Bacaklarımı Tıraş Etmeyi Bıraktığım Gün: Bir Kadının Kendiyle Barışma Hikayesi

“Elif, ne yaptın sen? İnsan içine böyle mi çıkılır?” Annemin sesi, mutfakta yankılanırken elimdeki çayı dökmemek için kendimi zor tuttum. O an, bacaklarımda uzayan tüyleri saklamaya çalışmadım. İlk defa, annemin karşısında dimdik durdum. “Anne, bu benim bedenim. İstediğim gibi davranabilirim.”

O an, evimizin küçük salonunda bir savaş başladı. Babam gazeteyi indirdi, ablam gözlerini devirdi. Annem ise ellerini beline koydu, yüzünde hem öfke hem de hayal kırıklığı vardı. “Elif, komşular ne der? Mahallede konuşulacak kızım!”

İçimde bir fırtına koptu. Yıllardır herkesin istediği gibi olmaya çalışmıştım. Lise yıllarında, beden eğitimi derslerinde bacaklarımı saklamak için uzun eşofmanlar giyerdim. Üniversitede yurtta arkadaşlarımın alaycı bakışlarına maruz kalmamak için tıraş bıçağını elime almak zorunda hissederdim. Ama artık yorulmuştum. Kendi bedenimle barışmak istiyordum.

O gün, ailemle ilk büyük tartışmamızı yaşadık. Annem ağladı, “Senin iyiliğin için söylüyorum,” dedi. Babam ise “Biz seni böyle mi yetiştirdik?” diye sordu. Ablam ise sessizce telefonuna gömüldü. O gece odamda tek başıma ağladım. Kendimi yalnız hissettim ama bir yandan da özgürleştiğimi biliyordum.

Ertesi gün işe giderken pantolon yerine etek giymeye karar verdim. Otobüste birkaç kişi bacaklarıma baktı, bazıları fısıldaştı. İş yerinde ise en yakın arkadaşım Zeynep, “Elif, cesaretine hayran kaldım ama emin misin? İnsanlar acımasız olabilir,” dedi. Gülümsedim, “Biliyorum Zeynep, ama artık kendim için yaşamak istiyorum.”

Öğle arasında kantinde otururken, müdürümüz Ayşe Hanım yanıma geldi. “Elifciğim, bir sorun mu var? Biraz dikkat çekiyorsun bugünlerde,” dedi. İçimden geçenleri söylemek istedim ama sadece başımı salladım. O an anladım ki, toplumun kuralları görünmez zincirler gibi bizi sarıyor ve nefes almamıza izin vermiyor.

Akşam eve döndüğümde annem kapıda bekliyordu. “Bak Elif,” dedi yumuşak bir sesle, “Ben senin annenim, sana zarar gelsin istemem.” Gözlerim doldu. “Anne, ben de kendime zarar gelsin istemem ama başkalarının ne düşündüğüyle yaşamak istemiyorum artık.”

Bir hafta boyunca evde soğuk rüzgarlar esti. Babam benimle konuşmadı, annem ise her fırsatta üstü kapalı imalarda bulundu. Bir akşam aile yemeğinde ablam patladı: “Elif, neden illa farklı olmak istiyorsun? Herkes gibi olsan ne kaybedersin?”

Derin bir nefes aldım. “Çünkü herkes gibi olmak istemiyorum abla! Ben kendi bedenimde mutlu olmak istiyorum. Tüylerimi almak istemiyorsam bu benim kararım olmalı.”

Babam masadan kalktı, annem ağlamaya başladı. O an kendimi suçlu hissettim ama sonra aynada kendime baktığımda ilk defa kendimi güçlü gördüm.

Bir gün iş çıkışı Zeynep’le sahilde yürüyüşe çıktık. Sahilde otururken yanımıza iki genç geldi ve alaycı bir şekilde “Bacaklarınıza yaz mı gelmiş?” diye güldüler. Zeynep öfkeyle onlara çıkıştı ama ben sadece gülümsedim. Çünkü artık onların sözleri canımı acıtmıyordu.

Sosyal medyada da benzer tepkiler aldım. Bir fotoğrafımı paylaştığımda bazıları “Hijyenik değil”, “Kadın dediğin bakımlı olur” gibi yorumlar yaptı. Ama bana mesaj atan birkaç kadın da vardı: “Senin sayende ben de kendime güvenmeye başladım” diyenler oldu.

Bir akşam annem yanıma geldi ve sessizce oturdu. Uzun süre konuşmadık. Sonra bana sarıldı ve “Belki de seni anlamaya çalışmalıyım,” dedi. O an gözyaşlarımı tutamadım.

Ailemle ilişkimiz zamanla düzeldi ama hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Artık birbirimize daha açık konuşabiliyorduk. Babam hâlâ alışamadı belki ama en azından saygı duymayı öğrendi.

Toplumun kadınlara yüklediği güzellik standartlarını sorgulamaya başladım. Neden kadınlar sürekli tıraş olmak zorunda? Neden doğal halimizle kabul edilmiyoruz? Bu sorular kafamda dönüp durdu.

Bir gün iş yerinde yeni gelen stajyer Derya yanıma gelip fısıldadı: “Elif abla, ben de tüylerimi almak istemiyorum ama cesaret edemiyorum.” Ona sarıldım ve “Kendin için ne istiyorsan onu yap Derya,” dedim.

Şimdi aynaya baktığımda kendimi daha çok seviyorum. Toplumun dayattığı kalıplara uymadan da mutlu olunabileceğini öğrendim.

Belki de en büyük savaşımız kendimizle verdiğimiz savaştır… Sizce de bazen sadece kendimiz olabilmek için bu kadar mücadele etmek zorunda mıyız? Yoksa toplumun kurallarına boyun eğmek mi daha kolay?