Kollarım Olmadan Hayata Tutunmak: Bir Baba Olarak Yeniden Doğuşum
“Baba, neden kolların yok artık?”
Oğlum Emir’in sesi, hastane odasının soğuk duvarlarında yankılandı. Gözlerimi açtığımda, başucumda üç çocuğum ve eşim Elif’i gördüm. Elif’in gözleri kıpkırmızıydı; ağlamaktan şişmişti. Emir’in elleri titriyordu, küçük kızım Zeynep ise annesinin eteğine sarılmış, sessizce ağlıyordu. En büyük oğlum Kerem ise bana bakmamaya çalışıyordu, ama gözleriyle her şeyi soruyordu.
Bir an için konuşamadım. Boğazımda bir düğüm vardı. Kollarım… Yoktu. O an, hayatımın sonsuza dek değiştiğini anladım. Birkaç gün önce, fabrikada gece vardiyasındaydım. Makinenin başında bir arıza olmuştu. Her zamanki gibi müdahale ettim ama bu sefer işler ters gitti. Bir anlık dikkatsizlik, bir ömür boyu taşıyacağım bir kayıp…
Hastane odasında sessizlik ağırlaştıkça, Elif’in sesiyle irkildim:
“Ahmet, çocuklar için… Lütfen… Güçlü ol.”
Güçlü olmak mı? Nasıl? Kollarım olmadan nasıl baba olacaktım? Onlara nasıl sarılacaktım? Okuldan geldiklerinde saçlarını nasıl okşayacaktım? İçimdeki isyanı bastırmaya çalıştım ama gözyaşlarımı tutamadım. O an, ilk defa çocuklarımın önünde ağladım.
Günler geçti. Hastaneden eve döndüğümde, mahalledeki herkes bana acıyarak bakıyordu. Komşumuz Ayşe teyze, “Allah sabır versin oğlum,” dediğinde içimden bağırmak geldi: “Ben acınacak biri değilim!” Ama sesim çıkmadı. Elif ise her zamanki gibi dimdik duruyordu. Evin yükü ona kalmıştı. Ben ise yatağa mahkûm bir adam gibi hissediyordum.
Bir sabah, Kerem yanıma geldi. Sessizce oturdu, sonra birden patladı:
“Baba, eskisi gibi olamayacak mıyız artık? Seninle top oynayamayacak mıyız?”
O an içimde bir şey kırıldı. Çocuklarımın gözünde güçsüz bir baba olmak istemiyordum. Onlara umut olmak zorundaydım. O gün karar verdim: Ne olursa olsun, yeniden ayağa kalkacaktım.
Fizyoterapiye başladım. İlk günler çok zordu. Hemşire Sevgi Hanım bana, “Ahmet Bey, pes etmeyin. Sizden daha zor durumda olanlar bile başardı,” dediğinde ona inanmak istedim ama içimdeki öfke ve çaresizlikle savaşıyordum.
Bir gün Elif’le tartıştık. O kadar yorgundu ki, mutfakta tabakları yıkarken birden ağlamaya başladı:
“Her şey üstüme geliyor Ahmet! Çocuklar, ev, sen… Ben de yoruldum!”
İlk defa Elif’in de insan olduğunu, onun da kırılabileceğini fark ettim. O gece sabaha kadar düşündüm: Bu yük sadece benim değil, onun da yüküydü.
Zamanla küçük şeyleri başarmaya başladım. Elektrikli sandalye kullanmayı öğrendim. Çocuklarımı okula götürmek için belediyeden özel servis talep ettik. Mahalledeki bazı insanlar hâlâ bana acıyarak bakıyordu ama bazıları da destek oldu.
Bir gün Emir okuldan geldiğinde, “Baba, öğretmenim seninle tanışmak istiyor,” dedi. Okula gittik. Sınıfta çocuklar bana sorular sordu:
“Amca, kolların olmadan nasıl yemek yiyorsun?”
Gülümsedim: “Ayaklarımı kullanıyorum çocuklar. İnsan isterse her şeyi başarabilir.”
O gün ilk defa kendimle gurur duydum.
Ama en büyük sınav Ramazan Bayramı’nda geldi. Aile büyükleriyle toplandık. Amcam Hüseyin Bey bana yanaşıp fısıldadı:
“Ahmet, bu halde nasıl çalışacaksın? Elif’e de yazık… Belki köye dönüp babanın yanında yaşasanız daha iyi olur.”
İçimdeki öfkeyi zor bastırdım. Elif’in elini tuttum ve kararlı bir sesle cevap verdim:
“Biz burada kalacağız amca. Çocuklarımın geleceği için mücadele edeceğim.”
O günden sonra Elif’le birlikte yeni bir düzen kurduk. Belediyeden destek aldık, engelli maaşı bağlandı ama yetmiyordu. Eski iş arkadaşım Murat bana bilgisayar üzerinden evden yapılabilecek işler önerdi. Başta çok zorlandım ama zamanla online müşteri temsilciliği yapmaya başladım.
Çocuklar da değişti; Kerem bana bilgisayar kullanmayı öğretti, Zeynep ayakkabılarımı getirip giydirmeye yardım etti, Emir ise her akşam bana kitap okudu.
Bir akşam ailece sofradaydık. Zeynep bana sarıldı:
“Baba, senin kolların yok ama kalbin var ya! O bize yeter.”
O an gözlerim doldu. Hayat bazen insanı en dip noktaya iter ama oradan çıkmak da bizim elimizdeymiş meğer.
Şimdi mahalledeki çocuklara engellilikle ilgili seminerler veriyorum; onlara umut oluyorum. Belki kollarımı kaybettim ama baba olmayı asla bırakmadım.
Hayat bana şunu öğretti: İnsan en büyük kaybında bile yeniden doğabilir mi? Siz olsanız benim yerimde ne yapardınız?