Kayınpederim Evimizi Yutuyor: Ailede Sınırların Çizilebildiği Bir Yer Var mı?

“Yine mi geldi?” diye içimden geçirdim, kapı zili çalarken. Saat daha sabahın onu. Elimdeki çay bardağını tezgâha bırakırken, içimde bir huzursuzluk dalgası yükseldi. Eşim Serkan, gazeteye gömülmüş, hiçbir şey olmamış gibi davranıyor. Oysa ben, her sabah olduğu gibi, kayınpederimin ayak seslerini duymadan önce bile midemde bir düğüm hissediyorum.

Kapıyı açtım. Karşımda, yüzünde her zamanki o kendinden emin gülümsemesiyle kayınpederim, Mehmet Bey. “Kızım, kahvaltı hazır mı?” dedi, sanki kendi evindeymiş gibi. Bir an cevap veremedim. Yutkundum. “Hazırlıyorum Mehmet Bey,” dedim, sesimi yumuşatmaya çalışarak. O ise ayakkabılarını çıkarıp salona geçti bile.

Mutfakta ekmekleri dilimlerken ellerim titriyor. Her gün aynı sahne: Mehmet Bey gelir, sofraya oturur, dolabı açar, ne varsa çıkarır. Geçen hafta hazırladığım akşam yemeğinin kalanını bile sabah kahvaltısında bitirmişti. O an Serkan’a bakmıştım; göz göze gelmemek için başını çevirmişti.

O gün de farklı değildi. Sofraya oturduğumuzda Mehmet Bey, “Serkan oğlum, şu peynirin iyisini bulmuşsunuz ha!” deyip tabağına bolca aldı. Ben ise içimden “O peyniri çocuklar için almıştım,” diye geçirdim ama ses etmedim. Çocuklar okula gitmişti, evde üçümüzdük.

Kahvaltı bitince Mehmet Bey televizyonun karşısına geçti. Ben mutfağı toplarken Serkan yanıma geldi. “Yine mi başlıyor?” dedi sessizce. “Serkan, bu böyle gitmez,” dedim fısıltıyla. “Her gün geliyor, dolabı boşaltıyor, çocukların yiyeceği kalmıyor. Bir de üstüne bana laf sokuyor.”

Serkan gözlerini kaçırdı. “Babam işte… Yalnız kalmasın diye geliyor.”

“Biz yalnız kalıyoruz ama Serkan! Evimizde huzur kalmadı. Çocuklar bile artık dedeleri gelince odalarına kaçıyor.”

Serkan derin bir nefes aldı, “Ne yapayım? Babama ‘gelme’ mi diyeyim?”

İşte tam da bu noktada içimde bir şeyler kırıldı. Ne zaman kendi evimde rahat olacağım? Ne zaman biri benim de hislerimi önemseyecek?

O gün öğleden sonra çocuklar okuldan geldiğinde dolapta onlara söz verdiğim puding yoktu. Mehmet Bey yemişti. Küçük kızım Elif ağlamaya başladı. “Anne, dedem yine yemiş…”

O gece Serkan’la ilk defa ciddi bir tartışma yaşadık. “Artık yeter!” dedim gözlerim dolu dolu. “Ben bu evde misafir miyim? Her şey babanın istediği gibi mi olacak?”

Serkan da ilk kez sesini yükseltti: “Sen de anlamıyorsun! Babam annemi kaybettikten sonra çok yalnız kaldı. Bize sığınmak istiyor.”

“Peki ya biz? Biz kime sığınacağız Serkan? Ben de yoruldum! Her gün onun için alışveriş yapmak zorunda mıyım? Çocuklarımın hakkını savunamayacak mıyım?”

O gece sabaha kadar uyuyamadım. İçimde öfke ve suçluluk birbirine karıştı. Bir yanda yaşlı bir adamın yalnızlığına üzülüyordum, diğer yanda kendi ailemin huzurunu koruyamamanın acısını yaşıyordum.

Ertesi sabah Mehmet Bey yine geldi. Bu kez kapıyı açmadım hemen. Kapının arkasında bekledim; içimde bir savaş vardı. Sonunda derin bir nefes aldım ve kapıyı açtım.

“Hayırdır kızım, geç kaldın açmaya?” dedi.

“Mehmet Bey,” dedim titreyen bir sesle, “Bugün biraz geç geldiniz diye düşündüm.”

O an yüzü asıldı. “Ben size yük mü oluyorum?” dedi.

Bir an sustum. Sonra gözlerim doldu: “Hayır… Ama bazen… Bazen evimizde kendimize ait bir alanımız olsun istiyoruz.”

Mehmet Bey’in gözleri doldu; ilk defa onu böyle gördüm. “Ben… Sadece yalnız kalmak istemiyorum,” dedi kısık bir sesle.

O an anladım ki bu mesele sadece benim değil, onun da acısıydı.

O gün akşam Serkan’la oturup uzun uzun konuştuk. Ona hislerimi açıkça anlattım; çocukların da rahatsız olduğunu söyledim. Serkan başta çok zorlandı ama sonunda bana hak verdi.

Bir hafta sonra Mehmet Bey’le birlikte oturduk ve ona haftada iki gün birlikte kahvaltı yapmayı teklif ettik. İlk başta kırıldı ama zamanla alıştı. Biz de ona daha fazla vakit ayırmaya çalıştık; çocuklar da dedeleriyle oyun oynamaya başladı.

Şimdi bazen hâlâ içimde suçluluk hissi oluyor ama biliyorum ki ailede sınır koymak sevgisizlik değilmiş; tam tersine, herkesin huzuru için gerekliymiş.

Bazen düşünüyorum: Sevgiyle sınır koymak mümkün mü gerçekten? Yoksa ailede herkes biraz kendinden mi vazgeçmek zorunda?