“Gelinimin Bana Davranışını Fark Ettiğimde Her Şeyi Anlamalıydım” – Vasiyetimi Yazarken İçimde Kopan Fırtına
“Seninle yaşamak zorunda değiliz anne! Bunu artık anla!”
Elif’in sesi evin salonunda yankılandı. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Murat ise başını önüne eğmiş, göz göze gelmemeye çalışıyordu. Oğlumun gözlerinde utanç mı vardı, yoksa çaresizlik mi, ayırt edemedim. Ben ise elimdeki çay bardağını masaya bırakırken titriyordum. Yıllardır bu evde, bu ailede bir fazlalık gibi hissetmiştim ama ilk defa bu kadar açık söylenmişti.
O akşam odama çekildiğimde, eski fotoğraflara bakarken gözyaşlarım süzüldü. Murat’ın çocukluğunu, Elif’in gelin olarak ilk kez kapıdan girdiği günü hatırladım. O zamanlar umutluydum; oğlumun yuvası, benim de huzurum olacaktı. Ama zamanla Elif’in bana karşı mesafesi arttı. Ne yapsam yaranamıyordum. Birlikte yemek yerken bile göz göze gelmekten kaçınıyor, torunum Defne’yi bana bırakmamak için türlü bahaneler uyduruyordu.
Bir sabah, Defne’nin okuldan döndüğü saatte kapının önünde beklerken Elif’in komşu Ayşe Hanım’la konuştuğunu duydum:
“Kayınvalidem yine kendi bildiğini okuyor. Her şeye karışıyor, Murat da bir şey demiyor. Vallahi bazen evden gitse de kurtulsak diyorum.”
O an içimden bir şeyler koptu. Ben mi fazlaydım? Yıllarca oğlum için, torunum için her şeye katlanmıştım. Kocamı kaybettikten sonra bu evde bir köşeye çekilmiştim. Ama şimdi, kendi evimde yabancı gibiydim.
Bir hafta sonra, sabah kahvaltısında Murat’a usulca sordum:
“Oğlum, ben sana yük mü oldum?”
Murat başını kaldırmadan cevap verdi:
“Anne, öyle deme. Ama Elif de haklı… Bazen çok karışıyorsun.”
İçim acıdı. Oğlumun gözlerinde beni savunacak bir ışık aradım ama bulamadım. O gün karar verdim; kimseye yük olmadan, kendi hayatımı kendim şekillendirecektim.
Bir gün cesaretimi topladım ve eski dostum Nermin’i aradım:
“Nermin, vasiyetimi yazdırmak istiyorum. Yanımda olur musun?”
Nermin şaşırdı:
“Hayırdır Hatice? Bir şey mi oldu?”
“Yok,” dedim, “sadece zamanı geldi.”
Ertesi gün birlikte avukata gittik. Avukat bey bana uzun uzun sordu:
“Hatice Hanım, mal varlığınızı nasıl paylaştırmak istersiniz?”
O an düşündüm; yıllarca biriktirdiğim altınlar, babadan kalan küçük arsa… Hepsi Murat’a kalacaktı elbet ama ya Elif? Ona hiçbir şey bırakmak istemedim. Ama sonra Defne’nin yüzü geldi gözümün önüne; bana sarıldığı anlar, “Babaanne seni çok seviyorum” deyişi…
Avukata döndüm:
“Her şeyimi torunum Defne’ye bırakmak istiyorum. Ama bir şartla: Ben yaşadığım sürece kimse beni evimden çıkaramaz.”
Avukat başını salladı, Nermin ise elimi tuttu. O an içimde bir huzur hissettim; ilk defa kendi kararımı kendim veriyordum.
O akşam eve döndüğümde Elif ve Murat salonda oturuyordu. Sessizce içeri girdim. Elif bana soğuk bir bakış attı ama umursamadım. Birkaç gün sonra, haftalık kahve buluşmamızda Nermin ve diğer komşulara anlattım:
“Vasiyetimi yazdırdım kızlar.”
Herkes şaşkınlıkla yüzüme baktı. Ayşe Hanım sordu:
“Neden böyle bir şey yaptın Hatice?”
Derin bir nefes aldım:
“Çünkü insan bazen kendi değerini hatırlamalı. Kimseye yük olmadan yaşamak istiyorum.”
O günden sonra Elif’in tavırları daha da soğudu. Evde adeta görünmez oldum. Defne ise her zamanki gibi yanıma geliyor, bana sarılıyordu.
Bir akşam Defne yanıma geldi:
“Babaanne, annem neden sana kızıyor?”
Gözlerim doldu ama belli etmedim:
“Bazen büyükler anlaşamaz yavrum. Ama ben seni çok seviyorum.”
O gece Elif ile Murat’ın tartışmasını duydum:
“Murat! Annen vasiyetini Defne’ye bırakmış! Bize hiçbir şey yok!”
Murat’ın sesi titriyordu:
“Elif, annem ne isterse onu yapar. Yıllardır ona iyi davranmadık belki de…”
Elif’in sesi yükseldi:
“Ben mi suçluyum şimdi? Hep ben mi kötü oluyorum bu evde?”
O an kapının arkasında durup ağladım. Belki de yıllardır susmamam gerekirdi. Belki de oğluma ve gelinime daha önce içimi dökmeliydim.
Ertesi sabah Murat yanıma geldi:
“Anne… Sen bizim başımızın tacısın. Özür dilerim.”
Gözlerim doldu ama gururuma yediremedim hemen affetmeyi.
“Elif de özür dilemek istiyor,” dedi Murat.
Elif yanımıza geldiğinde gözleri doluydu:
“Hatice Hanım… Belki de size haksızlık ettim. Annemi erken kaybettim, sizinle nasıl iletişim kuracağımı bilemedim… Beni affedin.”
İçimdeki buzlar o an biraz eridi. Sarıldık.
O günden sonra evde hava değişti. Elif bana daha sıcak davranmaya başladı; birlikte mutfağa girip börek açtık, Defne ile üçümüz film izledik.
Ama içimde hâlâ bir burukluk var; yıllarca susmak mı doğruydu, yoksa baştan konuşmak mı gerekirdi?
Şimdi size soruyorum: Siz olsaydınız ne yapardınız? Ailenizle yüzleşmek için geç kalmış olabilir misiniz? Yoksa her şey için hâlâ bir umut var mı?