Bir Gece Her Şeyi Değiştirdi: Yalnız Bir Babanın Hikâyesi

“Baba, ne olur gitme! Korkuyorum!”

Küçük kızım Elif’in gözyaşları içinde bana sarıldığı o anı asla unutamıyorum. O gece, hayatımın en uzun gecesiydi. Kapının önünde ayakkabılarımı giyerken, Elif’in sesiyle irkildim. “Emir abim bakar size, ben markete gidip hemen döneceğim,” dedim titrek bir sesle. Eşim Gülşen bizi terk ettiğinden beri dört çocuğumla baş başa kalmıştım. En büyük oğlum Emir on üç yaşında, Elif dokuz, Kerem yedi, en küçük kızım Zeynep ise henüz beş yaşındaydı. O gece markete gitmem şarttı; evde ekmek yoktu, çocukların sabah kahvaltısı için hiçbir şey kalmamıştı.

Emir’in gözlerinde bir tedirginlik vardı. “Baba, ben bakarım ama Zeynep yine ağlarsa ne yapacağım?” diye sordu. “Sen abisin, halledersin oğlum. Ben hemen dönerim,” dedim ve kapıyı kapattım. İçimde bir huzursuzluk vardı ama başka çarem yoktu.

Market yolunda kafamda bin bir düşünce dönüyordu. Gülşen’in gidişiyle ailemizin dengesi bozulmuştu. Komşuların bakışları, akrabaların fısıltıları… Herkesin dilinde aynı soru: “Serkan çocuklara nasıl bakacak?”

Market dönüşü apartmanın önünde ambulans ve polis arabalarını görünce kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. Koşa koşa eve çıktım. Kapı açık, içeride yabancı insanlar… Elif ağlıyor, Kerem’in yüzü bembeyaz. Emir köşede elleriyle başını tutmuş, titriyor.

“Ne oldu burada?” diye bağırdım. Komşumuz Ayşe Hanım araya girdi: “Serkan Bey, Zeynep balkondan düşüyordu az kalsın! Emir son anda tuttu ama çok korktuk!”

O an dizlerimin bağı çözüldü. Zeynep’in minik elleriyle bana sarılışı… “Baba, korktum!”

Polisler bana sorular sormaya başladı: “Çocukları evde yalnız mı bıraktınız? Kaç yaşındalar? Ne kadar süre dışarıdaydınız?” Sanki suçlu benmişim gibi hissettim. Oysa tek derdim çocuklarımı doyurabilmekti.

O geceden sonra hayatımız kabusa döndü. Sosyal hizmetler devreye girdi. Evimize geldiler, çocuklarla konuştular. “Bir baba dört çocuğa nasıl bakar?” dediler. Anneleriyle görüşmek istediler ama Gülşen ortadan kaybolmuştu.

Akrabalarım aramaya başladı: “Serkan, çocukları bize ver, senin işin gücün var.” Annem ağladı: “Oğlum, bu yük sana fazla.” Ablam aradı: “Çocuklar perişan olmuş, bırak gelsinler bana.”

Ama ben vazgeçmedim. Her sabah çocukları okula hazırladım, işten erken çıkıp eve koştum. Akşam yemeklerini birlikte yaptık. Ama Emir değişmişti. O geceyi unutamıyordu.

Bir akşam Emir’le mutfakta yalnız kaldık. Sessizce tabağına bakıyordu.

“Emir, oğlum… O gece için özür dilerim. Sana fazla yük bindirdim.”

Başını kaldırmadan konuştu: “Baba, ben Zeynep’i tutamasaydım ne olurdu?”

Boğazım düğümlendi. “Ama tuttun oğlum… Sen çok güçlü bir abisin.”

Gözleri doldu: “Ama ben korktum baba… Annem olsaydı böyle olmazdı.”

O an içimdeki suçluluk büyüdü. Gülşen’in yokluğu her gün biraz daha derinleşiyordu evimizde. Çocuklar annelerini özlüyor, ben ise her gün daha fazla tükeniyordum.

Bir gün okuldan aradılar: Kerem kavga etmiş. Müdür odasında karşıma geçtiğinde gözleri doluydu.

“Baba, herkes annemiz yok diye bizimle dalga geçiyor.”

Ne diyeceğimi bilemedim. Sadece sarıldım ona.

Geceleri uyuyamaz oldum. Herkesin gözünde yetersiz bir babaydım artık. Sosyal hizmet uzmanı Sevim Hanım tekrar geldiğinde gözlerinin içine baktım:

“Ben elimden geleni yapıyorum ama bazen yetemiyorum… Çocuklarımı kaybetmek istemiyorum.”

Sevim Hanım uzun uzun baktı bana: “Serkan Bey, kimse mükemmel değildir. Ama çocuklarınızın size ihtiyacı var.”

O sözler içimi biraz rahatlattı ama toplumun baskısı hiç bitmedi. Komşular hâlâ fısıldaşıyor, akrabalar hâlâ çocukları almak istiyordu.

Bir akşam Elif yanıma geldi:

“Baba, annem geri gelecek mi?”

Yutkundum: “Bilmiyorum kızım… Ama biz hep birlikteyiz.”

Zaman geçti ama o geceyi unutamadık. Emir hâlâ geceleri uyanıp kontrol ediyor kardeşlerini. Ben ise her sabah aynada kendime bakıp aynı soruyu soruyorum:

“İyi bir baba olmak ne demek? Çocuklarımı korumak için daha ne yapabilirim?”

Siz olsaydınız ne yapardınız? Bir baba olarak yalnız kalınca gerçekten yeterli olabilir miyiz? Lütfen düşüncelerinizi paylaşın…