Gidişin Geri Dönüşü Olmaz: Beklentilerin Zincirini Kırdığım Gün
“Sen nereye gidiyorsun Elif?” Annemin sesi, mutfaktan yükselen çaydanlığın tıslaması kadar keskin ve sıcak. Elimdeki küçük valizi sımsıkı tutuyorum, parmaklarımın eklemleri beyazlamış. Babam, gazeteyi bir kenara bırakıp gözlüğünün üzerinden bana bakıyor. “Kızım, bu yaşta tek başına yolculuk mu yapılır? Hem de şimdi mi?”
İçimde fırtınalar kopuyor. Yıllardır ailemin yükünü omuzlarımda taşıdım; abim iş bulamadı diye onun borçlarını ödedim, annem hastalandı diye geceleri başında bekledim, babam emekli maaşı yetmedi diye ikinci işte çalıştım. Üniversiteyi bitirince hemen işe girdim, aldığım ilk maaşı eve getirdim. Herkesin hayali vardı, benimkiler ise hep bir sonraki bahara ertelendi.
Ama artık bahar gelmiyor. İçimde bir yer, “Elif, sen de varsın!” diye bağırıyor. Yıllarca başkalarının mutluluğu için yaşadım, kendi mutluluğumdan vazgeçerek. Şimdi ise ilk defa sadece kendim için bir şey yapmak istiyorum: Tek başıma Kapadokya’ya gitmek. Sırf gökyüzünde balonların arasında kaybolmak, sabahın köründe sıcak çayın buharında kendimi bulmak için.
Annem gözyaşlarını saklamaya çalışıyor. “Kızım, başına bir şey gelirse? Ya orada kötü insanlar varsa?” Babam daha da sertleşiyor: “Biz sana güvenmiyoruz demiyoruz ama… El âlem ne der?”
El âlem… Hayatım boyunca en çok korktuğum cümle bu oldu. El âlem ne der? Komşular ne düşünür? Akrabalar ne konuşur? Sanki herkesin hayatı benim üzerimden şekilleniyor. Bir an gözlerim doluyor ama yutkunuyorum. “Anne, baba… Ben iyiyim. Sadece biraz kendime vakit ayırmak istiyorum. Ne olur anlayın.”
Abim kapının önünde dikiliyor, yüzünde alaycı bir gülümseme: “Senin neyine tek başına gezmek? Evde iş bitmedi ki!”
İşte tam o an, içimdeki zincirlerin kırıldığını hissediyorum. O valizi yere bırakıp abime dönüyorum: “Yeter! Hepiniz için yıllarca kendimi unuttum. Bir kere de ben kendim için bir şey yapacağım.”
Evde buz gibi bir sessizlik oluyor. Annem ağlamaya başlıyor, babam öfkeyle odasına çekiliyor. Ben ise ilk defa hafifliyorum. Valizimi alıp kapıyı çekiyorum; arkamdan yükselen fısıltılar, suçlamalar ve gözyaşlarıyla birlikte.
Otobüs terminalinde beklerken içimde hem korku hem de heyecan var. Yanıma oturan yaşlı bir teyze bana bakıp gülümsüyor: “Kızım, nereye gidiyorsun böyle tek başına?”
“Kapadokya’ya teyze,” diyorum utangaçça.
Teyze başını sallıyor: “Aferin sana! Gençken ben de çok isterdim ama cesaret edemedim. Korkma, hayat kısa.”
O an anlıyorum ki yalnız değilim; benim gibi hayallerini erteleyen, korkularına yenik düşen nice kadın var bu ülkede.
Yol boyunca annemden gelen mesajlar susmuyor: “Dikkatli ol kızım.” “Yabancılarla konuşma.” “Bize haber ver.” Babamdan ise tek bir mesaj: “Dönüş biletini unutma.”
Kapadokya’ya vardığımda sabahın ilk ışıklarıyla gökyüzü rengarenk balonlarla dolu. Oteldeki odamdan dışarı bakarken içimde tarifsiz bir huzur var. İlk defa kimseye hesap vermeden nefes alıyorum.
Bir gün sabah erken kalkıp balon turuna katılıyorum. Yanımda başka kadınlar da var; biri yeni boşanmış, biri işinden istifa etmiş, biri ise annesini kaybetmiş. Herkesin hikayesi farklı ama ortak noktamız aynı: Kendi hayatımızı yaşama cesareti.
Balon gökyüzüne yükselirken aşağıdaki kasabayı izliyorum; minik evler, dar sokaklar ve uzaklarda kaybolan yollar… O an içimdeki yüklerin birer birer hafiflediğini hissediyorum. Gözlerimden yaşlar süzülüyor ama bu sefer acıdan değil; özgürlükten.
Bir akşam otelin terasında çay içerken annem arıyor. Sesi titrek: “Kızım, iyi misin?”
“Çok iyiyim anne,” diyorum. “Keşke sen de burada olsan.”
Bir süre sessizlik oluyor. Sonra annem fısıldıyor: “Belki ben de bir gün cesaret ederim.”
O an anlıyorum ki benim bu yolculuğum sadece bana değil, anneme ve belki de başka kadınlara da umut olmuş.
Dönüş yolunda içimde karmaşık duygular var. Eve girdiğimde babam suratını asıyor ama annem sarılıyor bana. Abim ise hâlâ alaycı bakıyor ama artık umurumda değil.
O gece yatağımda uzanırken düşünüyorum: Yıllarca başkalarının beklentileriyle yaşadım ama ilk defa kendi sesimi duydum. Peki sizce ben bencil miyim? Yoksa insan bazen sadece kendisi için mi yaşamalı?