Her Gün Kaynanamla: Yabancı Bir Kadının Hayatımı Nasıl Cehenneme Çevirdiğini Anlatıyorum
“Senin gibi bir gelin görmedim, Zeynep! Annem olsa böyle yapmazdı!” Emre’nin sesi mutfağın duvarlarında yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, ince belli camdan bir damla yere düştü. Kaynanam, Hatice Hanım, gözlerini benden ayırmadan, dudaklarının kenarında küçümseyici bir gülümsemeyle bana bakıyordu. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim.
Evliliğimizin ilk aylarında her şey güzeldi. Emre ile üniversitede tanışmıştık; o mühendislik okurken ben edebiyat bölümündeydim. Mezun olur olmaz evlendik. Annem, “Kızım, kaynananla aynı evde yaşama, bak sonra pişman olursun,” demişti. Ama Emre’nin babası vefat edince, Hatice Hanım yalnız kalmasın diye onun evine taşındık. “Bir süreliğine,” demiştik kendi kendimize. Oysa bu süre, hayatımın en uzun ve en zor yıllarına dönüştü.
İlk sabahımda, mutfakta kahvaltı hazırlarken Hatice Hanım yanımda belirdi. “Bizim evde yumurta böyle pişirilmez,” dedi. Gözlerim doldu ama sesimi çıkarmadım. Her gün yeni bir kural, yeni bir eleştiri… “Çayı fazla demlemişsin”, “Perdeleri yanlış yıkamışsın”, “Emre’nin gömleklerini ütülemeyi bilmiyorsun.”
Bir gün annemi aradım, sesim titreyerek: “Anne, ben burada nefes alamıyorum.” Annem, “Sabret kızım, evlilik böyle şeylerdir,” dedi. Ama sabrım her geçen gün biraz daha tükeniyordu.
Emre ise annesinin yanında hep sessizdi. Akşamları odada yalnız kaldığımızda bana sarılır, “Annem yaşlı, idare et,” derdi. Ama ben idare ettikçe Hatice Hanım’ın sınırları daha da genişliyordu. Bir gün işten eve döndüğümde odamızdaki dolabın yerinin değiştiğini gördüm. Hatice Hanım, “Feng Shui’ye göre böyle daha iyiymiş,” dedi. Oysa ben eşyalarımın yerinin değiştirilmesinden nefret ederdim.
Bir akşam Emre işten geç geldi. Hatice Hanım sofrada bana dönüp, “Emre bu kadar çalışıyor, sen neden hala çocuk yapmadın?” dedi. Boğazıma bir yumru oturdu. “Daha hazır değiliz,” dedim utana sıkıla. “Senin yaşında iki çocuğum vardı,” diye devam etti. O an Emre içeri girdi ve annesinin yanında bana destek olmadı.
Geceleri uykusuz kalmaya başladım. Sabahları gözlerimin altı mor, ruhum yorgun… İş yerinde bile dalgın dolaşıyordum. Arkadaşlarım, “Ne oldu sana?” diye soruyordu. Anlatamıyordum; çünkü kimse anlamazdı bu baskıyı.
Bir gün Hatice Hanım’ın misafirleri geldi. Beni mutfağa çağırdı: “Zeynep, bak bakalım börekler yanmasın.” O sırada kadınlardan biri fısıldadı: “Gelin de pek sessizmiş.” Hatice Hanım başını salladı: “Ne yapsın, bizim evin düzenine alışamadı.” O an gözlerim doldu ama yutkundum.
Emre ile aramızda mesafe açılıyordu. Bir gece tartıştık:
— Zeynep, annemi üzüyorsun!
— Ben mi üzüyorum? Her gün beni eleştiriyor, özelime karışıyor!
— O bizim büyüğümüz!
— Peki ya ben? Benim hislerim yok mu?
O gece ilk defa evi terk etmeyi düşündüm. Ama nereye gidecektim? Annemin yanına dönmek istemiyordum; bu evliliği kurtarmak için savaşmalıydım.
Bir sabah Hatice Hanım mutfakta yere düşüp bayıldı. Koşup yardım ettim. O an içimdeki öfke yerini korkuya bıraktı. Hastaneye kaldırdık; tansiyonu yükselmişti. Emre bana sarıldı: “İyi ki varsın.” O an kendimi suçlu hissettim; belki de çok bencil davranmıştım.
Ama hastaneden döndükten sonra her şey eskisinden daha kötü oldu. Hatice Hanım daha da hassaslaştı; her şeye ağlamaya başladı. Emre ise tamamen annesine odaklandı; bana neredeyse hiç vakit ayırmıyordu.
Bir akşam Emre işten geç geldiğinde ona dayanamayıp sordum:
— Emre, biz ne zaman kendi hayatımızı yaşayacağız?
— Annem olmadan olmaz Zeynep…
— Peki ya ben? Ben ne olacağım?
Cevap vermedi; gözlerini kaçırdı.
O gece valizimi topladım ama kapının önünde durdum. Annemin sözleri aklımda yankılandı: “Evlat kolay yetişmiyor kızım.” Ama ben de kolay harcanacak biri değildim.
Ertesi sabah Hatice Hanım mutfağa geldiğinde ona döndüm:
— Anne, ben de bu evin bir parçasıyım. Lütfen bana da biraz yer açın.
O an gözleri doldu; ilk defa bana sarıldı.
Ama işler düzelmedi; sadece kısa bir ateşkes oldu. Aradan aylar geçti; Emre ile aramızdaki sevgi yavaş yavaş eridi. Bir gün aynada kendime baktığımda tanıyamadığım bir kadın gördüm.
Şimdi kendi evimdeyim; boşanma sürecindeyim. Bazen düşünüyorum: Sevgi mi önemli yoksa huzur mu? Siz olsanız hangisini seçerdiniz? Benim gibi kaynanayla yaşamak zorunda kalan var mı? Lütfen bana yazın; yalnız olmadığımı bilmek istiyorum.