Bir Düğün, Yarım Kalan Bir Hayat: Elif’in Yalnız Kutladığı Düğün Günü
“Elif, Emre yok! Ambulansla hastaneye götürdüler!”
Annemin titreyen sesiyle kulaklarımda yankılanan bu cümleyle başladı her şey. Beyaz gelinliğimin içinde, makyajım daha kurumamışken, hayatımın en mutlu günü olması gereken o an bir kabusa dönüştü. Düğün salonunun koridorunda, elimde çiçeğimle donup kaldım. Herkes bana bakıyordu; kimisi acıyarak, kimisi ne yapacağımı merak ederek. İçimde bir yerlerde bir şeyler kırıldı o an.
Emre’yle altı yıldır beraberdik. Üniversitede tanışmıştık; o zamanlar ben Edebiyat, o ise Makine Mühendisliği okuyordu. Hayatımızı birlikte kuracağımıza söz vermiştik. Ailelerimiz başta pek istememişti; annem “Kızım, mühendis adam soğuk olur” derdi, Emre’nin annesi ise “Elif’in ailesi bizim gibi değil” diye fısıldardı. Ama biz inat ettik, sevgimize sahip çıktık. Düğünümüzü aylarca planladık; her detayı birlikte seçtik. O gün geldiğinde, her şey mükemmel olmalıydı.
Ama işte, hayat planları umursamıyor bazen. Emre sabah biraz halsizdi ama heyecandan sandık. Meğer kalbinde doğuştan gelen bir rahatsızlık varmış ve o gün kriz geçirmiş. Bunu bana hastane koridorunda söylediler. O an içimdeki bütün umutlar bir anda sönüverdi.
Düğün salonuna döndüğümde herkes fısıldaşıyordu. Babam yanıma geldi, “Kızım, iptal edelim. Kimse seni ayıplamaz,” dedi. Ama ben başımı iki yana salladım. “Hayır baba,” dedim, “Bu düğün bizim hayalimizdi. Emre için de kutlayacağım.”
O an salonda bir sessizlik oldu. DJ bana baktı, “Ne yapmamı istersiniz?” diye sordu. “İlk dans şarkımızı çal,” dedim. Emre’yle seçtiğimiz o şarkı çalmaya başladığında gözlerimden yaşlar süzüldü. Tek başıma pistte dönerken herkes bana bakıyordu. Annem ağlıyordu, Emre’nin babası başını önüne eğmişti. Ama ben dans ettim; çünkü bu bizim hayalimizdi.
Misafirler yavaş yavaş gitmeye başladı. Bazıları bana sarıldı, bazıları ise arkamdan fısıldaştı: “Yazık kıza, daha ilk günden yalnız kaldı.” O anlarda içimde bir öfke büyüdü; neden insanlar hep başkalarının acısını konuşur? Neden kimse gelip de “Yanındayız” demez?
Gece yarısı hastaneye gittim. Gelinliğimle acil servisin kapısında bekledim. Hemşireler şaşkın şaşkın baktı bana. Emre’nin odasına girdiğimde o hâlâ baygındı ama nefes alıyordu. Elini tuttum, “Ben buradayım,” dedim fısıltıyla, “Senin için dans ettim.”
Ertesi gün sosyal medyada fotoğraflarımız yayıldı: Tek başına dans eden bir gelin… Kimisi romantik buldu, kimisi ise “Keşke iptal etseydi” dedi. Akrabalarımızdan bazıları aradı: “Kızım, uğursuzluk olurmuş böyle şeyler.” Annem bile günlerce konuşmadı benimle.
Ama ben biliyorum ki o gece yalnız değildim; Emre’nin sevgisi yanımdaydı. O hastanede yatarken bile bana güç verdiğini hissettim. Bir hafta sonra Emre kendine geldiğinde ilk söylediği şey şu oldu: “Keşke yanında olabilseydim.” Gözyaşlarımı tutamadım; “Senin için dans ettim,” dedim tekrar.
Ailelerimiz hâlâ bu düğünü konuşuyor; kimisi hâlâ uğursuzluk diyor, kimisi ise “Elif ne kadar güçlüymüş” diyor. Ama kimse benim içimdeki fırtınayı bilmiyor. Her gece uyumadan önce o anı düşünüyorum: Tek başıma pistte dönerken hissettiğim yalnızlığı…
Hayat bazen en mutlu anlarımızda bile bizi sınar mı? Sevgi gerçekten her şeye yeter mi? Siz olsaydınız ne yapardınız?