Neden Beni Sevmiyorsun Anne?
“Neden beni sevmiyorsun anne?”
Sözlerim mutfağın soğuk fayanslarında yankılandı. Elimdeki bulaşık süngeri titredi, sabunlu su damlaları yere aktı. Kayınvalidem Emine Hanım, gözlerini benden kaçırarak pencereye döndü. Sanki yıllardır beklediğim cevabı alacakmışım gibi bir umutla ona baktım. Ama o, her zamanki gibi sessizliğe gömüldü.
Küçük bir İç Anadolu köyünde, toprak damlı evimizin mutfağında geçen bu an, hayatımın dönüm noktasıydı. On iki yıldır bu evde, kocam Mustafa ve iki çocuğumla birlikte yaşıyorum. Ama asıl mücadelem, Emine Hanım’la aynı çatı altında olmak. O, köyde herkesin saygı duyduğu, lafı dinlenen bir kadındı. Ama bana gelince… Sanki ben hiç yokmuşum gibi davranırdı.
Her sabah gün doğmadan kalkar, tandırda ekmek pişirir, çocukların önlüğünü ütülerdim. Mustafa işe giderken arkasından su döker, uğur olsun diye dua ederdim. Ama Emine Hanım’ın gözünde ne yapsam eksik, ne yapsam yanlış. “Çorban tuzsuz olmuş,” derdi mesela, ya da “Çocuklar yine hasta, iyi bakamıyorsun.”
Bir gün, komşu Ayşe abla uğradı. “Kızım, senin sabrına hayranım vallahi,” dedi usulca. “Ben olsam çoktan çatır çatır kavga ederdim.” Gülümsedim ama içimden ağlamak geldi. Çünkü ben kavga etmeyi bilmiyordum; annem bana hep sabretmeyi öğretmişti.
Ama bugün… Bugün sabrım tükendi. Sabah Emine Hanım yine çocukların önünde bana bağırdı: “Senin yüzünden oğlumun yüzü gülmüyor!” Mustafa ise sessizce başını eğdi, hiçbir şey demedi. O an içimde bir şeyler koptu.
Akşam olunca, herkes odasına çekildiğinde mutfakta tek başıma bulaşık yıkarken sordum işte o soruyu: “Neden beni sevmiyorsun anne?”
Emine Hanım önce cevap vermedi. Sonra yavaşça döndü:
“Sen benim oğlumun hayatına girdin gireli her şey değişti. Oğlum bana eskisi gibi bakmıyor artık. Sen geldin, oğlumu benden aldın.”
O an anladım ki mesele ben değilim; mesele onun yalnızlığıydı. Ama bunu ona anlatmak imkânsızdı.
Bir gece yarısı, Mustafa ile konuşmaya çalıştım:
“Mustafa, annen bana neden böyle davranıyor? Ben ne yaptıysam yaranamadım.”
Mustafa derin bir iç çekti:
“Bilmiyorum Hatice… Annem hep böyleydi. Babam öldükten sonra bana sarıldı, beni hiç bırakmak istemedi. Şimdi sen varsın diye kendini yalnız hissediyor belki de.”
Ama ben de yalnızdım! Kendi ailemden uzakta, bu köyde tek başıma mücadele ediyordum. Annemden gizli gizli ağladığım geceler oldu. Çocuklar uyanmasın diye yastığa gömdüm gözyaşlarımı.
Bir gün çocuklar okuldan geldiğinde küçük kızım Elif yanıma sokuldu:
“Anneanne neden sana hep kızıyor?”
O an ne diyeceğimi bilemedim. Çocuklar bile bu sevgisizliği hissediyordu.
Bir akşam köyde elektrikler kesildi. Herkes sobanın etrafında toplandı. Emine Hanım eski günlerden bahsetmeye başladı:
“Eskiden her şey daha güzeldi. Oğlum yanımdaydı, bana yardım ederdi.”
Ben ise sessizce çay doldurdum fincanlara. İçimde bir isyan vardı ama dışarıya vuramıyordum.
Bir gün köyde dedikodu çıktı: “Hatice kayınvalidesiyle geçinemiyor, evi terk edecekmiş.” Oysa ben hiçbir yere gitmek istemiyordum; sadece biraz sevgi görmek istiyordum.
Bir sabah Emine Hanım hastalandı. Kimse yoktu evde; Mustafa tarladaydı, çocuklar okulda. Onu hastaneye ben götürdüm. Yol boyunca hiç konuşmadık. Hastanede sıra beklerken elini tuttum; ilk defa elimi geri çekmedi.
O günden sonra aramızda bir nebze de olsa bir yumuşama oldu ama tam anlamıyla hiçbir şey değişmedi. Yine de her gün aynı mücadeleyle devam ettim.
Bazen düşünüyorum: Ben mi yanlış yaptım? Daha fazla mı sabretmeliydim? Yoksa kendi hayatımı mı yaşamalıydım?
Şimdi mutfakta yine yalnızım. Bulaşıkları yıkarken kendi kendime soruyorum: Bir kadının en büyük suçu sevilmemek mi? Yoksa sevilmek için kendinden vazgeçmek mi? Siz olsanız ne yapardınız?