Aşksız Bir Evliliğin Gölgesinde: Bir İntikamın Hikayesi

“Beni gerçekten seviyor musun, Burak?” diye sordu Elif, gözlerinin içine bakarak. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Elif’in sesi titriyordu; ama asıl titreyen bendim. O sorunun cevabını bilmiyordum. Çünkü ben, Elif’le evlenirken onu sevmiyordum. Hatta, belki de hiç sevmeyecektim.

Her şey, üç yıl önce Melis’in bana ihanet etmesiyle başladı. Melis’le üniversitede tanışmıştık. O kadar saf, o kadar temiz bir sevgiydi ki… Onun için dünyayı yakabilirdim. Annem bile “Oğlum, bu kadar kaptırma kendini,” derdi. Ama dinlemedim. Melis’e körü körüne bağlandım. Evlilik hayalleri kuruyordum; hatta gizlice yüzük bile almıştım. Ama bir gün, Melis’in telefonunda gördüğüm mesaj her şeyi altüst etti: “Bu geceyi unutamayacağım, canım…” Gönderen: Serkan.

O gece dünyam başıma yıkıldı. Melis’i aradım, ağlayarak hesap sordum. O ise sadece sustu. “Burak, ben de insanım… Hata yaptım,” dedi. Hata mı? Benim üç yılımı, hayallerimi, kalbimi bir hataya sığdırdı. O günden sonra Melis’i bir daha görmedim.

Ailem ise Melis’ten ayrıldığımı öğrenince hemen harekete geçti. Annem, “Bak oğlum, Elif var ya… Komşumuzun kızı. Hem güzel hem terbiyeli. Senin gibi efendi birine layık,” deyip durdu. Babam da “Artık yaşın geldi, işin gücün de var. Evlen de başını kurtar,” diye baskı yaptı. Ben ise içimdeki öfkeyle yanıp tutuşuyordum. Melis’e kendimi göstermek istiyordum; onun beni yıkamayacağını kanıtlamak istiyordum.

Bir gün Elif’in annesiyle bizimkiler otururken konu açıldı. Elif bana bakarken gözlerinde umut vardı. O umut beni daha da öfkelendirdi; çünkü ben o umudu hak etmiyordum. Ama yine de kabul ettim. Nişanlandık. Herkes çok mutluydu; ama ben sadece boşluğa bakıyordum.

Düğün günü geldiğinde annem ağlıyordu, Elif’in babası bana sarılıp “Kızımı sana emanet ediyorum,” dediğinde içimde bir sızı hissettim. Elif ise gelinliğin içinde bir melek gibiydi; ama ben ona bakarken Melis’in yüzünü görüyordum.

Evliliğimizin ilk ayları sessizlik içinde geçti. Elif bana yaklaşmaya çalıştı; yemekler yaptı, sohbetler açtı, hatta birlikte dizi izlemeyi teklif etti. Ama ben duvar gibiydim. O ise her geçen gün biraz daha soldu.

Bir akşam işten eve döndüğümde Elif’i mutfakta ağlarken buldum. Sessizce yanıma geldi ve “Burak, ben sana ne yaptım? Neden bu kadar uzaksın?” dedi. Cevap veremedim. Çünkü suçluydum.

Bir gün Melis’i tesadüfen bir kafede gördüm. Yanında Serkan vardı; gülüyorlardı. İçimde eski bir yara yeniden kanadı. Eve döndüğümde Elif bana sarılmak istedi; ama ben onu ittim. “Beni rahat bırak!” diye bağırdım.

O gece Elif valizini topladı ve annesinin evine gitti. Annem aradı, “Ne yaptın oğlum? Kızcağız perişan olmuş,” dediğinde ilk defa kendimden utandım.

Günlerce yalnız kaldım. Ev bomboştu; duvarlar üstüme geliyordu. Melis’in bana yaşattığı acıyı Elif’e yaşatmıştım. Bir sabah aynada kendime baktım ve “Sen ne yaptın Burak?” dedim.

Elif’i geri getirmek için annesinin evine gittim. Kapıyı açtı; gözleri şişmişti ağlamaktan.

“Elif… Özür dilerim,” dedim titrek bir sesle.

“Beni hiç sevmedin ki Burak… Neden evlendik?”

Cevap veremedim.

“Ben seni sevdim Burak… Ama senin kalbin başkasındaydı.”

O an anladım: İntikam almak için bir insanın hayatını mahvetmiştim.

Elif bana dönmedi. Boşandık. Ailem utandı; mahalle dedikoduya boğuldu. Annem günlerce ağladı; babam bana küstü.

Şimdi yalnızım; geçmişin gölgesinde yaşıyorum. Her sabah aynı soruyla uyanıyorum: Bir insan kırık kalbiyle başkasının hayatını mahvetmeye hakkı var mı? Siz olsaydınız ne yapardınız?