Kızımın Ellerindeki Sessiz Çığlık: Bir Annenin Vicdan Muhasebesi
“Anne, lütfen gitme… Burada kal.” Kızım Elif’in sesi titriyordu, gözleri ise bana bakmaya korkuyordu. O an, içimde bir şeyler koptu. Bir haftadır ondan haber alamamıştım. Telefonlarıma cevap vermemesi, mesajlarımı görmezden gelmesi… Elif’in böyle davranması imkânsızdı. İçim içimi yiyordu; ya başına bir şey geldiyse? O sabah, dayanamadım ve İstanbul’dan kalkıp Balıkesir’in o küçük köyüne gittim.
Kapıyı çaldığımda damadım Murat açtı. Yüzünde her zamanki soğuk ifade vardı. “Hoş geldin anne,” dedi ama sesi buz gibiydi. “Elif içeride mi?” dedim, sesim titreyerek. “Yatıyor, biraz rahatsız,” dedi Murat ve arkasını döndü. İçeri girdim, evin havası ağırdı. Elif’in odasına yöneldim. Kapıyı hafifçe araladığımda onu pencere kenarında otururken buldum. Saçları dağılmış, gözleri şişmişti. Ellerini kucağında sıkıca kenetlemişti.
“Elif, kızım… Nasılsın?” dedim, yanına oturdum. O an ellerine baktım ve donakaldım. Tırnakları neredeyse tamamen kopmuştu, parmaklarının kenarları yara içindeydi. “Ne oldu sana?” diye fısıldadım. Elif başını öne eğdi, gözlerinden yaşlar süzüldü. “Anne… Ben… Ben iyi değilim,” dedi sadece.
O an içimdeki korku gerçek oldu. Kızım bana bir şey anlatmaya çalışıyordu ama kelimeler boğazında düğümleniyordu. “Murat sana bir şey mi yaptı?” dedim, sesim öfkeyle karışık bir fısıltıya dönüştü. Elif cevap vermedi, sadece ağladı.
O gece evde kalmaya karar verdim. Murat’ın bakışları üzerimdeydi; huzursuzdu belli ki. Gece yarısı Elif’in odasına tekrar girdim. “Kızım, bana anlatmak istediğin bir şey var mı?” dedim. Elif gözlerini kaçırdı, ellerini saklamaya çalıştı. “Anne, ben… Burada çok yalnızım. Murat çok değişti. Sürekli bağırıyor, bazen… bazen bana vuruyor,” dedi ve hıçkırıklara boğuldu.
O an dünyam başıma yıkıldı. Kızımı koruyamamıştım. Onu bu adamla evlendirirken ne kadar mutlu görünüyordu oysa… Şimdi ise gözlerinde sadece korku vardı.
Sabah olduğunda Murat kahvaltı masasında sessizce oturuyordu. Ona bakarken içimdeki öfkeyi zor bastırdım. “Elif İstanbul’a benimle geliyor,” dedim kararlı bir sesle. Murat’ın yüzü gerildi, “O burada kalacak,” dedi sertçe.
Elif ise sessizdi, gözleri yerdeydi. O an anladım ki kızım korkudan konuşamıyordu. Murat’ın tehditleri altında eziliyordu.
Köyde komşularla konuştuğumda herkesin bildiği ama kimsenin dillendirmediği bir sır olduğunu fark ettim. “Murat biraz serttir,” dediler fısıltıyla. “Ama Elif de çok hassas…” Suçu yine kadına yüklüyorlardı.
O gece Elif’le gizlice konuştuk. “Kızım, buradan gitmeliyiz,” dedim. Elif başını salladı ama gözlerinde umut yoktu. “Anne, ya Murat peşimizden gelirse? Ya beni bulursa?”
“Ben senin annenim! Seni koruyacağım!” dedim ama sesimdeki titremeyi gizleyemedim.
Ertesi sabah erkenden kalktık, valizimizi hazırladık. Tam kapıdan çıkarken Murat önümüze dikildi. “Nereye gidiyorsunuz?” diye bağırdı. Elif’in elleri titriyordu.
“Murat, Elif artık burada kalmayacak! Yeter!” diye haykırdım.
Murat bir adım attı, Elif arkamda saklandı. O an komşulardan biri kapının önünden geçti ve olanları gördü. Bir anda köydeki sessizlik bozuldu; kadınlar camdan bakıyor, erkekler fısıldaşıyordu.
O an cesaretimi topladım: “Polisi arayacağım!” dedim ve telefonumu çıkardım.
Murat geri çekildi, yüzünde öfke ve çaresizlik vardı.
Elif’le birlikte köyden ayrıldık o sabah. Otobüste yan yana otururken Elif’in ellerini tuttum; tırnaklarının acısını hissettim sanki kendi parmaklarımda.
İstanbul’a döndüğümüzde Elif’i bir psikoloğa götürdüm. Haftalarca konuşmadı, geceleri kabuslar gördü. Ben ise her gece kendime aynı soruyu sordum: Nasıl oldu da anlamadım? Kızımın gözlerindeki korkuyu neden daha önce göremedim?
Akrabalar aradı; “Kızını yuvadan mı ayırdın?” dediler suçlayarak. Kimse Elif’in yaşadıklarını sormadı bile.
Şimdi aylar geçti; Elif yavaş yavaş iyileşiyor ama ellerindeki izler hâlâ duruyor. Ben ise her gün vicdanımla savaşıyorum.
Bir anne olarak daha önce neyi göremedim? Siz olsaydınız ne yapardınız? Kızınızın sessiz çığlığını duyabilir miydiniz?