“Valizini Topla, Taşınıyorsun!”: Kayınvalidemle Aynı Evde Yaşamak Zorunda Kaldığım Günler
“Valizini topla, taşınıyorsun!” dedi kayınvalidem, gözleriyle bana meydan okurcasına bakarken. O an, ellerim titredi, içimde bir öfke kabardı ama sesim çıkmadı. Henüz lohusalığımın ikinci haftasındaydım ve kucağımda minik kızım Elif uyuyordu. Eşim Murat ise köşede, annesinin yanında sessizce duruyordu. O an, hayatımın kontrolünü tamamen kaybettiğimi hissettim.
Bundan birkaç ay önce, Murat’la bir devlet hastanesinin koridorunda tanışmıştık. Ben rutin bir kontrol için gitmiştim, o ise annesiyle birlikteydi. Murat’ın annesi, Hatice Hanım, hastane personeline sürekli talimatlar veriyor, oğlunun her adımını takip ediyordu. O gün bile, Murat’ın kolunu çekiştirip “Oğlum, doktorun dediğini unutma!” diye uyarıyordu. İçimden “Bu adam kesin ana kuzusudur” diye geçirmiştim ama Murat’ın gülümsemesi ve nezaketi beni etkilemişti.
İlişkimiz hızlı ilerledi. Murat’ın ailesiyle tanıştığımda Hatice Hanım’ın baskıcı tavırlarını fark ettim ama “Evlenince değişir” diye düşündüm. Annem de “Kızım, kayınvalideyle iyi geçinmek lazım” diye nasihat etmişti. Düğünümüz sade oldu, aileler arasında ufak tefek tartışmalar yaşandı ama yine de mutluyduk.
Hamileliğim başladığında Hatice Hanım’ın ilgisi daha da arttı. Her gün arıyor, ne yediğimi, ne giydiğimi soruyor, “Kızım bak, limonlu su iç” diye akıl veriyordu. Murat ise annesinin bu tavırlarını normal karşılıyordu. “Annem seni düşünüyor” diyordu ama ben her geçen gün daha fazla boğuluyordum.
Elif doğduktan sonra işler iyice çığrından çıktı. Hatice Hanım neredeyse her gün evimize gelmeye başladı. Bebeği kucağıma almama izin vermiyor, “Sen daha yeni doğum yaptın, ben bakarım” diyordu. Bir gün sabah kapı çaldı, elinde valizlerle gelmişti. “Ben burada kalacağım, sana yardım edeceğim” dedi. O an Murat’a baktım, gözlerini kaçırdı.
İki hafta sonra Hatice Hanım’ın evi tadilata girdi bahanesiyle hep birlikte onun evine taşındık. Kendi evimden, kendi yatağımdan koparılmıştım. Hatice Hanım’ın evinde her şeyin bir kuralı vardı: Elif’in uyku saatinden biberonunun sıcaklığına kadar her şeye o karar veriyordu. Ben ise sadece izliyordum.
Bir gece Elif ağladı. Yanına gitmek istedim ama Hatice Hanım benden önce fırladı. “Sen uyu kızım, ben bakarım” dedi ve kapıyı kapattı. O an içimde bir şeyler koptu; anneliğim elimden alınmış gibiydi.
Bir sabah mutfakta Hatice Hanım’la karşılaştık. “Bak kızım,” dedi, “Sen daha gençsin, annelik kolay değil. Ben yıllarca üç çocuk büyüttüm. Senin gibi acemi değildim.”
“Ben kendi çocuğuma bakmak istiyorum,” dedim titrek bir sesle.
“Senin iyiliğin için,” diye üsteledi. “Beni anlamıyorsun.”
O gün Murat’la tartıştık. “Neden annene karşı çıkmıyorsun?” dedim.
“Annemin kalbi kırılır,” dedi sadece.
Geceleri uykusuz kalıyor, Elif’in kokusunu özlüyordum. Kendi çocuğuma yabancılaşmıştım. Annemi aradım bir gece; ağladım, içimi döktüm.
“Kızım,” dedi annem, “Kendi sınırlarını çizmezsen kimse senin yerine çizmez.”
Bir sabah cesaretimi topladım ve Hatice Hanım’a karşı çıktım.
“Ben Elif’in annesiyim! Onu ben büyüteceğim!” dedim yüksek sesle.
Hatice Hanım’ın yüzü asıldı, Murat şaşkınlıkla bana baktı.
“Sen nankör müsün?” diye bağırdı Hatice Hanım.
O an Elif ağlamaya başladı. Koştum, onu kucağıma aldım ve ilk defa kendimi gerçekten anne gibi hissettim.
O günden sonra evde soğuk rüzgarlar esti. Murat arada kaldı; bir yanda annesi, bir yanda ben ve Elif… Hatice Hanım günlerce benimle konuşmadı ama en azından Elif’i bana bırakmaya başladı.
Aylar geçti; Murat’la defalarca tartıştık. Bir gün ona dedim ki: “Ya kendi ailemizi kurarız ya da bu evlilik biter.”
Murat uzun süre sessiz kaldı ama sonunda “Haklısın,” dedi. Kendi evimize dönmeye karar verdik.
Hatice Hanım çok kırıldı ama ben ilk kez kendim için bir şey yaptığım için gururluydum.
Şimdi Elif’le birlikte kendi evimizdeyiz. Hala zor günlerimiz oluyor; bazen Murat eski alışkanlıklarına dönüyor ama artık sınırlarımı biliyorum.
Bazen düşünüyorum: Bir kadının kendi anneliğini savunması neden bu kadar zor olmak zorunda? Siz olsaydınız ne yapardınız? Kendi aileniz için savaşmaya değer mi?