Sevgiye Susamış Bir Kızın Hikayesi: Annemin Gölgesinde
“Yine mi geç kaldın, Elif?” Annemin sesi, kapının aralığından sızan soğuk hava gibi içime işledi. Anahtarımı çantamda telaşla ararken, telefonum titredi. Ekranda Arda’nın adı belirdi. “Alo?” dedim, sesim titrek.
“Abla, annemin doğum günü haftaya. Unutmadın değil mi? Hem bu sene 60 oluyor.”
Bir an duraksadım. Gerçekten unutmuştum. Annemin doğum günleri benim için hep bir sınav gibiydi; ne hediye alsam, ne kadar özen göstersem de yüzünde o sıcak gülümsemeyi görememiştim hiç. “Tabii ki unutmadım,” dedim yalan söyleyerek. “Birlikte kutlarız.”
Arda’nın sesi yumuşadı. “Bak, bu sefer kavga etmeyin olur mu? Annem çok üzülüyor.”
Telefonu kapatırken içimde bir ağırlık hissettim. Annemin evine yaklaşırken, çocukluğumun gölgesi üzerime çöktü. O evde büyürken, annemin sevgisine hep aç kalmıştım. Babam erken yaşta vefat etmişti; annem ise acısını içine gömmüş, bana ve Arda’ya karşı mesafeli olmuştu. Ne zaman ona sarılmak istesem, kolları hep yarım kalırdı.
Kapıyı açtığımda annem mutfakta çay demliyordu. Yüzünde alışıldık o ifadesizlik vardı. “Hoş geldin,” dedi kısaca.
“Hoş bulduk anne.”
Çantamı bırakıp yanına geçtim. “Bir şeye yardım edeyim mi?”
“Gerek yok, sen otur.”
İçimde biriken kelimeler boğazımda düğümlendi. Yıllardır ona anlatmak istediklerimi bir türlü söyleyememiştim. Hep bir mesafe, hep bir soğukluk…
Arda akşam yemeğine geldiğinde ortam biraz yumuşadı. O her zamanki gibi neşeliydi, annemi güldürmeye çalışıyordu. Ama ben, sofrada bile kendimi fazlalık gibi hissediyordum.
Yemekten sonra Arda balkona çıktı, ben de mutfakta anneme yardım etmeye çalıştım.
“Anne,” dedim cesaretimi toplayarak, “bu sene doğum gününde ne istersin?”
Annem bir an durdu, sonra gözlerini kaçırdı. “Hiçbir şey istemiyorum. Zaten kutlamaya gerek yok.”
İçimde bir öfke kabardı. “Neden hep böyle yapıyorsun? Neden hiçbir zaman… hiçbir zaman bizi sevdiğini söylemiyorsun?”
Annemin elleri titredi. “Elif, şimdi sırası mı?”
“Sırası değilse ne zaman olacak? Ben çocukken de hep böyleydin. Hep mesafeliydin. Hiçbir zaman sarılmadın bana.”
Annemin gözleri doldu ama ağlamadı. “Baban öldüğünde çok gençtim. Hayat bana hiç kolay davranmadı. Belki de sevgimi göstermeyi unuttum.”
“Ben de babamı kaybettim ama yine de sana ihtiyacım vardı!” diye bağırdım istemsizce.
O an Arda içeri girdi, ortamı yumuşatmaya çalıştı ama artık kelimeler havada asılı kalmıştı.
O gece eve dönerken gözyaşlarımı tutamadım. İstanbul’un gece ışıkları camdan süzülürken, çocukluğumun eksik kalan parçalarını düşündüm.
Ertesi gün Arda aradı. “Abla, annem dün gece sabaha kadar ağlamış. Belki de ilk defa duygularını gösterdi.”
Bir hafta boyunca annemi aramadım. Doğum günü geldiğinde ise elimde küçük bir pasta ve eski bir aile fotoğrafıyla kapısını çaldım.
Kapıyı açtığında gözleri şişmişti ama bana ilk defa farklı baktı.
“Anne,” dedim, “belki geçmişi değiştiremeyiz ama bundan sonrası için birbirimize şans verebiliriz.”
Bir süre sessizlik oldu. Sonra annem bana sarıldı; ilk defa gerçekten sarıldı.
O an anladım ki bazen en büyük savaşlarımızı en sevdiklerimizle veriyoruz ve affetmek de sevilmek kadar zor olabiliyor.
Şimdi size soruyorum: Siz hiç annenizden beklediğiniz sevgiyi göremediniz mi? Affetmek mi daha zor, yoksa sevilmeyi beklemek mi?