltı hazır mı?” diye soruyor, akşamları Murat işten gelince hemen yanımıza uğrayıp “Oğlum aç mı kaldı?” diye bakıyordu. Bir gün marketten dönerken apartman girişinde komşu Ayşe Abla ile karşılaştım. “Kızım, Fatma Hanım yine seni konuşuyordu. ‘Elif yemek yapmayı bilmiyor, oğlum zayıfladı’ diyordu,” dedi utanarak. İçimde bir şeyler koptu o an.

Bir akşam Murat’la otururken cesaretimi topladım: “Bak Murat, ben böyle devam edemem. Annenin sürekli karışması beni çok yoruyor.” Murat başını eğdi, “Biliyorum Elif ama onlar da yaşlı, alışmışlar… Biraz daha sabret,” dedi. O an anladım ki bu savaşı tek başıma verecektim.

Fatma Hanım’ın baskısı arttıkça ben de içime kapanmaya başladım. Kendi evimde rahatça oturamıyor, pijamalarımı giyemiyor, kahkahalarımı bile kısık sesle atıyordum. Bir gün işten eve dönerken apartman kapısında kayınpederim Mehmet Bey’i gördüm. “Elif kızım, Fatma biraz hassas, idare et,” dedi yumuşak bir sesle. Ama ben artık idare edecek gücü bulamıyordum.

Bir gece Murat’la tartıştık. “Senin annen yüzünden evimizde huzur kalmadı!” dedim ağlayarak. Murat ilk defa bana bağırdı: “Annem benim için çok önemli! Sen de biraz anlayışlı ol!” O gece sabaha kadar ağladım. Annemi aradım, “Anne ben dayanamıyorum,” dedim hıçkırıklar arasında. Annem ise “Kızım evlilik kolay değil, biraz daha sabret,” dedi ama ben sabrımın sonuna gelmiştim.

Bir sabah Fatma Hanım kapıyı çaldı, elinde bir tabak börekle: “Bunu oğluma ver de adam gibi yesin,” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. Tabaktaki böreği masaya bıraktım ve Fatma Hanım’a döndüm: “Fatma Hanım, lütfen artık evimize bu kadar karışmayın. Ben elimden geleni yapıyorum ama sizin sözleriniz beni çok kırıyor,” dedim titreyen bir sesle. Fatma Hanım şaşırdı, yüzü kızardı: “Ne demek istiyorsun sen?” dedi öfkeyle.

O an Murat da mutfağa geldi. Ben gözyaşlarımı tutamadan devam ettim: “Ben bu evde kendi hayatımı yaşamak istiyorum! Lütfen bize biraz alan bırakın.” Murat bana baktı, sonra annesine döndü: “Anne, Elif haklı… Bizim de bir düzenimiz olmalı,” dedi ilk kez net bir şekilde.

Fatma Hanım sessizce çıktı gitti o gün. O günden sonra aramızda soğuk bir duvar örüldü ama en azından evimizde nefes alabiliyordum artık. Murat’la ilişkimiz de zamanla düzeldi; birbirimize daha çok destek olmaya başladık. Ama o günlerin yarası hâlâ içimde…

Şimdi bazen pencereden dışarı bakarken düşünüyorum: Kaç kadın benim gibi ailesiyle değil de eşinin ailesiyle mücadele ediyor? Kaçımız kendi sınırlarımızı koruyabiliyoruz? Siz olsaydınız ne yapardınız? Yoksa hâlâ susmaya devam mı ederdiniz?