“Evladım İçin Evimi Satmalı Mıyım?”: Bir Annenin Yüreğini Sızlatan Tercihi

“Anne, bak artık bu şekilde olmuyor. Kızın da büyüyor, Emre de yoruldu. Senin evini satsak, üstüne biraz kredi çeksek, şu evi bitirsek… Hepimiz rahat ederiz.”

Zeynep’in sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyor. O an mutfakta ellerim titreyerek çay bardağını tepsiye bırakmıştım. Oğlum Emre başını öne eğmiş, gözlerini kaçırıyordu. Torunum Elif ise köşede sessizce oyuncak bebeğiyle oynuyordu. O an içimde bir şeyler koptu. Yıllarca dişimden tırnağımdan artırıp aldığım bu evi, yaşlılığımda başımı sokacak tek yuvamı, gerçekten bırakmalı mıydım?

Emre ile Zeynep on yıldır evliler. İlk zamanlar neşeliydiler, umut doluydular. Ama hayat, İstanbul’da kolay değil. Bir odalı eski bir apartman dairesinde üç kişi yaşamak kolay mı? Hele ki Elif büyüdükçe, eşyalar çoğaldıkça… Onların sıkıntısını görüyordum ama ben de emekli maaşıyla zar zor geçiniyordum. Yıllar önce eşim vefat ettiğinde, bu evi almak için gece gündüz çalışmıştım. “Bir gün oğlumun başı sıkışırsa, ona destek olurum,” diye düşünmüştüm. Ama şimdi, yaşlandıkça insanın korkuları da büyüyor.

Geçen yıl Emre bir arsa aldı, hayallerindeki evi yapmak için. İlk başta çok heyecanlıydı. Temel atıldı, duvarlar yükseldi… Sonra para bitti. İnşaat öylece kaldı. Zeynep’in ailesi de maddi olarak yardımcı olamıyor. Her ay kiralarını zor ödüyorlar. Zeynep’in bana bakışları değişti; sanki her gelişinde gözleriyle “Senin yüzünden ilerleyemiyoruz” der gibi bakıyor.

Bir akşam Emre bana sessizce yaklaştı:

— Anne, biliyorum çok zor ama… Zeynep haklı. Elif büyüyor, okula başlayacak. O ev bitmezse…

Sözünü tamamlayamadı. Gözleri doldu. Ben de ağlamamak için kendimi zor tuttum.

— Oğlum, ben nereye gideceğim? Yaşlı başıma kirada mı sürüneceğim? Ya bir gün hastalanırsam? Siz de işinize gücünüze bakacaksınız…

Emre cevap veremedi. Sadece başını eğdi.

Ertesi gün Zeynep aradı:

— Fatma teyze, bakın yanlış anlamayın ama biz de perişan olduk artık. Evde adım atacak yer yok. Emre de çok yıprandı. Sizin ev satılırsa üstüne krediyle o evi bitiririz. Sonra sizi de yanımıza alırız.

Sesi kararlıydı ama içinde bir acelecilik vardı. Sanki bir an önce kurtulmak istiyor gibiydi.

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Yatağımda dönüp durdum. “Ya satarsam ve işler yolunda gitmezse? Ya yeni ev bitmezse? Ya beni istemezlerse?” Kendi evimde bile misafir gibi hissetmeye başladım.

Bir hafta sonra Emre ile Zeynep tekrar geldiler. Bu kez daha hazırlıklıydılar; bankadan kredi hesaplamışlar, emlakçıyla görüşmüşler…

— Anne, bak bu fırsat bir daha gelmez. Ev fiyatları uçtu gitti. Şimdi satsak hem borcumuz azalır hem de Elif’in odası olur.

Zeynep’in gözlerinde bir umut parıltısı vardı ama bana bakarken sanki sabırsızlanıyordu.

— Peki ya ben? Ben nereye gideceğim?

— Anneciğim, sen bizim başımızın tacısın! Yeni evde sana da oda yaparız.

Ama içimde bir huzursuzluk vardı. Zeynep’in bana yer açacağına dair sözleri kulağıma samimi gelmiyordu. Kendi annesiyle bile yılda bir görüşen bir gelin, bana nasıl bakacak? Ya torunum büyüyüp beni istemezse?

Bir gün komşum Ayşe abla uğradı. Ona her şeyi anlattım.

— Fatma, sakın acele etme! Evlat evlattır ama yaşlılıkta kimseye güven olmaz. Bak benim oğlum da yıllar önce aynı şeyi istedi, şimdi selam bile vermiyor.

Ayşe ablanın sözleri içimi daha da burktu.

Bir hafta boyunca her gece aynı kabusu gördüm: Evsiz kalmışım, kapı kapı dolaşıyorum; Emre ve Zeynep ise yeni evlerinde mutlu mesut yaşıyorlar ama bana kapıyı açmıyorlar.

Bir sabah Emre aradı:

— Anne, karar verdin mi? Emlakçı bekliyor…

O an içimdeki fırtına koptu:

— Oğlum! Benim tek güvencem bu ev! Ben size yıllarca destek oldum ama şimdi kendi başımı düşünmek zorundayım! Yaşlılığımda sokakta kalmak istemiyorum!

Emre sustu. Telefonun ucunda sessizlik oldu. Sonra kısık bir sesle:

— Anladım anne…

O günden sonra araları biraz soğudu. Zeynep bana uğramaz oldu; Emre ise arada sırada uğruyor ama gözleri hep kaçıyor.

Şimdi akşamları pencereden dışarı bakarken kendi kendime soruyorum: “Bir anne ne zaman kendi hayatını düşünmeye hakkı olur? Evlat için her şey feda edilir mi? Ya siz olsanız ne yapardınız?”