Bir Çocuğun Kaderi: Derya’nın Sessiz Çığlığı

“Derya’yı bugün alacaklar, Zeynep. Hazırlan.”

Bu cümleyle uyandım. Eşim Murat’ın sesi, mutfaktan yankılandı. O an, içimde bir şeyler koptu. Yatakta doğruldum, gözlerimden yaşlar süzüldü. Derya… Murat’ın eski eşinden olan kızı. Henüz dokuz yaşında. Annesi geçen yıl vefat ettiğinden beri bizimleydi. Ama ben… Ben ona hiç tam anlamıyla anne olamadım. Hep bir mesafe, hep bir yabancılık vardı aramızda. Şimdi ise, devlet onu çocuk yuvasına alacakmış. Sebep mi? Murat’ın işsizliği, benim düşük maaşım ve apartmandaki komşuların dedikoduları…

Kalktım, banyoya gittim. Aynada kendime baktım: Gözlerim şişmiş, yüzüm solgun. “Sen ne biçim annesin?” dedim kendi kendime. “Bir çocuğu koruyamıyorsun.”

Mutfakta Murat’ı buldum. Elinde sigara, gözleri camda. “Yapacak bir şey yok,” dedi kısık sesle. “Devlet böyle uygun gördü.”

“Peki ya Derya? O ne olacak?” diye bağırdım. “O daha çocuk! Onu nasıl bırakırız?”

Murat başını eğdi. “Zeynep, ben iş bulamadım. Senin maaşın yetmiyor. Sosyal hizmetler geldiğinde evde yemek yoktu, Derya’nın üstü başı eskiydi… Komşular da şikayet etmiş.”

O an içimdeki öfke büyüdü. Komşular… Herkesin gözü üzerimizdeydi zaten. “Üvey anne bakamıyor,” diyorlardı arkamdan. “Kızcağız perişan oldu.” Ama kimse gelip bir tabak yemek getirmemişti ya da “Bir ihtiyacınız var mı?” dememişti.

Derya odasında sessizce oturuyordu. Yanına gittim. Gözleri kocaman, korku doluydu.

“Anne… Beni bırakmayacaksın, değil mi?”

Yutkundum. Ona sarıldım, kokusunu içime çektim. “Seni bırakmak istemiyorum, Derya’m,” dedim titreyen sesimle.

O an kapı çaldı. Sosyal hizmetlerden iki kadın ve bir adam… Ellerinde dosyalar, yüzlerinde soğuk bir ciddiyet.

“Derya’yı hazırlayın lütfen,” dedi kadınlardan biri.

Derya bana sarıldı, ağlamaya başladı. “Anne, gitmek istemiyorum!”

O an içimdeki bütün korkular, bütün önyargılar yıkıldı. Onu bırakmayacaktım! Ne pahasına olursa olsun…

Kadına döndüm: “Lütfen! Bir şans daha verin bize! Ben çalışırım, iki iş yaparım! Derya’yı bırakmayın!”

Kadın başını salladı: “Yasal prosedür böyle. İtiraz hakkınız var ama süreç uzun sürer.”

Derya’nın eşyalarını topladılar. Ben ağlıyorum, Murat sessizce köşede duruyor.

Derya kapıdan çıkarken bana döndü: “Anne… Beni unutma olur mu?”

O an dizlerimin üstüne çöktüm. Hayatımda ilk defa bu kadar çaresiz hissettim.

O günün gecesi Murat’la kavga ettik. “Senin yüzünden!” diye bağırdım ona. “Çalışsaydın, kızını kaybetmezdik!”

O ise sadece sustu. Sonra ağladı… İlk defa bir adamın böyle ağladığını gördüm.

Ertesi gün işe gitmedim. Belediyeye, sosyal hizmetlere koştum. Herkes prosedürden bahsetti: “Başvuru yapın, inceleme başlatılır.” Ama kimse Derya’nın gözyaşını görmüyordu.

Komşular kapımı çaldı: “Geçmiş olsun Zeynep Hanım,” dediler ama gözlerinde merak ve suçlama vardı.

Bir hafta geçti… Ev sessizleşti. Derya’nın sesi yoktu artık. Akşamları odasına gidip yastığına sarıldım.

Bir gün işten dönerken apartmanın önünde Ayşe Teyze’yle karşılaştım.

“Zeynep kızım,” dedi usulca, “Biliyorum çok zor ama pes etme. Benim de zamanında oğlum elimden alınacaktı… Çok mücadele ettim.”

Onun anlattıkları bana güç verdi. Ertesi sabah Murat’la konuştum.

“Murat,” dedim, “Ben bu çocuğu bırakmayacağım! Gerekirse mahkemeye giderim! Sen de iş bulana kadar gece gündüz çalışırım!”

Murat ilk defa gözlerimin içine baktı: “Haklısın Zeynep… Ben de pes etmeyeceğim.”

Beraber sosyal hizmetlere tekrar başvurduk. Mahallede yardım kampanyası başlattık; bazı komşular destek oldu, bazıları yine dedikodu yaptı.

Aylar geçti… Mahkeme günü geldi çattı. Hakimin karşısında titreyerek konuştum:

“Ben Derya’nın annesi değilim ama ona annelik yapmak istiyorum! Onu seviyorum! Lütfen bize bir şans daha verin!”

Hakim uzun uzun baktı bana… Sonra kararını açıkladı: “Aileye altı ay deneme süresi veriyorum. Bu sürede şartlar iyileşirse Derya tekrar ailenize dönecek.”

O an dünyalar benim oldu! Koşa koşa çocuk yuvasına gittik; Derya’yı gördüm… Sarıldık, ağladık.

Altı ay boyunca gece gündüz çalıştım; Murat da iş buldu sonunda. Evimizi toparladık, Derya’nın odasını yeniden düzenledik.

Altı ay sonra sosyal hizmetler tekrar geldi; her şey yolundaydı artık.

Derya tekrar evimize döndü… O gün hayatımda ilk defa gerçekten anne olduğumu hissettim.

Şimdi bazen pencereden dışarı bakarken düşünüyorum: Bir çocuğun kaderi bu kadar kolay değişebilir mi? Toplumun önyargılarıyla savaşmak neden hep kadınların omzunda? Siz olsaydınız ne yapardınız? Derya’yı bırakır mıydınız?