Kaynanamın İyiliği Beni Tüketiyor: Bir Kadının Sessiz Çığlığı
“Elif, bak kızım, bu şekilde olmaz. Patatesleri böyle doğramayacaksın, bak ben sana göstereyim.”
Kaynanam Fatma Hanım’ın sesi mutfakta yankılanırken, elimdeki bıçağı sıkıca kavradım. O an içimden geçenleri kimse duymadı; ama ben, kendi içimde bir fırtına koparıyordum. Yine mi? Yine her şeye karışmak, yine her şeyi daha iyi bildiğini göstermek… Oysa ben sadece akşam yemeğini hazırlamak istemiştim. Kendi evimde, kendi mutfağımda.
Eşim Murat işten eve döndüğünde, annesinin mutfakta bana yardım ettiğini görünce gülümsedi. “Ne güzel, annem yine elini taşın altına koymuş,” dedi. Oysa o taşın altında ezilen bendim. Kimse görmüyordu; ama ben her gün biraz daha küçülüyordum.
Fatma Hanım bizimle aynı apartmanda oturuyor. Evlendiğimizde, “Aileden uzak kalmayın, komşu olalım,” demişti. Murat da annesini kıramadı. Ben de gençliğimin heyecanıyla, “Ne güzel, biri yakınımızda olur,” diye düşünmüştüm. Ama zamanla bu yakınlık, nefes alamadığım bir boğuntuya dönüştü.
Sabahları kapı çalıyor: “Elif, süt kaynadı mı? Bak çocuk aç kalmasın.”
Öğlen: “Ben sana yemek getirdim, uğraşma boşuna.”
Akşam: “Murat’ın gömleklerini yanlış yıkamışsın, ben sana gösteririm.”
Bir gün dayanamadım. Annemle telefonda konuşurken ağlamaya başladım. “Anne, ben bu evde kendi hayatımı yaşayamıyorum. Her şeyime karışıyorlar. Sanki ben hiçbir şeyi doğru yapamıyorum.” Annem sustu bir süre. Sonra, “Kızım, kaynana böyle olur. Sabret, zamanla alışır,” dedi. Ama ben alışamıyordum.
Bir akşam Murat’la tartıştık. “Senin annen iyi niyetli ama bana nefes alacak alan bırakmıyor,” dedim. Murat başını öne eğdi. “O seni düşünüyor Elif. Hem annem yaşlı, kırmak istemiyorum.”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kendi evimde misafir gibiydim. Sabah olduğunda Fatma Hanım yine kapıdaydı. “Elif kızım, dün gece Murat’ın gömleğini ütülememişsin. Ben hallettim ama sen de öğren artık.”
İçimde bir şeyler koptu o an. “Fatma Hanım, lütfen artık bana biraz alan bırakır mısınız? Ben de öğrenmek istiyorum, hata yaparak öğreneyim.”
Yüzüme baktı, şaşırdı. “Ben sadece yardım etmek istiyorum kızım,” dedi.
“Biliyorum ama bu yardım bana iyi gelmiyor,” dedim titreyen sesimle.
O günden sonra aramızda görünmez bir duvar oluştu. Fatma Hanım daha az gelmeye başladı ama bu sefer de Murat’la aramızda soğukluk oluştu. Herkes kırılmıştı; ama en çok da ben.
Bir gün oğlum Ege ateşlendi. Panikledim, ne yapacağımı bilemedim. Fatma Hanım hemen geldi; elinde ıhlamur, eski usul yöntemlerle oğlumu iyileştirmeye çalıştı. O an anladım ki onun sevgisi de kendince bir koruma şekliydi. Ama ben kendi anneliğimi yaşayamadan büyüyemeyecektim.
Bir akşam sofrada sessizlik vardı. Murat başını kaldırıp bana baktı: “Elif, annemle aranda ne oldu? Eskisi gibi değilsiniz.”
Derin bir nefes aldım: “Murat, ben bu evde kendi hayatımı kurmak istiyorum. Hatalarımla, doğrularımla… Senin annen iyi biri ama ben onun gölgesinde yaşamak istemiyorum.”
Murat uzun süre sustu. Sonra başını salladı: “Haklısın Elif. Belki de biz aile olmayı yanlış anladık.”
O günden sonra Fatma Hanım’la konuşmaya başladık. Ona hislerimi anlattım; o da kendi korkularını paylaştı: “Ben de yalnız kalmaktan korkuyorum kızım,” dedi gözleri dolarak.
Hayat bazen en yakınlarımızla bile sınanmak demekmiş. Şimdi aramızda daha sağlıklı bir mesafe var; ama hâlâ bazı günler kendimi yetersiz hissediyorum.
Bazen düşünüyorum: Bir kadının kendi evinde özgür olması neden bu kadar zor? Yardım adı altında üzerimize yüklenen bu görünmez yükleri kim görecek? Sizce ailede sınır koymak bencillik mi yoksa bir hak mı?