Bir Yanlış Alarmın Ardında: Küçük Bir Anadolu Kasabasında Bir Gecede Kopan Fırtına
“Zeynep! Zeynep, oğlum nerede?!”
O an, kalbim göğsümden fırlayacak sandım. Elimde titreyen telefon, gözlerim yaşlı kadının yüzünde. Gözleri dehşetle açılmış, sesi çatallaşmıştı. Ben ise kelimeleri toparlayamıyordum. “Bilmiyorum… Bir an gözümden kayboldu… Sadece iki dakika… Yemin ederim, sadece iki dakika!”
O akşam, kasabanın en sessiz sokağında, herkesin birbirini tanıdığı o küçük Anadolu kasabasında, hayatımın en büyük kabusunu yaşadım. Ben, Zeynep Yıldız. Üniversiteye hazırlanırken harçlığımı çıkarmak için çocuk bakıcılığı yapıyordum. O akşam, komşumuz Ayşe Teyze’nin altı yaşındaki oğlu Emir’e bakıyordum. Emir her zamanki gibi yaramazlık yapıyor, ben de ona göz kulak olmaya çalışıyordum. Ama bir an… Sadece bir an gözümden kayboldu.
Ayşe Teyze markete gitmişti. Ben Emir’i salonda çizgi film izlerken bırakıp mutfağa geçtim. Bulaşıkları yıkarken bir ses duydum; döndüğümde Emir yoktu. Önce evin içinde aradım, banyoya baktım, odalara koştum. Yoktu. Pencereden dışarı baktım, sokakta da görünmüyordu. Panik içinde Ayşe Teyze’yi aradım. O da hemen eve koştu. Sonra bağırmaya başladı: “Oğlum nerede?!”
Bir anda bütün mahalle ayağa kalktı. Komşular kapılarını açtı, herkes sokağa döküldü. “Emir kaybolmuş!” diye bağıran biriyle birlikte haber yayıldı. Polis çağrıldı, jandarma geldi, köpekler getirildi. Annem babam da koşarak geldi. Annem bana sarıldı ama babam yüzüme bile bakmadı.
O anlarda içimdeki suçluluk duygusu beni boğuyordu. “Benim yüzümden… Benim dikkatsizliğim yüzünden…” diye kendimi yiyip bitiriyordum. Ayşe Teyze’nin gözyaşları, komşuların fısıldaşmaları, polisin sorgulayan bakışları… Hepsi üzerime üzerime geliyordu.
Polis memuru Murat Bey bana sorular sordu:
— En son ne zaman gördün?
— Salonda çizgi film izliyordu…
— Kapı kilitli miydi?
— Evet… Yani… Emin değilim…
O an fark ettim ki kapının kilidini kontrol etmemiştim. Belki de Emir dışarı çıkmıştı. Ya başına bir şey geldiyse? Ya kaçırıldıysa? Ya…
Kasaba meydanında arama ekipleri toplandı. Herkes el fenerleriyle sokak sokak Emir’i arıyordu. Sosyal medyada paylaşımlar başladı: “Emir Yıldız kayıp! Görenler lütfen haber versin!”
Ben ise evin köşesinde dizlerimin üstüne çökmüş ağlıyordum. Annem yanımda oturuyordu:
— Kızım, kimse seni suçlamıyor…
Ama biliyordum ki herkes beni suçluyordu.
Saatler geçti. Gece yarısına doğru bir ses duyuldu: “Buldum! Emir burada!”
Herkes koşarak eski ilkokulun bahçesine gitti. Emir orada, salıncakta uyuyakalmıştı. Meğer marketten dönerken Ayşe Teyze’nin peşinden gizlice çıkmış, sonra oyun oynamak için okula gitmişti.
Ayşe Teyze oğluna sarılırken ben derin bir nefes aldım ama içimdeki yük azalmadı. Herkes rahatladı ama bana bakan gözlerde hâlâ bir suçlama vardı.
Ertesi gün kasabada dedikodular başladı:
— Zeynep nasıl bakıcıymış öyle?
— Bir çocuğa bile sahip çıkamıyor…
— Kendi çocuğu olsa ne yapacak?
Okula gittiğimde arkadaşlarım bana acıyarak bakıyordu. Bazıları ise arkamdan fısıldıyordu:
— Duydun mu? Zeynep’in yüzünden bütün kasaba ayağa kalkmış…
Bir hafta boyunca evden çıkmadım. Annem bana destek olmaya çalıştı ama babam sessizliğe büründü. Akşam yemeklerinde göz göze gelmiyorduk bile.
Bir gece babamla mutfakta karşılaştık:
— Baba…
— Evet kızım?
— Çok üzgünüm…
Bana uzun uzun baktı:
— Hata yapmak insana mahsus Zeynep. Ama önemli olan hatadan ders almak.
O gece sabaha kadar düşündüm. Gerçekten ben mi suçluydum? Yoksa kasabanın baskısı mı beni bu kadar ezmişti? Ayşe Teyze birkaç gün sonra yanıma geldi:
— Zeynep, ben sana kızmadım hiç. Oğlumun başına bir şey gelmedi ya, şükürler olsun.
Ama kasaba unutmadı.
Aylar geçti, ben başka işlerde çalışmaya başladım ama o geceyi asla unutamadım. Herkesin birbirini tanıdığı küçük bir yerde bir yanlış alarm bile insanın hayatını altüst edebiliyormuş.
Şimdi bazen pencereden dışarı bakıp kendi kendime soruyorum: Bir hata yüzünden insan sonsuza kadar yargılanmalı mı? Siz olsaydınız ne yapardınız?